UNUTAMADIĞIM HATIRALARDAN-9

   GÖRMESİ, İŞİTMESİ VE KONUŞMASI OLMAYAN BİR ŞAHIS      

   İmam Hatip Lisesinde meslek dersleri öğretmeni olduğumuz için, öğrencileri imamlık, müezzinlik ve vaaz görevleri için hazırlar sonra da yetenekli öğrencileri imkanlar ölçüsünde camilere götürür tatbikat yaptırırız. Böylece hem öğrencileri mesleğe hazırlar hem de yeni kişilerle tanışmış oluruz.

     Bir Ramazan günü  böyle bir tatbikat için bir-kaç öğrenciyle birlikte ilçeye yaklaşık 15 km uzaklıktaki o zamanlar köy olan Gürağaç’a gittik. Bir öğrencimiz namazdan önce camiide vaaz edecek, bir öğrencimiz teravih kıldıracak,  iki öğrencimiz ezan okuyup kamet getirecek. Bir-kaç öğrencimiz de teravih namazının aralarında ilahiler-ümniyyeler okuyacak, biz de onlara rehberlik edecektik.
    Okul idaresi daha önceden gerekli mercilere haber veriyorlardı. Bu sefer de verilmişti. O köyün güzel bir gelenekleri varmış. Ramazan ayı boyunca her gün gönüllü ailelerden biri görevlendirilir imiş. O aile, o gün evini misafir gelecek biçimde hazırlar ve yemeğini ona göre yaparmış. vakitli-vakitsiz köye bir misafir gelirse o eve yönlendirilir imiş.
      Biz, akşama yakın köye vardığımızda o günkü nöbetçi eve götürdüler. Daha önce haber verildiği için de ev sahibi sağ olsun daha bir hazırlanmış. Biz iftarı beklerken, iftara 10 dakika kala altmış yaşlarında gözüken bir misafir daha getirdiler. 
Bu şahsın iki gözü de kördü, kulakları sağırdı ve konuşamıyordu,yani dilsizdi. 
   O zamana kadar görme engelliler görmüştüm. Hatta fakülte dördüncü sınıfa giderken on kadar arkadaş bir vakıf evinde kalmıştık ve arkadaşımızın birisi görme engelliydi. Onların gözü görmüyordu ama işitiyor ve konuşuyorlardı. 
   İşitme engellileri de görmüştüm ortaokul yıllarında mahallemizde böyle bir arkadaş vardı ve hareketler yardımıyla bir birimizle iletişim kurardık. Onlar da duyamıyorlar ve duyamadıkları için de konuşamıyorlardı. Ama görüyorlar ve işaretlerle anlaşıyorlardı. 

Fakat bu yeni gördüğümüz şahsın durumu farklıydı ve hayatı çok zordu. Ayrı bir yere tepside yemek getirdi ev sahibi. Dış dünya ile ilişkisini sadece dokunma yoluyla sağlayabiliyordu. Ben de bir yandan yemeğimi yerken diğer taraftan o şahsı gözlemledim. O kadar zor bir hayatı vardı ki anlatamam.
  İsra suresi 97. ayet geldi aklıma… 
"Allah kimi doğru yola iletirse işte o, doğru yolu bulmuştur. Kimi de saptırırsa böyleleri için O'nun dışında dostlar bulamazsın. Onları kıyamet günü körler, dilsizler ve sağırlar olarak yüzüstü haşredeceğiz. Varacakları yer cehennemdir. Cehennemin ateşi dindikçe, onlara çılgın ateşi artırırız."(1) 
Bu ayeti düşündüm. Mahşerde kör, sağır dilsiz olarak haşrolan bir de yüzükoyon yürümeye çalışan  insanları...
  Bu Ayet-i Kerimeyi düşünürken şöyle bir manzara canlandı gözümde:
 Sur'a ikinci kez üflenmiş ve bütün insanlar tekrar dirilmişler. Her yer insan… 
iğne atsan yere düşmeyecek. Ve yukarıda bahsedilen biçimde haşrolan insanlar.
Nereye gideceğini   göremiyor, bilemiyor, soramıyor, konuşamıyor, Konuşulanı duyamıyor. İnsanların ayakları altında eziliyor ve üzerine basan kişilere bir şey diyemiyorlar.
 Rabbim böyle duruma düşmekten muhafaza buyursun. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

MANŞET!

RÖPORTAJ

 https://youtu.be/Wo_cX-JKGWU?si=O2IpQY7RbOpsRdhV