BABAN NE İŞ YAPIYOR
OKULDAKİ BİR HATIRAM
Çalıştığım liselerden 11 veya 12. sınıflardan birisinde ders işlerken, anlattığım şeye şaşırdığını tahmin ettiğim kız öğrencilerimden birisi "oha" deyiverdi.
Derse kısa süreliğine ara vererek öğrencimizin ismini söyledim ve güzel bir uslupla "oha" ne demek kızım" diye sordum
"Şaşırma ifadesi olarak kullanmıştım hocam" diye cevap verdi. "Ben de öyle tahmin etmiştim. Şayet onun gerçek anlamını bilseydin sen kesinlikle böyle bir kelimeyi söylemezdin." deyince bütün öğrenciler dikkat kesildiler. "Bu kelimenin öküzlere söylenen bir komut olduğunu" belirtince kızımızın yüzü kızardı ve özür diledi.
Ben de, bu sözden dolayı alınmadığımı belirtip, "maksadım seni mahcup etmek değildi. Çünkü gençlerin kendi aralarındaki konuşmalarında zaman zaman bu kelimeyi kullandıklarını duyuyorum. Bir çok genç bu argo kelimenin anlamını bilmediğinden değişik yerlerde kullanıyorlar. Bunun için "oha" kelimesinin anlamını sınıfa öğretmek istedim" diyerek meramımı açıkladım. Öğrencimiz de teşekkür etti. Sonra tüm sınıfı anlamını bilmedikleri kelimeleri kullanırken dikkatli olmaları konusunda uyardım.
Sadece gençler değil, büyükler bile bazen öyle laflar ediyorlar ki anlamını bilseler kesinlikle o sözleri o ortamda söyleyemezlerdi.
Bu olayı vesile ederek şunları söylemek istiyorum: Bir şeyi öğretirken yeri ve zamanını iyi tesbit edersek muhataplarımız anlattığımızı daha iyi öğrenirler. daha iyi kavrarlar ve öğrendikleri kalıcı olur.
Bahsettiğim "oha" kelimesini herhangi bir derste argo kelimeler başlığıyla anlatsaydım bu kadar dikkat çekmez ve akılda bu kadar kalıcı olmazdı.
İkinci olarak öğrencimizin yanlışına, kızarak, hakaret ederek tepki verseydim o öğrenciyi kaybetmiş olurdum. (Muhtemelen bana kırılır, bundan sonra beni, dersimi ve nasihatlerimi önemsemezdi)
Bence eğitim fark ettirmektir. Bunu yaparken de kırıp dökmeden yapmaktır.
Ne demiş atalarımız: "Oha vardır öküz durdurur; oha vardır saban kırdırır."
Hepimiz öğretmen değiliz lakin neticede hepimiz (en azından ailemiz icin) birer eğitimciyiz.
Ali USLU 02/12/1924 TAVŞANLI.
SAKIN KIYASLAMAYIN.
Küçük veya okul çağında çocukları olan kardeşlerim.
Sakın çocuklarınızı başka çocuklarla kıyaslamayınız.
Her çocuk özeldir. Hepsinin kapasiteleri, öğrenme süreleri ve öğrenme süreçleri, yetenekleri, ilgi alanları farklı farklıdır.
Bazıları küçük yaşta öğrenirlerken bazılarının motoru daha geç açılır fakat ileride bahsettiğimiz diğer çocuklara yetişir veya onları geçebilir.
Aceleci davranıp, çocuklarınızı başkalarıyla kıyaslayarak mutsuz olmayın ve onları mutsuz etmeyin.
Yapılması gereken onlara güzel örnek olmak ve (usulüne uygun olarak/ bıktırmadan) güzel ahlakı öğretmektir.
Ali USLU
EĞİTİM FARKINA VARDIRMAKTIR
OKULLARDAKİ AKRAN ZORBALIĞI
EĞİTİMLE İLGİLİ BAZI TESBİTLERİM
EĞİTİMLE İLGİLİ BAZI TESBİTLERİM.
*Çocuğa değer vermek ve bunu söz ve davranışlarla hissettirmek eğitimin anahtarıdır.
*Çocuğun olumlu davranışları takdir edildikçe çocuk onlara yenilerini de ekler.
*Olumlu davranışları görmezden gelinen çocuğa, olumsuz davranışları söylendiğinde nasihat etkisiz kalır.
*Önce olumlu davranışları takdir edilip, sonra olumsuz davranışı hatırlatılıp "Bu sana yakışmıyor" gibi sözlerle ikaz edilen çocuğa bu uyarı daha çok etki eder.
*Çocuğun olumlu davranışlarını arkadaşlarının yanında takdir etmek, hatalarını özelde söylemek etkiyi artırır.
*Küçük düşürücü ifadeler çocuğun sizden uzaklaşmasından / nefret etmesinden başka işe yaramaz.
*Bir çocuğun hatalarını sürekli tekrar edip söylediğinizde söz etkisini kaybeder.(yalama olur.)
*Aynı nasihatleri sık sık yaptığınızda, nasihat sıradanlaşır, etkisini kaybeder. Ayrıca nasihat için uygun zaman ve zemin beklenilmelidir.
* Çocuklarınıza başkalarının yanında yaptığınız nasihat veya uyarılar "hakaret olarak algılanırmış."
*Güzel örnekler anlatmak çocukları olumlu düşünmeye ve anlatılan örnek kişileri rol model almaya yönlendirir.
*Her çocuğun öğrenme / kavrama süreleri aynı değildir. Bunu dikkate alarak sabırla yaklaşmak öğrencinin ve öğretmenin ruh sağlığı açısından önemlidir.
*"Her çocuk özeldir" diye bir söz vardır. Bu söz eğitim açısından çok önemlidir.
EĞİTİMDE (BİR KÖTÜ, BİR İYİ) İKİ ÖRNEK
KÜÇÜCÜK BİR ÖĞRETMEN, KOCAMAN BİR ÖĞRENCİ
İLK OKUL ÖĞRETMENİM
ÖĞÜT ALMAKTAN HOŞLANMAYAN GENÇLERE NE YAPALIM
EĞİTİM ANLAYIŞIMDA UFKUMU AÇAN BİR AYET-İ KERİME.
EĞİTİMİN ENGELLERİ
EĞİTİM İKNA İLE OLUR
-Hocam! Çocuk ve genç eğitiminde en önemli şeyler nelerdir?
*-Kardeşim, benim gözlemlerime ve tecrübelerime göre eğitimde en önemli şeylerden birisi, hatta en önemlisi ikna etmektir. Bunun değişik metotları vardır, süreç uzun zaman isteyebilir.
Öğretildiği halde ikna edilmeyen çocuk eğitilmiş sayılmaz.
ÇOCUK EĞİTİMİNDE İKNA YÖNTEMİ VE TEHDİT
ÜÇ TİP ÖĞRENCİ VELİSİ VARDIR
ÜÇ TİP ÖĞRENCİ VELİSİ VARDIR
HIRSIZ FOBİSİ
Dün, odalarında yalnız kalamayan çocuklarla ilgili yazmıştım. Çocukların korku sebeplerinden bir tanesi de odaya hırsız girme korkusuydu. Bu gün bu madde üzerinde yazacağım inşaallah.
Hırsızlık sadece kişilerin malına zarar vermekle kalmıyor, hane halkından birisiyle karşılaşıldığında sonuç bazen yaralama ve cinayete kadar gidebiliyor.
Ayrıca, sadece o evde değil o mahallede bu haberi duyan kişilerde özellikle çocuklarda değişik psikolojik travmalar oluşturabiliyor.
Kızım 6-7 yaşlarında iken bizim mahallede de hırsızlık olayı olmuştu. Doğal olarak bayanların beraber oturdukları yerlerde bu durum konuşulmuş ki daha önce karanlıktan korkmayan, akşamları öbür odalara rahat gidebilen kızım, akşamları yalnız başına öbür odalara gidememeye başlamıştı. Bana da hırsız ve hırsızlıkla ilgili sorular soruyordu.
Anladığım kadarıyla bilinç altına bir hırsız fobisi yazılmıştı. Bilgisayar tabiriyle bu yazılımı değiştirmek istedim.
Hırsızlık ve hırsızla ilgili sorular sorduğu bir akşam Onu yanıma oturtup dedim ki:
"Benim orta okulda okuttuğum zayıf, çelimsiz, herkesin rahatlıkla dövdüğü, kızlardan bile dayak yiyen bir öğrencim vardı... Sonra okuldan mezun olmuştu ne yaptığını bilmiyordum.
Ben haftada bir gün cezaevine mahkumlara ders vermeye gidiyordum. Bir gün yine gittiğimde o çelimsiz çocuğu orada görünce şaşırdım. Neden cezaevine girdiğini öğrendiğimde hayret ettim. Meğer o çocuk bir bakkal dükkanını geceleyin soymaya kalkmış sonra da yakalanmış, ve cezaevine koymuşlar... (Bu parağraf gerçek idi)
Bu hırsızlar çok korkak, güçsüz kimselerdir. Zannedersem dışarıda bir iş yapmaya güçleri yetmediği için hırsızlık yapıyorlar." Gibi cümlelerle kızımın zihnindeki hırsız imajını zayıflatmaya çalışıyordum.
Kızım dedi ki: baba evimize hırsız gelse ne yaparsın?
Sesimi biraz kalınlaştırıp biraz da yüksek sesle dedim ki:
"Kulağından tuttuğum gibi kaldırır doğru dışarı atarım."
Kızım çok rahatladı gülümsedi ve dedi ki:
"Baba kolunun kuvvetini görebilir miyim?
Şöyle pazumu biraz şişirerek kolumu gösterdim. Kızım kolumu tuttu ve
"Aslan babam, güçlü babam..." gibi şeyler söyledi. Bu günden sonra kızımdaki hırsız korkusu gitti ve fabrika ayarlarına geri döndü.
ALİ USLU
ODASINDA YALNIZ KALAMAYAN ÇOCUKLAR
(EĞİTİM YAZILARI)
ODASINDA YALNIZ KALAMAYAN ÇOCUKLAR
İlk öğretimde derse girdiğim zamanlarda bir kaç öğrenci velisi çocuğunun tek başına odasında yatamadığını hatta yalnız kalamadığını söyleyip bana çare sormuşlardı.
Bu olay üzerine dersine girdiğim 4. ve 5. sınıfların bazılarında:
"Evinde kendi özel odası olduğu halde geceleyin tek başına yatamayanlar parmak kaldırsın" dediğimde tahminimin ötesinde parmak kalktığını sınıflardaki öğrencilerin yarısından fazlasının odasında çeşitli korkulardan dolayı yalnız yatamadıklarını öğrendim.
Bu durumun hangi sebeplerden meydana geldiğini öğrenmek için bazı öğrencilerle özel veya grup halinde görüşmeler yaptığımda korkunun sebep olduğu en belirgin şeyler şunlardı:
1-İzledikleri bir korku filminden etkilenmeleri.
2-Arkadaşlarının anlattığı abartılı/çoğu gerçek dışı cin hikayelerinden etkilenmeleri.
3-Mahallelerinde meydana gelmiş hırsızlık olayından etkilenmeleri. (Hırsız gece eve girdiği için kendi odasına da girme korkusu hissetmesi)
Bunlar haricinde bireysel sebepler de vardı. Fakat en önemlileri bunlardı.
Burada dikkat edilmesi gereken şey çocukların korku filmlerinden uzak tutmak, abartılı cin hikayelerine karşı çocukları önceden bilinçlendirmektir.
3. Madde ile ilgili önerilerimi inşaallah başka yazımda paylaşacağım.
“Yalnız yatamıyorsanız kiminle ve nerede yatıyorsunuz?” sorusunu sorduğumda kardeşi veya abisi/ablası olanlar, onlarla aynı odada yattıklarını söylediler.
Kardeşi olmayanlar veya kardeşi çok küçük olanlar, anne babalarının yanında yattıklarını söylediler. Bazıları anne babalarının yataklarında yattıklarını söylediğinde iyice hayret etmiştim. Çünkü 4 ve 5. sınıfa giden çocukların anne babalarının yaş ortalaması 30 ile 45 arasındaki yaşlardır. Bu durumun çocukta ileride ne gibi travmalara yol açacağını bilemeyiz. Buna çok dikkat etmek lazım. Çocuk yalnız yatamıyorsa anne veya babanın birisi onun odasında yatması daha uygun olur.
ALİ USLU
BABASINDAN NEFRET EDEN ÇOCUK (EĞİTİM YAZILARI)
Yıllar önce yaşadığım eğitim ile ilgili
ilginç bir anımı sizlerle paylaşmak istedim ki aynı hatalar tekrarlanmasın
diye...
Biraz psikolojiye merakımdan, biraz da yapım
gereği öğrencilerin dertlerine çare olmaya çalıştığımdan olsa gerek, bazen
öğrenciler bazen de öğrenci velileri, öğrencileri ile ilgili sıkıntılarını bize
danışırlardı. Biz de imkanımız ölçüsünde yardımcı olmaya çalışır, ciddi
problemlerde ilgili yerlere yönlendirir idik.
Bir gün mühendis bir baba 8. sınıfa giden
çocuğunun problemlerinin çözümü için bana gelmişti. Babaya göre çocuk yeterince
ders çalışmıyordu.
Çocukla özel görüşme istedim. Çocuğu
dinlediğimde anlattığı şeyler çok dikkatimi çekti. Çocuğun anlattıkları özet
olarak şöyleydi:
Hocam! Biz saat üçte okuldan çıkıyoruz bazen
arkadaşlarla takılıp sohbet ediyoruz. Zaten dersten yeni çıkmışız beynimiz
yorgun. Yarım saat veya kırk dakika sonra eve geldiğimde babam bana matematik
hesabı yaparak nasihate başlıyor. Mesela diyor ki.
Bak oğlum! saat üçte okuldan çıktın. Eğlene
eğlene gelsen bile on dakikada eve gelebilirdin. Ama sen yarım saatte geldin.
yirmi dakika geciktin. Yirmi dakikada 15-20 soru çözerdin. Bu, on günde 150
-200 soru, otuz günde 450 -600 soru yapar. Şu kadar ayla çarpınca şu kadar soru
yapar. Bu da liselere giriş sınavında şu kadar kişinin önüne geçmen demektir
v.s.
Hocam! Hemen her gün buna benzer konuşmalar,
nasihatler... Bu da benim moralimi bozuyor ders çalışmaya odaklanamıyorum.
Anladığım kadarıyla çocukta bir problem
yoktu.Karşımda gayet normal ve mantıklı konuşan fakat her gün aynı nasihatları
dinlemekten bıkan fakat babasına da bir şey diyemeyen 14 yaşlarında bir ergen
vardı.
Konuşmalarından babasının iyi niyetle de olsa
her gün yaptığı nasihatlerin onda psikolojik anlamda allerji yaptığı belliydi. Çocuğun
babasına karşı neler hissettiğini anlamak için ona ismiyle hitap ederek dedim
ki:
".........
baban vefat etse ne yaparsın?"
Çocuk hiç düşünmeden cevap verdi:
"Vallahi sevinirim hocam."
Böyle bir durumun yaşanması durumunda çocuk
hangi duyguları yaşardı bilemem. Fakat çocuğun babasının ölümüne sevinecek
dereceye gelmesi ve babasından nefret etmesi gerçekten çok üzücüydü.
Tabi çocuğa onun anlayacağı seviyede
örneklerle nasihatler vermeye çalıştık. Babasına olan bakış açısını
değiştirmeye çalıştık. Babasına da çocuğun düşüncelerini söylemeden o yaşların
psikolojisini ve davranışlarını anlatarak bazı önerilerde bulunduk. Zihni
dinlendirmenin ve moralli bir çalışmanın verimi artırdığını anlatmaya çalıştık.
Allah Teala, aileye güzel ahlaklı,
sağlıklı ve en az ortalama zekaya sahip bir çocuk ihsan ediyor. Fakat ebeveynin
yanlış tutum ve davranışları, haddinden fazla nasihatleri hem çocuğun moralini
bozuyor, motivasyonunu azaltıyor hem de ailesine karşı sevgisini azalıyor.
Ayrıca ailenin tamamı boşu boşuna huzursuz ve mutsuz oluyorlar.
Atalarımız ne güzel söylemişler:
"Vusulsüzlüğümüz (amaca ulaşamamamız)
usulsüzlüğümüzdendir"
ALİ USLU
KESKİN SİRKE KÜPÜNE ZARAR
"Keskin sirke küpüne zarar
verir" demiş atalarımız.
Eğitimcilik hayatımda bazı agresif
çocuklar tanıdım. Bazıları ailesi tarafından (belki de hiç farkında olmadan)
şımartılmış çocuklardı.
Bu tür ailelerin ortak özellikleri
şöyleydi:
*Çocukları haklı da olsa haksız da olsa
çocuklarının arkasında duruyorlardı. Okula gelip idareyle, öğretmenle
tartışırlar, hatta tehdit etmeye çalışırlardı.
*Çocuğunun problem yaşadığı öğrenciyi
tehdit ederlerdi.
*Çocuğunun anlattıklarını yüzde yüz
doğru kabul ederek karşı tarafları suçlarlardı.
Bu çocuklardan uzun vadede takip
edebildiklerimde gördüğüm durum şu oldu:
*Çok zekiler de dahil eğitimlerini yarım
bıraktılar.
*Çoğunluğu gayr-i meşru, ve kanun dışı yollara
bulaştılar.
*Büyüdüklerinde isteklerini karşılamayan
/veya karşılayamayan kendi ailelerine zarar verdiler. (Dövme yaralama gibi.)
*Çocukları sebebiyle bazı ailelerin aile
düzenleri bozuldu ekonomileri çöktü.
Çocukların yanlış davranışlarına destek olmak sonuçta en çok o aileye zarar veriyor, sonra da topluma...
EV GENÇLERİ
EV GENÇLERİ
Bu gün yeni bir tabir öğrendim. Okulunu bitirmiş (iş bulamadığı veya iş beğenmediği için) iş yapmayan genelde evde oturan 25-35 yaş arası gençlere "ev gençleri" deniliyormuş. Özellikle büyük şehirlerde bu gençler oldukça yoğun durumda imiş.
Bu durumu herkesi üniversite okumaya
yönlerdirmenin kaçınılmaz bir sonucu olarak görüyorum. Üniversite mezunu genç
her işi beğenmez. Bazı işleri yapsa da mecburiyetten yapar. Bazı meslekler için
ise yaşı geçmiştir.
İşin doğrusu bu devirde üniversiteyi
kazanmak hiç de zor değil. Vasatın çok altındaki öğrenciler bile bir yerleri
rahat kazanabilirler. Zar zor da olsa bitirebilirler. Fakat sonrası ne olacak?
Ülkenin ihtiyaçları nelerdir? Çocuğun
kapasitesi ve yetenekleri nelerdir bunları önceden düşünmek ve ona göre
yönlendirmek gerekir. Aksi durumda ev gençleri sayısına ilave yapmış oluruz.
MANŞET!
İNSANI ÖZGÜRLEŞTİREN İKİ CÜMLE.
Allahu Ekber" - Allah en büyüktür, Allah tek büyüktür" Sözüne iman etmiş kimseler için artık diğer tüm büyükler(!) (büyüklük tas...