"Ey iman edenler! Allah'tan, O'na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin." (Âl-i İmrân /102)
Yukarıdaki ayet-i kerimede ilk bakışta birbirinden bağımsız iki ayrı cümle var gibi görünüyor:
1- Allah'tan gereği gibi korkmak (hakkıyla takva sahibi olmak)
2- Müslüman olarak emaneti teslim etmeye azami gayret göstermek.
Ayeti kerime içerisinde birbirinden bağımsız gibi görünen bu iki cümleyi biraz tefekkür edince aralarında çok önemli bir bağ / alâka olduğu zihnime düştü. Şöyle ki:
Kişinin takvaya uygun hayat sürmesi ile müslüman olarak can vermesi ihtimalinin birbiriyle doğru orantılı olduğunu düşündüm. (Allâhü e'lem)
Aşağıdaki Teğâbun suresi 16. ayette ise takvamızın asgari ölçüleri belirtiliyor. Takvâ ölçümüz ne kadar ve nasıl olmalıdır sorusuna cevap veriyor.
"O hâlde, gücünüz yettiği kadar Allah'a karşı gelmekten sakının..."
Malumdur ki, insanların maddi, mânevi, fiziki, ekonomik ve sosyal manada güçleri aynı değildir.
Devamında ise takvaya ulaşmanın bazı yolları öğretiliyor:
"... Dinleyin, itaat edin, kendi iyiliğiniz için harcayın. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir."
Rabbimiz, nefsimize ve neslimize, Allah Teâlâ'dan hakkıyla korkarak yaşamayı (Emir ve yasaklarına titizlikle sarılarak yaşamayı) emaneti teslim etme zamanı gelince, mü'min, muvahhid, müslüman olarak ruhumuzu teslim etmeyi lutfeylesin.
23. 07.2026 - Ali USLU