7/3/2011
tarihli zaman gazetesinde A.Turan ALKAN bir mahalli gazetede Rahmetli N.ERBAKAN
hocaya atılan iftiraya nasıl alet olduğunu itiraf ediyor. Sivas’tan atılan bu
iftirayı sadece o gazeteyi okuyanlar değil Kütahya’da lise öğrencisiyken ben de
duymuştum. Yanlışlara alet olmamak için
yazıyı okumanızı tavsiye ederim.
Ali USLU
********
Ahmet Turan
Alkan'ın köşe yazısı
Bir utanç
hâtırası
O günlerde,
mahalli gazetede yazı işleri müdürüyüm (Başka müdürlük de görmedik zaten!).
Sağda-solda
hayli anlattım; müdürlük haricinde herşeyle uğraşıyorum gazetede; haber, köşe
yazısı, mizanpaj, tashih okuma, soba yakma, ortalığı süpürme, odun kırma, misafir
ağırlama vesaire... Mesleki tatmin açısından mutlu günler; akşamları koca
kazanlı Heidelberg'in karnından çıkan ilk nüshayı katlayıp alelacele eve
yürümenin keyfi unutulmaz.
1977
Haziranı'nda genel seçimler yapılacak. Bütün siyasi liderler sırayla şehre
gelip miting yapıyorlar. Bizim gazetenin patronları Adalet Partili; buna
mukabil başta ben olmak üzere çalışanların çoğunun gönlü daha millici bir
partiden yana. Patronlarla ortak yanımız Ecevit'in CHP'sine ve Erbakan'ın Milli
Selamet'ine karşı olmak.
O gün miting
sırası Milli Selamet'te ve Hoca'nın bölgede büyük ağırlığı var. İki muhabirimiz
mitinge gitti, ben birinci sayfayı çizip mitinge ayırdığım yeri boş bıraktım,
arkadaşlar gelecek, haberi yapacağız ve evimize gideceğiz.
Akşama yakın
saatlerde gazetenin AP'li patronlarından biri büyük bir heyecan ve telâşla
gazeteye geldi; halbuki pek uğramazdı,
-Duydun mu
Ahmetçiğim dedi, "Mitingde pankart açmışlar. Peygamber Erbakan yazıyormuş,
bunu da yaptılar, olur mu kardeşim, olur mu bu?.."
Gazeteciyim
diye böbürleniyorsam da, şurada üç-beş aylık bir mâzim var meslekte. 23
yaşındayım, toyum, safım: "Vay canına öyle mi; hemen sayfayı yıkalım
öyleyse. Haberi kim getiriyor, fotoğrafını çekmişler mi pankartın?"
Küçümser,
ayıplar gibi bir bakış, "Bu da sorulur mu, nasıl gazeteci olacaksın sen,
vah vah vah..." meâlinde...
-Elbette
var, bizim ... çekti; şu anda alelacele banyoya götürdüler filmi; rica ettim,
bir kopya da bizim için basacak. Merak etme sen. Hadi gel gazeteyi yapalım!
Ömrümün
büyük utançlarından biriydi o; tam hatırlamıyorum (Arşivde vardır ama), manşeti
şöyle çektik: "Milli Selamet'in mitinginde 'Peygamber Erbakan' pankartı
açıldı." Ardından "Ne kadar ayıp, herkes lânetledi vb..."
Bu arada
bekliyorum, ne gelen var ne giden... Bir ara muhabirlerden biri geldi, sordum,
"Ben görmedim, çok kalabalıktı" dedi. Patron ağabeyimiz,
"Fotoğrafı geliyor, yolda diyorum size" diye üsteliyor.
Uzatmayalım;
sayfayı yaptık. Gazeteyi bastık; nedense o gün baskı sayımız, mûtadın
yirmi-otuz katı fazla tutuldu; meğer, birtakım kara propaganda çalışmaları için
köylerde dağıtılacakmış!
Ertesi sabah
telefonlar işlemeye başladı. Güç durumdayım. İnsanlar haklı olarak protesto
ediyor, ağızlarına geleni söylüyorlar. Ben ise çaresizce fotoğraf bekliyorum.
Yok, yok, yok. Gelmiyor ve asla gelmedi!
Haber baştan
sona yalandı; kurmacaydı. Politik, kirli ve ucuz bir tertibin parçasıydı.
Milli
Selametçiler küplere binmişti; haklıydılar. Ardından tehdidler geldi, birkaç
gün gazete civarında polis arabası bekletildi. Tekzip yayınladık, özür diledik
ama iş işten geçmişti...
Hâlâ
utanırım: Allah taksiratımı affetsin...
kandırıp o
haberi yaptıran patronum da çoktan rahmetli oldu. Politik hırs bu kadar mı göz
karartır? Allah onu da affetsin.
Geçenlerde
merhum Erbakan'ın ardından "Hakkım varsa helâl olsun" diye yazmıştım;
bir okuyucu da, "Ya onun sizde hakkı varsa?" diye sormuştu da oradan
hatırladım, içim sızladı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder