"Vallahi
mahrumiyet arkadaş. Burada yaşanmaz..."Bu gibi cümleleri duyunca ister
istemez kulak misafiri oluyorum. Buna benzer serzenişleri var. Hiç bir şeyi
beğenmiyor. Yaşı 20-22 gösteriyor. Konuşmalarından, başka bir yerde üniversite
öğrenci olduğunu, tatil için ailesinin yanına geldiğini tahmin ediyorum.
Anladım ki bu gençlerimiz ya mahrumiyet nedir bilmiyor, Ya da hiç yaşamamışlar.
Gençler böyle konuşurken kendi öğrencilik
yıllarıma gidiyorum. Tavşanlı'lı bir arkadaşımın anlattıklarını hatırlıyorum
Erzurum'da üniversite öğrencisi olan
arkadaş,1979-80 öğretim yılında sömestre tatilinde, hem ucuz hem de daha
güvenli olduğu için birkaç arkadaşla, Kars- İstanbul arası çalışan tren için
Eskişehir'e bilet alırlar
Hareket
saatine yakın tren garına gidiyorlar. Tren, zamanında Erzurum garına geliyor.Bizimkiler
biniyorlar, yerlerini arayıp buluyorlar. bakıyorlar ki, yerleri dolu. Burası
benimdi- senindi tartışması yaşanıyor. Mükerrer bilet verildi zannediyor
arkadaşlar. Biletleri karşılaştırıyorlar. Oturanların biletleri bir gün öncesine ait.

Bizimkiler
diyorlar:
Kardeşim siz
treni kaçırmışsınız bu bilet dünün bileti. İş görevlilere intikal ediyor. Meğer
tren bir gün öncesine aitmiş yani 24 saat rötar yapmış. Güler misin
ağlar mısın?
Ben de başka
bir zaman Erzurum'dan Eskişehir'e trenle 36 saatte gelebilmiştim. 12 saat rötar
yapmıştı.
Yine Erzurum'da 1982 yılında Fakültemize
gittiğimizde Üniversite yurtlarının tamiratı bitmediğinden bir müddet otelde
kaldık. Baktık ki otelde kalıp, lokantada yiyip, banyo için hamama gitmeye
(Otelin sıcak suyu akmıyordu) para dayanmayacak, dört arkadaş, ev tutalım bari
dedik. Toprak damlı, birinden diğerine geçilen iki odalı bir evi! (ahırdan
biraz daha iyi bir ev!) bir yıllık ücretini peşin vererek yüksek fiyata
kiralayabildik.(Bu gün o parayla dayalı döşeli kaloriferli daireler
kiralanabilir) Evin mutfağı yok, İkinci el eşya satanlardan aldığımız bayağı
yıpranmış birkaç parça eşya ortada duruyor.
Mutfak,
oturma odası yatak odası çalışma odası hepsi aynı yer, alabildiğimiz yatakları
yere serdik, gündüz oturma için kullanıyoruz gece yatmak için.
Okuldan geç vakitte gelip sobamızı
yaktığımızda pencereyi açıyoruz. Çünkü, soba iyice kızıncaya kadar baca
çekmiyor, tütüyor. Baca yerine yarım metrelik büz ismi verilen bir şey
kondurulmuş.
Yağmur
kuvvetli yağdığında ise, her taraftan sular damlıyor.
HABERLEŞME
Ailemize mektup
yazdığımızda bir haftada ailemize ancak ulaşıyor, Ailemizin, cevap yazıp
postaya vermesi de bir iki haftayı buluyor, bir haftada da mektup Erzurum'a
geliyor. Yani "nasılsınız" sorusunun cevabı bir ay sonra öğreniliyor.
Paramız kalmadığında ailemize mektup yazıp,
mektubun ulaşması, paranın gönderilmesi ve elimize geçmesi de üç haftayı
bulurdu.
Sonraki sene rahmetli dayımlar evlerine
telefon almışlardı. Bazen ailemden haber almak için onlara telefon ederdim.
Erzurum Postanesine gider kayıt yaptırırdık. Telefonumuzun bağlanması yoğunluğa
göre yaklaşık kırk beş dakika ile bir
buçuk saat arası sürerdi.
SAĞLIK
Numune
hastanesinde muayene sırası alabilmek için sabah saat beşte sıraya girdiğimde
bayağı gerilerdeydim. Mesai saatinden sonra kayıt yaptırıp, öğleden sonra da
muayene olabilmiştim. Saat altıdan
sonra gelenler ise saatlerce sırada beklemesine rağmen kayıt yaptıramadılar
çünkü sıra dolmuştu.
84 yılında, göz hastanesinde (Zannedersem
Dikmen'deydi) muayene olmam ise tam bir çileydi. Gündüz sıra almam mümkün
olmadığı için uygulanan gayrı resmi kurallar gereği battaniyemi alarak akşama
yakın hastanenin bahçesinde sıraya girdim.(Mayıs ayıydı) Daha doğrusu ismimi
yazdırdım. Her iki saatte isimler okunuyor olmayanların ismi çiziliyor. Neyse
bahçede sabaha kadar kalarak muayene sırasına yazılma şansı yakalayan yaklaşık
on beş talihliden birisiydim. Muayene sırası ikindi civarında geldi. Bu on beş
kişinin haricinde de bir çok kişi muayene oldu. Bunlar torpilli olduğunu
zannettiğim kimselerdi. Randevulu sisteme alışmış gençlerimiz bu yaşadıklarıma
inanabilirler mi acaba?

Bütün
bunları şunun için anlattım. Bu gün 20-25 yaşında olan gençlerimiz özel
merakları yoksa yakın geçmişimizi bile bilmiyorlar. Bundan dolayı sabırları ve
şükürleri az. Bu gençlerimize zaman zaman yaşadığımız şeyleri anlatmalıyız.
Diğer yazılarımız için: www.aliuslu.net
Diğer yazılarımız için: www.aliuslu.net
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder