
Saatin
alarm sesini epeyce geç duyabildi. Sesi duyar duymaz doğruldu ve saatine baktı. Cemaatin farza durmasına az bir zaman kaldığını görüp
aceleyle kalktı.
İçindeki bir ses, çok yorgun olduğunu namazı evde kılmasının daha mantıklı olacağını söylüyordu. Başka bir ses, cemaate yetişemeyeceği için namazı evde eda etmesi gerektiğini söylüyordu.
İçindeki bir ses, çok yorgun olduğunu namazı evde kılmasının daha mantıklı olacağını söylüyordu. Başka bir ses, cemaate yetişemeyeceği için namazı evde eda etmesi gerektiğini söylüyordu.
Derviş, bu
seslerin şeytanın fısıldaması olduğunu düşündü. "Camiye gideceğim, yetişemesem bile niyetimden dolayı cemaat sevabını
kaybetmemiş olurum." dedi.
Aceleyle
hazırlığını yaparak hızlı adımlarla camiye doğru yürüdü. Caminin avlusuna
girdiğinde açık olan kapıdan, namaza yeni başladıklarını gördü. Cemaate yetişmenin sevinciyle imama uydu. Namazdan sonra
tesbih çekerlerken dervişin elindeki teşbih düşüverdi. Tesbihin düşüşüne uyanan
derviş uyukladığını o zaman fark etti. Cemaatin dağılmasından sonra eğlenmeden evine
doğru yürüdü. Yürürken tesbihin elinden düşüşünü hatırlayıp uyku karşısında insanın ne kadar aciz olduğunu tefekkür ediyordu.
Normal
zamanlarda namazdan sonra işrak vaktine kadar uyumaz, Kur'an okur, tesbihat ve zikir yapardı. Bu gün böyle yapamadı. Yorgunluk ve uykusuzluktan gözleri
istemsiz olarak kapanıyordu. Elbisesini değiştirip yatağa uzanmasıyla uykuya
dalması bir oldu.
Güneş doğalı
hayli olmuş, odası iyice aydınlanmıştı ama derviş hala derin uykulardaydı.
Bir sineğin sesini duydu önce, sonra da yüzünde yürümesini hissetti. Gözlerini açmadan eliyle kovaladı, uykusunun bölünmesini istemiyordu.
Bir sineğin sesini duydu önce, sonra da yüzünde yürümesini hissetti. Gözlerini açmadan eliyle kovaladı, uykusunun bölünmesini istemiyordu.
Çok geçmeden
yine duydu aynı sesi. Burnuna konmuştu bu sefer. Gözlerini açmadan yine kovaladı. Uykusu yine bölünmüştü. Fakat o
biraz daha uyumak istiyordu. Tekrar uykuya dalmıştı ki yine vızıltıyı duydu. Sinirlenmeye
başladı. Gözlerini azıcık açtı. Sineği öldürerek kurtulmayı düşündü.
Biraz bekledi, gözleriyle takip etti. Konduğu yere eliyle hışımla vurdu fakat sinek çoktan kaçmıştı. Biraz daha bekledi sinek gelmedi bu sefer. Gözlerini tekrar yumdu, tam uykuya dalmak üzereyken sineğin yüzünde yürüdüğünü hissetti. Uykusu iyice dağıldı biraz daha sinirlendi derviş.
Biraz bekledi, gözleriyle takip etti. Konduğu yere eliyle hışımla vurdu fakat sinek çoktan kaçmıştı. Biraz daha bekledi sinek gelmedi bu sefer. Gözlerini tekrar yumdu, tam uykuya dalmak üzereyken sineğin yüzünde yürüdüğünü hissetti. Uykusu iyice dağıldı biraz daha sinirlendi derviş.
"Sen öldün
sineeek" diye bağırdı. Kalktı eline havlu aldı sineği aramaya başladı fakat bir
türlü göremedi.
Hem uykusu hem keyfi kaçmıştı.
Yüzünü yıkamak için lavaboya gitti.
Aynada yüzünü gördüğünde şaşırdı.
Aynadaki yüz, asık suratlıydı ve büyük problemi olan kişinin yüzüne benziyordu.
Halbuki derviş, büyük problemler karşısında bile duygusallaşmaz, sükunetini muhafaza ederdi ve yüzü her zaman güleç olurdu.
Aynadaki yüz, asık suratlıydı ve büyük problemi olan kişinin yüzüne benziyordu.
Halbuki derviş, büyük problemler karşısında bile duygusallaşmaz, sükunetini muhafaza ederdi ve yüzü her zaman güleç olurdu.
Kızmasına
sebep olan şeyleri hızla zihninden geçirdi. Sineğin yaptıklarına karşı
gösterdiği tepkiye şaşırdı, biraz mahcubiyet duygusu yaşadı. Yüzünü yıkamaktan
vazgeçip güzelce abdest aldı. Aynada yüzünün düzeldiğini, tekrar eski
mütebessim halini aldığını gördü. Fakat hala bir sineği, akıllı bir insan gibi
kabul edip onun normal davranışlarına kendisinin bu derece
sinirlenmesine hayret ediyordu.
Kuran'daki sinekten bahseden ayet olduğunu düşündü. Ayeti tam hatırlayamamıştı. “Zübab” kelimesinden yola çıkarak Kuran fihristinden ayeti buldu. Hem ayeti, hem mealini okudu.
Meali şöyleydi:
“Ey insanlar! (Size) bir misal verildi; şimdi onu dinleyin: Allah'ı bırakıp da yalvardıklarınız (taptıklarınız) bunun için bir araya gelseler bile bir sineği dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan geri de alamazlar. İsteyen de âciz, kendinden istenen de!”(Hac : 73)
Kuran'daki sinekten bahseden ayet olduğunu düşündü. Ayeti tam hatırlayamamıştı. “Zübab” kelimesinden yola çıkarak Kuran fihristinden ayeti buldu. Hem ayeti, hem mealini okudu.
Meali şöyleydi:
“Ey insanlar! (Size) bir misal verildi; şimdi onu dinleyin: Allah'ı bırakıp da yalvardıklarınız (taptıklarınız) bunun için bir araya gelseler bile bir sineği dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan geri de alamazlar. İsteyen de âciz, kendinden istenen de!”(Hac : 73)
"Zayıflığımı sinek vasıtasıyla bana hatırlatan Rabbime hamdolsun” dedi. İki
noktadaki acizliği hala zihnindeydi.
1-Küçücük
bir sineğin hakkından gelememişti.

"Bu günkü dersimiz de
böyle başladı demek" dedi derviş. Tesbihini alıp penceresinin yakınına oturdu. Önce, bildiği ve bilmediği bütün günah ve hataları için istiğfar etti. Sonra uzaklara dikti gözlerini. Gözleriyle
uzakları seyrederken zihni tefekküre dalmıştı.
Bir önceki derviş hikayesi için: Derviş ve Kiraz ağacı
http://www.aliuslu.net/2018/04/dervis-ve-cicek-acan-kiraz-agaci.html
http://www.aliuslu.net/2018/04/dervis-ve-cicek-acan-kiraz-agaci.html
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder