
Erzurum İslami İlimler Fakültesinde öğrenci
iken, bir gün seferilik mevzusunda bir mesele kafama takıldı, araştırdım.
Öğrendim.
Aynı fakülteden dört arkadaşla aynı evi
paylaşıyorduk. Diğer üç arkadaş benden bir sınıf üstte okuyorlardı.
Yukarıda bahsettiğim mevzuda araştırma
yaptığım hafta idi. Evimizde arkadaşlarla aramızda ilmi müzakereler yaparken seferilik
konusu açıldı. Bu konudaki bir meselede benim görüşümle arkadaşların görüşleri
farklıydı.
Ben mevzuyu yeni araştırdığım için kendimden
gayet emindim. Öyle emindim ki konunun geçtiği sahifeyi hatta paragrafı bile
hatırlıyordum.
Arkadaşlara dedim ki:
- Ö. Nasuhi Bilmen hocanın Büyük İslam
İlmihali kitabının 173. sahifesini açın. Ben öyle deyince arkadaşların
tereddüde düştükleri yüzlerinden belli oluyordu. Bir arkadaş belirtilen
sahifeyi açtı. Ona, “Şu paragrafı (zannedersen 4. paragraf) okur musun?” dedim.
Herkes pür dikkat okunanı dinliyordu.
Arkadaş paragrafı okuyunca, yüzüme
şaşkınlıkla bakmaya başladılar. Ben de şaşkın vaziyetteyim. Çünkü okunan
paragraftaki bilgiye göre arkadaşların görüşü doğru, benimki yanlıştı.
Bu sefer kendim aldım kitabı ve dikkatlice
okudum. Evet, kendimden çok emin olarak savunduğum görüşüm yanlıştı. Sahifesine,
paragrafına kadar hatırladığım yeri yanlış anlamıştım.
Bu olay benim için çok önemli bir tecrübe
oldu. Sonraki hayatımda iyi bildiğim mevzularda bile, başkaları farklı görüş
ileri sürüyorlarsa daha temkinli davrandım.
Mesela, "Bu kesinlikle böyledir"
demek yerine; "Ben bu mevzuyu böyle biliyorum, ama belki senin görüşün
doğrudur. Kaynaklara bir bakalım" gibi şeyler söyledim.
Eğer ders almasını bilirsek, hatalarımız
bizim için ne güzel öğretmenlerdir.
Bu olaydan, bildiklerimi başkalarıyla müzakere etmenin, doğru bilgi için önemini de kavramış oldum.
Bu olaydan, bildiklerimi başkalarıyla müzakere etmenin, doğru bilgi için önemini de kavramış oldum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder