Derviş,Yasin suresini okurken, o zamana kadar hiç düşünmediği bir durumla karşılaştı.
5. sayfadaki "vemtezü'l yevme eyyühe'l mücrimun.
"Ve
"Ey günahkârlar! Siz bugün şöyle ayrılın!" . (Yâsîn : 59)
Ayetini okuduğunda bir an durdu. Mahşer günü bütün insanların dirilip
toplandıklarını hayal etti. Ve hayalindeki şeyler gözünde canlanıyordu.
Uçsuz bucaksız insan doluydu her yer, fakat çıt çıkmıyordu.
Amel defterleri verilmiş, herkes kendi durumlarını
görmüşlerdi.
Bekleşirlerken yukarılardan hitap geliyor
ve bütün insanlar bu hitabı duyuyordu.
"Ey
mücrimler! (suçlular, günahkarlar) Siz şöyle bir ayrılın bakayım..."
Bu hitabı duyanların bir kısmında bir hareketlilik başlıyor, gösterilen
tarafa doğru gidiyorlardı. Giden bu kişilerin yüzlerini zillet bürümüştü. Üzüntü
kelimesi durumu anlatmada aciz kalıyordu. Kimisi kendilerine lanet ediyorlar,
kimisi de dünyadaki bazı arkadaşlarına lanet ediyorlardı. Dünyada yaptıklarına
bin pişman oluyorlar, kendilerini ayartanlara kızıyorlardı...
Derviş, bir an için kendisini de onların arasında hissetti. Aman
Allah'ım... ne büyük bir felaketti.
Dönüşü ve telafisi olmayan bir yola gidiliyordu. Bu suçluların
oradan sonra gidecekleri yerler belli idi.
Dervişin gözleri yaşardı. Oraya gitmemek, diğer tarafta kalmak
için neleri feda etmezdi ki.
Sonra birden kendine geldi. Dünyada olduğuna, hayalindeki yerde
olmadığına çok sevindi, şükretti.
Sonra şu mealde dualar etti:
Allah'ım! o gün o mücrimlerin arasında bulunmaktan sana sığınırım.
Onların oraya gitmelerine sebep olan şeyleri yapmaktan sana
sığınırım.
Bizleri hakiki manada iman eden ve her zaman sana itaat
eden iyilerden eyle. İyilerle beraber ruhumuzu kabz eyle. İyilerle beraber haşr eyle.
Ve Peygamber Efendimizin yaptığı duayı yaptı: “Ey kalpleri evirip
çeviren Allahım! Kalbimi senin dinin üzere ve sana itaat üzere sabit kıl.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder