DİNİ DEĞERLERİMİZİN ÇOCUKLARA AKTARIMI
Dini değerlerin topluma dolayısıyle çocuklara aktarımında iki problemle karşılaşıyoruz.
Birincisi: Bilginin aktarımı
İkincisi: Bilgiyi aktarma metodu.
BİGİ AKTARIMI / KARŞILAŞILAN ZORLUKLAR
Sizlere 35 yıllık öğretmenli hayatımda sahada tespit ettiğim problemleri /zorlukları aktarmaya çalışacağım inşaallah.
a) Aktarılan bilgilerin sahih veya hurafe olması
*Öğrenciler dini bilgileri ya resmi görevlilerden (Din Kültürü Öğretmeni, İHL meslek dersleri öğretmenleri, imam, vaiz)
*Ya ailesinden (Aile büyüklerinin anlattıklarından ve dini yaşama biçiminden)
*Ya da mahallesindeki bu konuda gönüllü eğitim veren kişiler veya bazı tarikat ve cemaatlerin değişik isimlerde açtıkları kurslardan öğreniyorlar.
Öğrencilerin anlattıklarından ve sorduklarından, onlara doğru bilgilerin yanında bazen sahih dini bilgilere uymayan hatta tamamen zıt bilgilerin de onlara dini bilgi adı altında verildiğini görüyoruz. Bu bilgilerin kaynağını araştırdığımızda menkıbeleri din olarak anlatan aile büyüklerini ve bazı grupların merdiven altı faaliyetlerini görebiliyoruz.
Çok sık olmasa da camilerdeki vaazlarda da bu tür sahih bilgilere aykırı bilgilere zaman zaman rastlıyoruz. Bu durumlarla önceleri daha sık karşılaşırdık. Son yıllarda vaizlerin Diyanette görevli ilahiyat mezunu vaizler olması sebebiyle bu durumlar epeyce azaldı.
b) Dini bilgileri öğreten resmi görevlilerin dinin kaynaklarına bakışı:
Gerek Din kültürü öğretmenleri, gerekse İHL Meslek dersleri öğretmenleri, imamlar ve vaizler dini eğitimlerini alırken bazıları, çeşitli tarikat, cemaat veya değişik dini oluşumlarla irtibat halinde olabiliyorlar. Bu durum onların dini anlama / yorumla ve dini kaynaklara bakışı konusunda farklılık oluşmasına sebep olabildiği gibi, İlahiyat fakültesindeki hocaların da kaynakları sahih kabul edip etmeme ve ayetlere farklı yaklaşım biçimleri sebebiyle ilahiyat fakültelerinden mezun olan kişilerin dine ve kaynaklara bakışı birbirinden farklı olabiliyor. Bu da derslerine girdikleri öğrencilerin kafa karışıklığına sebep olabiliyor. Mesela, sınıfın birisinde mübarek gün ve geceleri öğrenen öğrenci sonraki yıllarda dersine giren farklı hoca tarafından Kadir gecesi harindeki mübarek olduğu söylenen bütün gün ve gecelerin uydurma olduğunu söyleyerek körpe zihinlerin bulanmasına ve kendisine anlatılan diğer dini bilgilerin de sorgulamasına sebep olabiliyor. Temel kaynaklarımızda sahih kabul edilen bazı hadisler bazıları tarafından uydurma olduğu söylenerek öğrencilerin kafası karışabiliyor.
Yine tasavvufa olumlu bakan bir öğretmen tasavvuf ve tarikatlerle ilgili şeyler anlatıp onun güzelliklerini anlatırken, öbür yıl veya ikinci dönem derse giren farklı hoca tarikatlerin şirk olduğunu söyleyerek zihinler karmakarışık olabiliyor.
İmam hatip liselerinde ise öbür yıla gerek kalmadan aynı sınıfa giren öğretmenlerin aynı mevzuda birbirine zıt görüşleri çocuklarda kafa karışıklığına sebep olabiliyor.
Yine sosyal medyada ve bazı TV programlarında kendisini din alanında selahiyetli gören kişilerin ulu orta tartışmaları, veya birbirlerini itham eden konuşmaları din konusunda alt yapısı olmayan çocuklarda dine ve dindarlara bakışlarını olumsuz etkileyebiliyor ve din adına her şeyi sorgulamaya başlayabiliyorlar.
c) Dini öğreten bazı hocalardaki bilgi yetersizliği veya bilgi aktarımındaki beceriksizliği
Dini öğretme konumunda olan kişilerin sorulan sorulara doyurucu ve ikna edici cevaplar verememesi veya aktarımdaki zayıflık/ beceriksizlik derse ilgiyi azaltarak öğrencileri ilgili bilgileri almaktan mahrum bırakabiliyor.
d) Din öğreten bazı hocaların iyi örnek olamaması
Din öğretimi veren bazı hocaların dinin kurallarına aykırı davranışlar sergilemeleri de dini bilgilerin aktarımı ve öğrenciler tarafından benimsenmesinde olumsuz anlamda etkilemektedir.
Dindar bir öğrenci velimiz kızına tesettürle ilgili öğütler verirken "ama anne bizim din kültürü hocamız bile şöyle şöyle giyiniyor" diyerek annesine tepki gösteriyor.
BİLGİ AKTARIMINDA OLMASI GEREKENLER VE KARŞILAŞILAN SORUNLAR
Gerek Yüce Kitabımızda gerekse Peygamber efendimizin hadis ve uygulamalarında din eğitiminin metotları ana hatlarıyla belirtilmiştir. Bu kurallara uygun davranan eğitimciler başarılı olmuş uymayanların ise ürünlerinde sıkıntılar oluşmuştur.
İsra suresi 53. ayetteki emir ve tavsiyenin eğitimde özellikle din eğitiminde uygulanması durumunda neticenin çok daha güzel olacağı aşikardır.
"Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler. Sonra şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan, insanın apaçık düşmanıdır." İsrâ : 53 (DV Meali)
Gerek kendi öğrencilik yıllarımda gerek öğretmenlik yıllarımda öğrenciye hakaret eden ve kaba davranışlar sergileyen din eğitimcileri yüzünden bazılarının din ve dindarlardan soğuduğunu müşahede etmiştim.
Ayrıca çocuğuna hakaret ve/veya tehdit ederek dinin kurallarına uymaya çağıran velilerin çocuklarının bazıları da bu sebeple din ve dindarlardan uzaklaştırmışlardır.
Sekizinci sınıfa giden bir kız öğrencimin babası, kızının namaz kılmadığını, ailesi hatta akrabalarındaki bütün bayanların tesettüre riayet ederek giyindikleri halde kızının tesettüre yanaşmadığını söyleyerek kızıyla özel görüşmemizi benden rica etmişti.
Kızıyla özel görüşmemde bana söylediği şey hala aklımdadır.
Hocam ben yedi yaşındaydım. babam köpeğini göstererek (babası avcılıkla da uğraştığı için köpekleri varmış) "Sana söylediğim kadar şu köpeğe söyleseydim şimdiye kadar namaza başlardı" dedi.
Babasının bazı söz ve davranışları sebebiyle babasının inanç ve düşüncelerinden uzaklaştığını söyledi. Hatta ilgi alanlarını sorduğumda babasının en rahatsız olacağı şeyleri yaptığını gördüm. Mesela müzik olarak babasının hiç sevmediği isyan müziklerini metalik grupları dinlediğini söyledi. Biraz inatçı yapısı olan kız belki de babasından bu şekilde intikam alıyordu. Babasını uzun zamandır tanıdığımı söylediğim için olsa gerek bana ve nasihatlerime karşı da mesafeli durdu. Yani bu konuda hiç faydam olmadı.
Yine Al-i İmran suresi 159. ayette insan eğitiminde özellikle din eğitiminde önemli bir kural hatırlatılıyor;
Muhataplara yumuşak, nazik davranmak, şefkatli olmak, kaba davranışlardan uzak durmak. Yapılan ufak tefek hataları görmezden gelmek, hatalar ve yanlışlar karşısında ceza yerine affın ilke edinilmesi. Ayrıca mümkün olduğunca dersle ilgili veya başka konularda onların görüşünü de almak.
"Allah'ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah'tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah'a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever. (Âl-i İmrân : 159 )
"Peygamber efendimizin Kolaylaştırınız zorlaştırmayınız; müjdeleyiniz nefret ettirmeyiniz" hadisini eğitim, özellikle din eğitiminde uygulamanın ne kadar önemli olduğunu öğrencilik ve öğretmenlik hayatımı düşündüğümde daha iyi anlıyorum. Öğrencilik hayatımda derslerden nefret ettirilerek veya hocadan korkusuna hoca mektebini bırakanları biliyorum. Yine aynı sebeplerle Kuran Kursunu ve okulunu yarıda bırakanları biliyorum.
Hadis-i şerifin uygulaması çok basit aslında, eğitimciye diyor ki,
Öğrencinin başarılı taraflarını görerek onu teşvik et. kolaylaştır. Dersini yapabildiği kadar yapsın yeter ki sevsin, benimsesin. Sakın nefret ettirme, sen yapamazsın deme. Dersten dolayı veya başka sebeplerle hakaret etme.
Bu metot uygulandığında bu gün yapmadığı veya yapamadığı dersleri ileride öğrenme şansı var. Fakat nefret ettirilirse büyük ihtimalle öğrenmek istemeyecek, öğrendiklerini de uygulamayacaktır.
İlçemizdeki hafızlık müessesi olan Kuran Kursunda benim yaşıtım olan hafızların anlattığına göre o zamanki hocalardan birisi dersini yapamayan veya eksik yapanları her defasında sorgusuz sualsiz acımasızca dayak atarmış.. Bu sebeple hafızlık yapmaya gelenlerin ekserisi kursu bırakmışlar ki ben de bırakanların çoğunu tanıyorum. Oradan hafız olarak çıkabilenlerin çoğu ise dini anlamda arızalı tiplerdi. Uzun süre beş vakit namaz kılanların sayısı çok azdı. Bazıları ileriki yıllarda kendilerini manevi olarak toparlayabildiler.
EĞİTİM İLE İLGİLİ YAZILARIMDAN ÖRNEKLER
EĞİTİM KONUSUNDA UFKUMU AÇAN BİR AYET-İ KERİME
Kur'an-ı Kerim'i okurken doğal olarak Hz. Meryem'den bahseden Al-i İmran suresi 37. ayetini de değişik yer vezamanlarda defalarca okumuşumdur. On yıl kadar önce Kuran okurken bu ayete geldiğimde bir bölümün kelimeleri dikkatimi çekti:
"...fe-enbetehe nebeten hasenen..." Fe-enbetehe: Onu bitirdi, yetitirdi. Nebeten hasenen: Güzel
bitki (gibi) Toplu manası:"... (Rabbi) Onu(Meryemi) Güzel bir bitki gibi yetiştirdi..."(Diyanet Vakfı Meali)
Bu bölüm üzerinde uzun süre düşündüm. Ayette, insan yetiştirmek bitki yetiştirmeye benzetiliyordu. Bu konuda tefekküre devam ettim.Önce bitki tohumlarını düşündüm.
Tohumları toprağa ektiğimizde hemen bitmesini, bittikten sonra da hemen meyve /
sebze vermesini beklemiyoruz. Demek ki eğitim işi sabır işiydi ve bu, bir süreç
içerisinde oluyordu. Öğrencinin zihnine, kalbine attığımız davranış
tohumlarının yeşermesi ve istenilen aşamaya gelmesi için bir zaman gerekir.
Nasıl ki değişik tohumların filizlenmesi ve ürün vermesi farklı farklıysa, öğrencilerin öğrenme süresi ve öğretilen şeylerin davranışa dönüşmesi de kişiden kişiye farklılık gösterebilirdi.
Bir çiçeği düşündüm. Çiçeğin cinsine göre, suyuna, Güneşine, ortamına dikkat etmek gerekiyordu. Suyu fazla verildiğinde de, az verildiğinde de çiçek bundan zarar görüyordu. Uygun olmayan
ortamlarda çiçek gerektiği gibi büyüyemiyor hatta giderek soluyor veya yapraklarını döküyordu. Demek ki eğitim metodu olarak verilmesi gerekenler çocuğun/öğrencinin ihtiyacına göre ne az ne de fazla olmalı ve zamanında verilmelidir. Ve eğitim için uygun ortam sağlanmalıdır.
Nasıl ki bitkilerin farklılıklarına göre bakımı da farklılık gösterebiliyorsa, öğrenciler de farklı yapıda, karakterde olabilirler. O halde her öğrenci için in iyi metodu da bulmaya çalışmak gereklidir.
Sonra meyvelerinde şekil bozukluğu olan bir elma ağacı düşündüm. Diyelim ki elma ağacımızın meyveleri yamru yumru olmaya başladı. Ziraat mühendisinden yardım istedik. Gelip tahlillerini yaptı ve bazı ilaçlar önerdi. O ilaçları verdiğimizde meyvelerin hemen düzelmesini beklemiyoruz, öbür sene meyvelerin düzelmesini bekliyoruz değil mi? Öğrencide veya çocuğumuzda bazı hatalı veya yanlış davranışlar gördük diyelim. Onları uyardık veya gerekli nasihatleri yaptık. Hemen ertesi günü davranışın düzelmesini beklemek ve bu konuda aceleci, olmak bizi ve muhatabımızı yorar ve ümitsizliğe sevkeder. Yani sabırla hareket etmek gerekir. Son olarak, diyelim ki, tohumun ekilmesinden bitkinin yetişmesine kadar elimizden gelen her şeyi yaptık. Sonra ne yapıyoruz? Allah Teala'ya tevekkül ediyoruz değil mi? Çünkü onu büyütmek yetiştirmek Allah Teala'ya aittir. Bakarsınız kırağı vurur. Bakarsınız soğuk vurur. Bakarsınız fırtına veya dolu mahveder bu durumda bizim yapacağımız pek bir şey yoktur. Eğitim de böyledir. Biz elimizden gelen her şeyi usulüne uygun yaptığımız halde sonuç bizim istediğimiz gibi olmayabilir de. O zaman da "Allah Teala'nın takdiri" deriz.
DEĞERLERİMİZİN VE KÜLTÜRÜMÜZÜN AKTARIMINDA EN ETKİLİ YÖNTEMLER
Öğretmenlik hayatımda öğrencilerin dikkatle dinledikleri ve etkilendikleri derslerimin birincisi, yaşanmış ibret verici olayları anlattığım dersler olmuştur. Sonra olaylardan yola çıkarak sınıf olarak dersler çıkarırdık. Buna hemen hemen sınıftaki tüm öğrenciler katılırlardı.
İkincisi ise, bildikleri somut örneklerden yola çıkarak anlattığımız dersler... Bu tür dersler de daha çok dikkat çekmiş ve etkili olmuştur. Bu konuda "merhamet" kavramını öğretirken ve önemini anlatırken anlattığım (daha sonra yazıya döktüğüm ) olayı, ve öğrencilerin bildikleri nesneler üzerinden anlattığım dersin yazısını paylaşıyorum.
BİR MERHAMETSİZLİK OLAYI VE İBRETLİK SONUCU
Tavşanlımızın yakınından Kocasu ismi verilen bir çay geçer.
Bundan 50 yıl evvel Tavşanlı'nın nüfusu
az olduğundan, çay daha temiz akarmış.
Çayda çeşitli tatlı su balıkları, hatta yayın balıkları bile
bulunur, balık meraklıları, olta veya germe ile balık avlarlarmış. 1970 li
yıllarda balık avı meraklılarından (A) isimli şahıs farklı bir metot
kullanarak şu şekilde balık avlarmış:
Akşama yakın Kocasu'ya gidip bir kaç
büyük balık tutar, tuttuğu balıkların sırtlarına olta iğnelerine takarmış.
Oltayı da gerdiği urgana bağlar ve geri dönermiş. Gece, avlanmak için gelen yayın
balıkları oltadaki balıkları yer, doğal olarak misinedeki diğer iğneleri
de yuttuğundan yayın balığı yakalanırmış. O şahıs da sabahleyin
bisikletiyle gidip yayın yakalandıysa, yayını çıkarıp bisikletinin sepetine
koyar, kuyruğu yerde sürüyerek evine getirirmiş.
Yayın yakalanmadıysa sırtına olta iğnesi
takılı balıklar, yayın yakalanıncaya veya ölünceye kadar öyle kalırlarmış.
Bu durumu
bilen - duyan bazı büyükler ikaz etmişler . Canlı bir hayvanın
sırtından iğne takılarak günlerce bekletilmesinin insani ve İslami yönden
yanlış olduğunu anlatmışlar. Fakat nasihatin pek faydası
olmamış. O şahıs aynı metotla yayın avlamaya devam etmiş.
Bir gün bisikletiyle Tavşanlı-Tunçbilek
yolunda giderken yanından geçen bir kamyonun kasasındaki zincirin
ucundaki kanca nasıl olduysa bu şahsın sırtına takılmış. Şoför fark
etmemiş. Kamyonun arka tarafında kanca sırtında kancaya asılı
vaziyette Tavşanlı'ya kadar gelmiş. Tabii altındaki bisiklet düşmüş.
Görenler şoförü durdurmuşlar. Acilen
hastaneye kaldırmışlar fakat kurtarılamamış. Bu şahsın balık avlama şeklini ve
ölüm şeklini duyan Tavşanlılılar, ölüm şeklini balık avlama metoduna bağlamışlar
ve uzun süre normal olta balıkçılığı yapmaktan bile imtina etmişler.Bu
olayı (A) isimli şahsı tanıyan bir kaç kişiden bizzat dinledim. İlk duyduğumda Peygamber
Efendimizin şu mealdeki Hadis-i Şerifi aklıma geldi: “Merhamet etmeyene
merhamet edilmez.” (Buhari/edep. Müslim/Fedail)
Ayrıca Rasulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) başka bir Hadisinde de
şöyle buyurmuşlar:
"Allah, merhametli olanlara rahmetiyle muamele eder. Öyleyse sizler
yeryüzündekilere karşı merhametli olun ki, semada bulunanlar da size rahmet
etsinler…” (Tirmizi /Birr 16. Ebu Davut /edep 66)
KOCA SU
İki binli
yılların başında Tavşanlı’nın alt yanından geçen çayın yanında bulunan Belediye
İlköğretim Okulunda din kültürü derslerine giriyordum. Şehrin kirinin bulaştığı
bu çay çok dikkatimi çekiyordu ve aynı zamanda şehrin önemli meselelerinden de
biriydi. Burayla ilgili kafamdaki şeyleri öğrencilerle paylaşmaya karar verdim.
O gün derste öğrencilere şöyle sordum:
-Çocuklar, Koca
Suyu gördünüz mü? Elbette görmüşlerdi, hep birlikte atıldılar:
-Tabi
öğretmenim, hem de çok gördük. İyi bildikleri konulardan devam ettim:
-Peki, suyu
içilir mi? Kararlı bir şekilde cevap verdiler:
-İçilmez
öğretmenim, kirli akıyor.
-Peki, orada
yıkanılır mı yahut çamaşırlarınızı orada yıkar mısınız? Yine hiç tereddüt
etmeden cevap verdiler.
-Hayır
öğretmenim orada yıkanan kirlenir.
-Niçin?
-Tavşanlı’nın
atık suları Kocasuya akıyor da ondan.
-Peki bu çayın
üst taraflarına (Tavşanlı’ya gelmeden önceki yerlerine) gideniniz oldu mu?
Sınıfın yarısından fazlası gitmişti.
-Evet
öğretmenim baraja kadar gittik.
-Orada su
nasıl?
-Daha temiz
öğretmenim.
-Peki suyu
içilir mi, yüzülür mü? Bu kez biraz daha iyimser cevaplar geliyor.
-Yüzülür ama
gönül rahatlığıyla içilmez.
-Niçin?
-Su kirli değil
ama üzerinde bazı yabancı maddeler var.
Bu kez daha yukarısını sordum.
-Suyun çıktığı
yere gideniniz oldu mu? Üç öğrenci parmak kaldırdı.
-Biz ailemizle
gittik öğretmenim.
-Orası nasıldı?
Çocuklar gözlerinde ışıltıyla cevapladılar.
-Çok güzel
öğretmenim, suyu çok berrak. İçimi çok güzel, tertemiz görünüyordu.
Çocukların
kafasında bu su ile ilgili ön bilgilerden sonra şunları anlattım:
-Evet çocuklar,
bizler doğduğumuzda suyun başındaki su kadar berrak ve temizdik. Zaman
içerisinde bazı olumsuz davranışlar eklendi bazı insanlara… yalan, hile, kıskançlık, bencillik, dedikodu,
haksızlık gibi. Yani günahlar nehre karışan her pislik nasıl suyun berraklığını
bozup zamanla kirletiyorsa insanların işledikleri günahlar da onların manevi
dünyalarını kirletir.
Su temizken ondan insanlar ve hayvanlar
yararlanır ama aynı su kirlenince o sudan içen hastalanır, yıkanan kirlenir.
İnsan da öyle, iç dünyası temiz iken ondan
birçok kişi yararlanır ama iç dünyası kirlenmiş kötü kimselerin çevresine
yararı değil zararı dokunur. Ona yakın olan kişiler onun şerrinden emin
olamazlar, malları, canları, namusları tehlikededir.
Dinimizin gayesi de doğduğumuz zaman nasıl temiz idiysek hayatımızı aynı temizlikte devam ettirmektir. Kirlenmemiş bir nehir nasıl ki denize tertemiz dökülüyor bizim de tertemiz hayatımızın son bulmasıdır.
Sözün burasında
yine öğrencilere sormaya devam ettim.
-Peki Ayşe,
söyle bakalım Tavşanlı’nın içme suyu barajdan geliyor değil mi?
-Evet
öğretmenim.
-Barajın suyu
gönül rahatlığıyla içilmez demiştik…
-Öğretmenim
barajda arıtma tesisi varmış. Orada temizlenen suyu içiyor ve kullanıyormuşuz..
Mehmet de söze
katıldı hemen.
-Bir de
mikropların ölmesi için klor katıyorlarmış öğretmenim.
-Yani arıtma
tesisinde sular temizleniyor ve mikroplardan arındırılıyor öyle mi? Bu bilgiden
sonra devam ettim.
-Çocuklar!
Samimi biçimde tövbe etmek de arıtma
tesisine benzer. Bilerek veya farkına varmadan bize bulaşan olumsuzlukları,
günahları hayatımızdan temizler. Sevgili peygamberimiz şöyle buyurmuşlar:
“Tövbe eden günah işlememiş gibi olur"
ORMAN YANGINI:
Çocuklar! Orman yangını göreniniz oldu mu?
-“Televizyonda
gördüm öğretmenim.”
-“Ben yangını
televizyondan gördüm ama yangından sonraki bir ormanı n bir bölümünü gördüm.”
-Nasıldı?
“ Yanmadan
önceden de görmüştüm,çok güzeldi her yer yeşillikti, büyük –küçük bir çok çam
ağacı vardı.Yangından sonra her yer simsiyahtı.
Ağaçların bir çoğu hiç kalmamış bazıları da yarısına kadar yanmış,dalları falan
pek gözükmüyordu.”
-Bir orman kaç yılda yetişir? Değişik cevaplar…
“yirmi
sene,otuz,hayır en az elli..”
-En az
diyeniniz yirmi dedi.yirmi yıl…Peki, ne kadar zamanda yandı,
“üç beş gün.”
Peygamber efendimiz demişler ki:
“Hasetten (kıskançlıktan) kaçınınız. Çünkü, ateşin odunu yakıp tüketmesi gibi, haset de iyilikleri yeyip tüketir."
-Kıskançlık
duygusunu dizginleyemeyenler “hesap gününde” büyük sürprizlerle
karşılaşabilirler.
Yaptıkları bazı iyilikleri,ibadetleri amel defterinde gördüğü halde sevaplarının kıskanlık sebebiyle silindiğini görebilirler.
EĞİTİMLE İLGİLİ BAZI TESBİTLERİM.
*Çocuğa değer vermek ve bunu söz ve davranışlarla
hissettirmek eğitimin anahtarıdır.
*Çocuğun olumlu davranışları takdir edildikçe
çocuk onlara yenilerini de ekler.
*Olumlu davranışları görmezden gelinen çocuğa,
olumsuz davranışları söylendiğinde nasihat etkisiz kalır.
*Önce olumlu davranışları takdir edilip, sonra
olumsuz davranışı hatırlatılıp "Bu sana yakışmıyor" gibi sözlerle
ikaz edilen çocuğa bu uyarı daha çok etki eder.
*Çocuğun olumlu davranışlarını arkadaşlarının
yanında takdir etmek, hatalarını özelde söylemek etkiyi artırır.
*Küçük düşürücü ifadeler çocuğun sizden
uzaklaşmasından / nefret etmesinden başka işe yaramaz.
*Bir çocuğun hataları devamlı söylendiğinde söz
etkisini kaybeder.(yalama olur.)
*Güzel örnekler anlatmak çocukları olumlu
düşünmeye ve anlatılan örnek kişileri rol model almaya yönlendirir.
*Her çocuğun öğrenme / kavrama süreleri aynı
değildir. Bunu dikkate alarak sabırla yaklaşmak öğrencinin ve öğretmenin ruh
sağlığı açısından önemlidir.
*"Her çocuk özeldir" diye bir söz vardır. Bu söz eğitim açısından çok önemlidir.
ÖĞÜT
DİNLEMEK İSTEMEYEN GENÇLERE NASIL YAKLAŞALIM.
Gençlerin çoğu öğüt dinlemekten
hoşlanmıyor diye duymuştum. Ben de bu durumu gözlemledim. Bilmiyorum belki de
gençler nasihat dinlemek yerine ikna edilmek istiyorlardır.
Bu sebeple bir kaç yıldır ben de metot
değiştirdim. Gençler benden nasihat istemedikçe nasihat etmiyorum.
Benimle görüşmeye gelen gençleri önce
sözünü kesmeden dinliyorum. Konuşması bitince bazı konulardaki düşüncelerini
daha iyi anlamak için sorular yöneltiyorum. Kesinlikle düşüncelerini
küçümsemiyorum ve saçma da olsa "böyle saçma düşünceleri nereden öğrendin"
veya "yanlış düşünüyorsun, yanlış biliyorsun" gibi cümleler
kurmuyorum.
Bazen de ona hak veriyorum ve "Ben
de senin durumunda olsam muhtemelen öyle düşünürdüm" gibi şeyler
söylüyorum.
Kafasına takılan konularla ilgili.(Veya
önceden bana söylenmiş problem ettiği konularla ilgili) Meseleye daha geniş
perspektiften bakmasını sağlayacak, Onun ufkunu açacak farklı şeyler
anlatıyorum. Bu metotla genç direk nasihat almadığı için iyi dinliyor. Olaylara
daha farklı bakıp önceki düşüncesinin eksik veya hatalı olduğunu anlayabiliyor
ve buna kendisi karar vermiş oluyor. Böylece nasihat etmeden problemi çözmeye
çalışıyorum.
O genç kardeşim için içimden dua ediyorum. Sonucu Rabbime bırakıyorum.
***
ÇOCUK
EĞİTİMİNDE İKNA YÖNTEMİ VE TEHDİT
Gerek çocuk eğitiminde gerekse öğrenci eğitiminde en önemli şey çocuğa
değer verdiğini hissettirip gönlüne dokunmak ve onu ikna etmektir. Bir de iyi
örnek olmaktır.
Gerek kendi çocukluk ve öğrencilik yıllarımdan, gerekse öğretmenlik
hayatımdaki gözlem ve tecrübelerimden biliyorum ki, sertlikle, tehditle,
hakaretle kimse ikna olmaz. Belki korkudan dolayı o davranışı gizler veya ara
verir. Fakat ikna edilmiş bir çocuk davranışını kendi isteğiyle tamamen
değiştirebilir.
Hakaret etmenin hiç bir zaman hiç bir faydası olmadığı gibi, hatta zararı
olur.
Peki eğitimde sert davranmanın veya tehdit etmenin hiç faydası olmaz mı?
Duruma göre bazen olur. Mesela arkadaşlarına zarar veren veya onları
olumsuz şeylere teşvik eden bir çocuk bu davranışının yanlış olduğu anlatıldığı
halde ikna olmuyorsa, arkadaşlarını korumak amacıyla onu tehdit etmek işe
yarayabilir.
Veya çocuğun, kendine zarar veren alışkanlık ve davranışları
varsa, güzel sözlerle ikna olmuyorsa, eğer işe yarayacaksa sertlik ve tehdit
kullanılabilir. Bu sayede rüşt çağına gelene kadar ikna olmasa da bazı yanlış
veya zararlı davranışlardan korunabilir. Rüşt yaşına geldikten sonra yapacağı
iyi ve kötü davranışları bilinçli olarak tercih edeceğinden sadece nasihat
edilebilir. Suç işlerse cezası toplum veya devlet tarafından verilir.
AHLAKİ İLKELERİMİZİ ÖĞRENCİLERE NİÇİN TAM VEREMİYORUZ?
Öğrenciler
okullarımızda en az 12 yıl öğrenim gördükleri halde niçin istenilen seviyede
ahlaki ilkelerimizi, manevi değerlerimizi benimsetemiyoruz?
Elbette bunun birden çok sebebi var. Ben önemli gördüklerimi aktarayım.
Mesela
öğrencilerin geldiği çevreler manevi değerlerimiz konusunda aynı hassasiyete
sahip olmadıkları gibi, ahlaki ilkeler konusunda da farklı görüşlere sahip
olabiliyorlar.
Bir
de öğrenciler sadece aile ve okuldan eğitim almıyorlar. Arkadaş çevresi ve
girdikleri internet siteleri de onların bakış açıları, düşünce dünyaları ve
davranışları üzerinde etkili oluyorlar.
Ayrıca, bizim toplum olarak benimsediğimiz ahlaki ilkelerimiz var mı acaba?
Varsa hangi ahlaki ilkeler?
Okullarda
öğretilen ahlak ilkeleriyle çevrede gördükleri birbirini desteklemiyorsa bu
çocuklara ahlaki ilkeleri benimsetebilir misiniz?
Mesela;
Okullarda kumarın kötülüğünü öğrenen çocuklar milli piyangonun ve spor totonun
devlet eliyle organize edildiğini gördüğünde neler düşünüyorlardır?
Okullarda
saygı ve hoşgörüyü öğrenen çocuklar televizyon kanallarında toplumun değer
verdiği büyüklerinin birbirlerine hakaretlerini gördüğünde neler düşünürler?
Okullarda
zinanın zararlarını öğrenen çocuklar magazin programlarında ve dergilerinde
bazı sanatçıların nikahsız birlikteliklerini öğrendiklerinde kafaları karışmaz
mı?
Örnekleri
çoğaltabiliriz.
Tesbit ettiğim en önemli etkenlerden birisi de toplumun bir yansıması olan
öğretmenlerin de ahlak anlayışları birbiriyle aynı değil. Bu sebeple her
öğretmen kendi benimsediği ahlakı vermeye çalışıyor.
Yaşadığım
bir olayı anlatırsam meramımı daha iyi anlatmış olurum.
Yıllar
önce bir ilköğretim okulunda çalışırken, sınıf rehber öğretmeni olduğum
sekizinci sınıflardan iki kız öğrencim, iki erkek arkadaşlarının kendilerini
rahatsız ettiklerini, çıkma teklifinde bulunduklarını bundan rahatsız
olduklarını söyleyerek şikayette bulundular. Çocukları Md.yardımcısı odasının
boş olduğu bir zamanda oraya çağırdım ve nasihat ediyordum. Onlara,
bulunduğumuz ilçenin çok büyük olmadığını bu gün teklifte bulunduğu kızların
belkide ileride bir yakınıyla evlenebileceğini o durumda bu kızlardan
utanacaklarını vs. anlatıyordum. Bir arkadaş geldi. Biraz dinledikten sonra.
(muhtemelen çocukların kız yüzünden bunalıma girdiğini zannetti )ve söze girdi.
Dedi ki:
"Bak
oğlum ben on bir tane kızla gezdim on ikincisiyle evlendim."
Bir hocaya baktım, bir öğrencilere baktım. Öğrencilerime "çıkabilirsiniz" diyebildim.
AİLELER
ÇOCUKLARININ GÜZEL AHLAKLI OLMALARINA NASIL KATKIDA BULUNABİLİRLER?
1-Onlara güzel örnek olarak.
2-Güzel ortamlara gitmesini sağlayarak.
3-Örnek şahsiyetlerin hayatlarından
okuyarak veya varsa filmlerini izleterek. Veya anlatarak.
4-Onların güzel davranışları söylenip
takdir ve tebrik edilmelidir. Hataları ise uygun bir ortamda uygun bir lisan
ile söylenmelidir.
4-Tepkiler vererek. Çocuklar bizim
tepkilerimize göre neye ne kadar önem verdiğimizi tesbit ederler. Mesela çocuk
dersinden düşük not aldığında telaşlanan ve çareler arayan ebeveynler, ahlaksız
bir davranışı karşısında bu kadar telaşlanmıyor, zamanı gelince düzelir diye
düşünüyorsa çocuk iyi not almanın güzel ahlaktan daha önemli olduğunu öğrenmiş
olur.
Çocuk parasını kaybettiğinde buna üzülen ve sıkı sıkı tembihleyen ebeveynler, ahlaksız sayılan bir davranışı karşısında bu kadar üzülmüyor ve telaşlanmıyorsa çocuk paranın, ahlaktan daha önemli olduğunu öğrenmiş olur.
ÖĞRETMENLER,
ÖĞRENCİLERİNİN GÜZEL AHLAKLI OLMALARINA NASIL KATKIDA BULUNABİLİRLER?
1- Dersleri normal, güzel ahlaklı,
çevresiyle uyumlu öğrencilere, başarılı fakat uyumsuz, kaprisli öğrencilerden
daha fazla değer verilmelidir.
Bu
sayede öğrenciler güzel ahlaklı olmanın önemini daha iyi kavrarlar.
Öğretmen güzel ahlakın önemini
anlattığı halde, ahlaken zayıf fakat başarılı öğrencilere daha çok ilgi
gösterip değer veriyorsa , bu konuda anlattıklarının fazla bir
faydası olmayacaktır.
2- Ders başarısının önemli olduğu, fakat güzel ahlakla desteklenmeyen başarının bir öneminin olmadığı sık sık vurgulanmalıdır.
Önemli mevkilere gelmiş, başarılı, fakat ahlaksız kişilerin toplumun başına bela olduğu isim vermeden olaylar üzerinden örneklerle anlatılmalıdır.
3-Öğretmen bu konuda örnek olmalı, söz ve
davranışları birbirini desteklemelidirler.
(Kızım ilkokula giderken sigaranın
zararlarını öğreten öğretmeninin öğretmenler odasında sigara içtiğini görünce
hayatının şokunu yaşamıştı.)
4-Çevreden güzel örnekler, veya
tarihimizden güzel örnekler anlatılarak öğrencilerin o davranışı öğrenmesi ve
özenmesi ve benimsenmesine çalışılmalıdır.
5-Öğrencilerin güzel davranışları öne
çıkarılmalı, övülmeli bu öğrenciler ödüllendirilmelidir. (Bu ödül “aferin”
olabilir. Arkadaşlarına alkışlattırma olabilir. Not olabilir. Küçük hediyeler
olabilir.)
Bu övme ve ödüllendirme iki
şekilde olabilir.
Birinci metot: Arkadaşlarının
huzurunda.(Bu metot ilköğretim öğrencilerinde etkilidir.)
Mesela:
*Falan
arkadaşınızın uzun zamandan beri temizlik hususundaki hassasiyeti
dikkatimi çekti. Hatta masasının altını da üstü de her zaman temiz ve düzenli
gördüm. Arkadaşınız bu davranışıyla dinimizin önemli bir kuralını da yerine
getiriyor. Huzurunuzda arkadaşınızı tebrik ediyorum.
*Çocuklar!
Falan arkadaşınızın, arkadaşlarıyla uyum içerisinde oluşu, okul kurallarına
uyması dikkatimi çekti. Peygamberimiz, İyi müminlerin başkalarıyla iyi
geçineceğini belirtmiş, geçimsiz, uyumsuz kimselerde hayır yoktur
buyurmuş". Onu tebrik ediyorum.
*Çocuklar!
Falan arkadaşınızın yardımseverliği dikkatimi çekti. Ne güzel bir davranış
kazanmış. Bu güzel davranışın kazanılmasında kimler etkili olmuşsa ayrıca
onları da tebrik ediyorum. Ayrıca Allah’ımız da başkalarına yardım edene yardım
eder. Arkadaşınızı tebrik ediyorum.
*Çocuklar! Falan arkadaşınızın dürüstlüğü
benim dikkatimi çektiği gibi idarecilerin de dikkatini çekmiş. Falan olayda
kendisinin ceza alacağını bildiği halde doğruyu söylemiş. Böyle dürüst
öğrencilerimle gurur duyuyorum. Onu tebrik ediyorum. Dinimiz dürüst
insanları hep övmüştür.
Bu
örnekler çoğaltılabilir.
Bu
tür, arkadaşlarının arasında övme ve ödüllendirme hem öğrencide güzel
davranışın pekişmesine yardımcı olur, hem de sınıftaki diğer öğrencilere teşvik
olur.
İkinci
metot ise: Öğrenciye, özel
olarak, yaptığı güzel davranış söylenerek tebrik edilir ve bu davranışın
devamı dilenir. Bu da davranışın pekişmesine yardımcı olduğu gibi öğrencinin
kendini değerli hissetmesini sağlar. Öğretmene bağlılığını artırır.
Söylediklerini daha çok dikkate alır.
Ayrıca, birkaç kez güzel davranışı
kendisine söylenen öğrencinin olumsuz davranışı olduğunda, öğretmeni yine
özel olarak konuşup "bu davranış sana yakışmıyor" dediğinde öğrenci
bu uyarıyı dikkate alır.
Not:
Övgü arkadaşlarının yanında da, özel olarak da yapılabilir. Fakat
eleştiri mutlaka teke tek olmalıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder