İlköğretimde çalıştığım yıllarda, öğretmenler odasında, ilköğretim birinci kademe (ilk beş
yıl) öğretmeni ile sohbet ediyoruz. Malum
sekiz yıllık eğitim mecbur olunca öğrenciler birden sekize kadar aynı
okulda okuyorlardı. Öğretmen arkadaş iki tane sekizinci sınıf öğrencisinden
bahsetti. Bahsettiği öğrencilerden birisi
çok çalışkan ve okulun örnek öğrencilerinden, diğeri derslerle pek alakası
olmayan, biraz kavgacı ve arkadaşları arasında çekinilen bir öğrenciydi.
Dedi ki: ”Birden
beşe kadar ben okuttum onları. İlkokul dörde kadar ikisi de çok çalışkandı, hatta şu öğrenci (şimdi derslerle
alakası olmayan çocuk) daha başarılıydı. Beşinci sınıfta dersleri boşlamaya
başladı. Daha sonraki yıllarda derslerle alakayı kesmiş.”
Bu durum
dikkatimi çekti. Biraz araştırdım. Ailenin maddi durumu çevreye göre epeyce
iyiydi. Herhalde çocuk buna güveniyor diye düşündüm. Diğer bir önemli husus ise annesi çok korumacı bir bayandı. Çocuğu ne yaparsa yapsın (haklı da olsa haksız da olsa)
arkasında duruyor, bazen öğretmenlerle kavgaya geliyordu. Çocuk annesinden aldığı
cesaretle daha bir hoyrat oluyordu.
Bir gün öğrenciyi
çağırdım ve özel konuştum. "İlkokulda Mustafa mı? daha çalışkandı sen mi?" dedim.
"Ben daha
çalışkandım." dedi.

"Şimdi kim çalışkan?" dedim. Başını eğdi.
Damardan girmeye çalıştım.
"Hayat hep böyle devam etmez
evladım, şimdi ailenin maddi durumu iyi ama yarın belki böyle olmayabilir. Allah
Teala sana üstün zeka vermiş bunu iyi yönde kullanmalısın. O arkadaşın okuyup
büyük ihtimalle doktor olur.(Arkadaşının hedefinin tıp olduğunu biliyordum.) Bir onun durumuna bakar bir de kendi durumuna bakar, çok pişman olursun." gibi şeyler söyledim.
Dinledi, itiraz etmedi.
Fakat durumunda bir değişiklik olmadı.
Daha sonraki dönemlerde liseyi yarım bıraktığını,
kavga olaylarına karıştığını duymuştum.
Aradan epey zaman geçti. Bir akşam acil servise gittim.
Baktım bizim Mustafa, doktor olmuş nöbetçiymiş. Elimi öptü. Biraz muhabbet ettik.
Tabii çok memnun oldum.

Diğer öğrencimizin ne
olduğunu araştırdım. Kanundışı işlere bulaşmış. Cezaevine girmiş. Ailesi maddi
yönden çökmüş, aile dağılmış.
Tabii çok üzüldüm. Hem kendisine hem topluma faydalı
olabilecek nitelikte bir çocuğun ailesinin yanlış tutumu yüzünden heder oluşunu
düşündüm.
Zeki kimseler nerede olursa olsunlar liderliğe
oynarlar. O öğrencimizin de yanlış işlerde liderlik yaptığını öğrendim
arkadaşlarından.
Anne-babalara tavsiyem, çocuğunuzu çok sevmeniz sizin
hakkınız. Fakat haksızlıklarına destek çıkarsanız, kendini hep haklı görmeye
alışır. İleriki zamanlarda bir gün onunla problem yaşarsanız bu sefer sizin
haksız olduğunuzu düşünecektir.
Sevgili peygamberimiz:
“Hiç bir baba çocuğuna güzel ahlak ve terbiyeden daha iyi miras bırakmamıştır.” buyurarak, çocuğu güzel yetiştirmenin ona yapacağınız en iyi iyilik olduğunu vurgulamışlardır.
“Hiç bir baba çocuğuna güzel ahlak ve terbiyeden daha iyi miras bırakmamıştır.” buyurarak, çocuğu güzel yetiştirmenin ona yapacağınız en iyi iyilik olduğunu vurgulamışlardır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder