YAĞMUR TANESİ (Tefekkür hikayeleri)



      Bir yaz günü  dağlara doğru yola çıkan derviş “La ilahe illallah” zikrini kendi işiteceği şekilde ritimli olarak söylüyor adımlarını da zikrin ritmine uydurmuş gidiyordu. Bu minval üzere giderken eline düşen  bir yağmur damlasıyla irkildi.

Damla sanki birkaç damlanın birleşmesinden oluşmuş gibi elinin üstünde bir bölgeyi ıslatmıştı. Öbür eliyle ıslak yeri hafifçe ovaladı. Elinin derisi suyu tamamen içine aldı. Çok geçmeden düşen yağmur taneleri çoğalmaya başladı. Koluna, başına ve diğer yerlere dokundukça oraları ıslatıyordu.
 
   Gök yüzüne baktı pek bir şey göremedi. Arkasına baktığında kara bir bulutun yaklaşmakta olduğunu gördü. Yağmurun hızlanacağını tahmin ettiğinden sığınacak bir yer aradı gözleriyle. Biraz yukarıda altı oyuk bir kaya gördü ve hızlı adımlarla kayaya doğru yöneldi. Yağmur iyice hızlanmadan kayanın altındaki boşluğa oturdu.

   Gözleriyle yağmuru seyrederken zihniyle yağmuru düşünüyordu. Birkaç damla yağmuru derisi hemen içine almıştı. Fakat damlalar fazlalaşınca eli ıslanmıştı. Elini ıslatan damlalar farklı zamanlarda tek tek yağsaydı eli onları da içine alacaktı. Ama birbirine çok yakın zaman içerisinde art arda yağınca vücudunu ıslatabiliyordu.
   Aniden hava karardı yağmur  olanca şiddetiyle yağmaya başladı. Önceleri yağan yağmur tanelerini toprak sorarken, artık toprağın üzerinde  akıntılar başlamıştı. Akıntılar uygun yerlerde birleşip büyüyerek devam ediyorlardı. Dervişin gözü biraz uzaktaki dereye takıldı. Derede büyük bir sel oluşmuştu. Muhtemelen daha yukarılara biraz önce yağan yağmurun oluşturduğu seldi bu.
   Bazı ağaçlar kökünden sökülmüş  gidiyordu sele kapılarak. Büyük kayalar gördü selde sürüklenen. Bu büyük gücü meydana getiren şey biraz önce elinde kaybolan yağmur tanelerinin birleşmesiydi.
   “Birlikten kuvvet doğar” sözünü gözleriyle gördü. Biraz önce elinin derisince yutulan taneler birleşip sel halini aldığında, en güçlü pehlivanları rahatlıkla boğabilirdi.
    Yağmurun aynı şiddetle bir kaç saat yağdığını hayal etti. Hayalinde çok korkunç şeyler oldu. "Vallahu hayrun hafızan. Ve hüve erhamur-rahimin" (Allah koruyucuların en hayırlısıdır. Ve O merhametlilerin en merhametlisidir) ayetini okudu ve rahatladı.
   Sonra düşüncelere daldı derviş. Günahlar da böyle olabilir miydi? Önemsenilmeyen nice küçük günah birleşerek büyük felaketlere sebep olabilir miydi? 

“Seli önemseyen, damlayı da önemsemeli” dedi kendi kendine.
Bir hadis- şerif hatırladı : ” Israr edilirse (devam edilirse) küçük günah kalmaz (büyük günah haline gelir) İstiğfar edilirse büyük günah kalmaz.”

Peygamberimizin yaptığı bir dua geldi aklına. Açtı ellerini ve samimi bir kalple o duayı mırıldandı. 
Allah’ım! bütün günahlarımı bağışla;
Gizlisini aşikarını, büyüğünü küçüğünü, evvelini ahirini, bilerek yaptıklarımı bilmeden yaptıklarımı, şakayla yaptıklarımı ciddi olarak yaptıklarımı. (hepsini bağışla)Ömrümün geri kalan kısmında benden razı olacağın güzel işler yapmamı nasip eyle.”
   Yağmurun rahmet olduğunu biliyordu. Rahmetin zahmete dönüşünü  gördü. Nuh (AS) ın zamanındaki tufanı düşündü. Bütün bunları meydana gelmesine sebep, zahirde damlaların birleşmesiydi.
Bir yağmur tanesindeki potansiyel gücü fark etti. Cenab-ı Hakkın gücünü düşündü. Kendini güçlü sanan insanın yağmur damlası karşısındaki acizliğini düşündü.

Önce ”Allahü ekber” sonra  da “Sübhanallah” dedi. Biraz durdu.
“Ve hüve ala külli şey’in kadiir” (O her şeye kadirdir) dedi
Sonra bir kaç kez “Lâ havle vela kuvvete illa billah” (Allah’tan başka güç ve kudret sahibi yoktur)dedi kendi işiteceği biçimde. Her zaman söylediği bu iki cümlenin  manasını daha iyi kavramaya başladığını fark etti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

MANŞET!

RÖPORTAJ

 https://youtu.be/Wo_cX-JKGWU?si=O2IpQY7RbOpsRdhV