DERVİŞİN CAMİDEN SOĞUYAN ARKADAŞI (Derviş ve Besmele-2)

Derviş, Besmelenin anlamı, tecellileri üzerinde düşünürken birden çocukluğuna, besmeleyi ilk kez talimli olarak öğrendiği yıllara gitti.

Hoca mektebine ilk kez gittiği günleri hatırladı. Köylüler okulların tatil olduğu (yaz tatilinde) çocuklarını hoca mektebine gönderirlerdi. Hoca gayretli bir kişiydi. Öğretmek için çok çaba sarf ederdi. Fakat öğretim metodu problemliydi. Belki o da hocasından gördüğü şeyi uyguluyordu.
Öğrencilerin hocadan çok korktuğunu düşündü. Daha doğrusu, çocuklar  hocanın sopasından  korkardı.
 Elinde uzun bir sopa olurdu her zaman. Yanlış yapılınca ilk ikaz  sopanın kalkmasıydı. Fakat hemen vurmaz, yanlışın düzelmesini beklerdi. İkinci kez aynı yanlış devam ederse sopa biraz daha kalkar. Üçüncü şans da boşa giderse sopa hızla inerdi. Bazen kafa, bazen omuz bazen sırt . İniş yeri, hocanın o anki psikolojisine göre değişirdi.
Gittiği mektepte sopa ve korkutma, dini eğitimde önemli bir öğretim ve motivasyon aracı olarak kullanılırdı. Daha sonraları öğrendiğine göre bu metot bir çok yerde uygulanan bir metottu. Sadece mekteplerde değil okullarda da aynı metot geçerliydi. "Korkuya dayalı eğitim."
Zaten babalar ve dedeler hocaya çocuklarını getirdikleri ilk gün
"Hocam! Eti senin, kemiği benim", derlerdi. Bunu düşünürken aklına bir espri geldi; “derisi de Türk Hava Kurumunun deselerdi bari" dedi ve gülümsedi.
Sonra Ahmet geldi aklına, mektepteki  arkadaşı, bazı harfleri doğru telaffuz edemeyen Ahmet.
 Aradan yıllar geçmesine rağmen Ahmet'in hocayla yaşadığı  o günkü olayı bütün ayrıntılarıyla hatırlıyordu.
Hocanın bağırması, eliyle kulağını asılması, başına ,yüzüne vuruşu, çocuğun korkudan büzülüşü, yarı ağlamaklı sesle hocanın söylediklerini tekrar edişi. Hocanın iyice zıvanadan çıkması, çocuğun altına kaçırması. Hocanın bir de bunun için kızması, çocuğu evine göndermesi... Hepsini sanki yeniden izliyormuş gibi hatırladı.
Ahmet “besmeledeki “h” harflerini hocanın istediği gibi çıkaramıyordu. Hoca da, ona
okutabilmek için besmeleyi önce talimli bir biçimde kendisi okuyor, sonra Ahmed'in tekrar etmesini istiyordu. Bir haftadan beri Ahmet'e sıra geldiğinde hoca bayağı uğraşıyordu.
 O gün sıra Ahmed'e geldiğinde yine aynı şeyler oldu. Hoca “Bismillahirrahmanirrahim” cümlesindeki “h”ları boğazını sıkarak okuyor. Ahmet bir türlü  boğazını sıkamıyor. normal "h" olarak okuyordu.

Birkaç kez tekrardan sonra (belkide bir haftadır uğraştığından) hocanın frenleri boşalmıştı. Eli çocuğun kulağında, kulağını asılırken avazı çıktığı kadar bağırarak "Rahmanir-rahiim“ de geri zekalı!" diye bağırıyor sonra da yukarıdaki olay gerçekleşiyordu.
İşin daha dramatik yönü ise bunu besmeleyi öğretirken yapmış olmasıydı.
Derviş, birden hocanın sözlerini tercüme ederek olayı düşündü.
Hoca ,”Merhamet, rahmet”  öyle okunmaz böyle okunur" diyerek dövmüş oluyordu çocuğu aslında.
  Allah Teala’nın kullarına ne kadar merhametli  olduğunu anlatan cümleyi öğretirken Allah’ın sabi kuluna yapılan merhametsizliği düşündü. Bu olaya şahit  melekler bu trajik duruma nasıl hayret etmişlerdir acaba diye düşündü derviş.
Derviş ellerini açtı ”Allah’ım hocamı affet, besmelenin telaffuzunu ve mahreçlerini bilen fakat, içeriğini ve maksadını kavrayamamış hocamı affet. İyi niyetinden dolayı affet” diye dua etti.
Sonra Ahmet’i düşündü bir daha mektebe gelmeyen bir daha camiye gelmeyen Ahmet’i. Şimdi Ahmet'in ne yaptığını bilmiyordu. Ya bir daha camiye gelmediyse, hocadan soğuduğu gibi dinden de soğuduysa bunun vebalini kim çekerdi acaba?
Bir fikir oluştu zihninde; Diyanet İşleri Başkanlığına bir yazı yazıp, yukarıdaki olayı anlatmayı, sonra “küçüklüğünde veya hayatının herhangi bir döneminde, yanlış metottan  dolayı dinden, camiden uzaklaşanlardan özür dilense bu mümkün olur mu? Mümkün olsa bile acaba bir yararı olur mu?" diye düşündü.

http://www.aliuslu.net/2017/11/tefekkur-hikayeleri.html



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

MANŞET!

RÖPORTAJ

 https://youtu.be/Wo_cX-JKGWU?si=O2IpQY7RbOpsRdhV