Emoto kar tanelerinin güzel kristal olmuş altıgen fotoğraflarından esinlenerek “acaba suyu dondursak kristal olur mu? Bunun fotoğrafını çekebilir miyiz?” diyor ve çalışmaya başlıyor. Kendisi sonuç alamayınca konunun uzmanı bir bilim adamıyla bİrlikte çalışıyorlar. İki aylık bir çalışma sonucu suyun kristal olmuş altıgen fotoğrafını çekiyorlar.
Esas ilgin
şeyler bundan sonra başlıyor. Emoto farklı kalitedeki sulardan örnekler alıyor
ve onları kristalleştiriyor. Bir de ne görsün! kaliteli suların kristalleri
daha güzel ve düzgün altıgen şekil alırken , suyun kalitesi düştükçe şekillerde
bozulmalar oluyor. Bozulmuş sular ise ya hiç altıgen olmuyor ya da çok kötü
görünümlü altıgen oluyor. Tabii Emoto buna çok şaşırıyor ve meraklanıyor.
Değişik su örneklerinden defalarca denediği halde sonuç değişmiyor. En güzel
biçimde kristal olan sular, akarsuların kaynaklarından alınan sular oluyor.
Emoto’nun
aklına bir fikir daha geliyor. Aynı kalitedeki suyu iki şişeye ayırıyor. Birisine
“teşekkür ederim.” yazıyor. Diğerine “sen aptalsın” gibi olumsuz cümleler
yazıyor. Sonuç; güzel cümleler yazılan su iyi kristal olurken, kötü söz yazılan
suyun kristalleri bozuk oluyor.
Emoto daha sonra değişik dillerde yazıyor
şişelere. Ve sonuç hep aynı oluyor.
Acaba yazı
yerine söz söylesem nasıl olur diye düşünüyor ve sonuç harika oluyor. Güzel söz
söylenen sular güzel şekilde kristal olurlarken, kötü söz söylenenlerin
kristalleri bozuk şekilli oluyorlar. Emoto bu deneylerini bilimsel bir dergide
yayınlıyor.
Aynı derginin öbür ayki sayısına bir okuyucu
mektup gönderiyor ve Emaoonun deneyinden ilham alarak yaptığı şeyi anlatıyor. Yaptığı
deney şu:
Bir miktar pirincin
üzerine su koyarak pirinç suyu içine alıncaya kadar bekletiyor. Sonra üç tane
kavanoza paylaştırıp kapaklarını kapatıyor. Birisine “seni çok seviyorum,
teşekkür ederim.” Yazıyor. Diğerine : “seni hiç sevmiyorum, sen aptalsın.”
Yazıyor. Üçüncüye hiç bir şey yazmıyor. Bu üç kavanozu da aynı odaya kısa
mesafelerle koyuyor. Sonra her gün yanlarına gidip birinciyi eline alıp okşuyor
ve güzel sözler söylüyor. İkinciyi eline alıp kötü sözler söylüyor, ona
kızıyor. Üçüncüsünü ise iki kavanozun arasına koymuş ona hiçbir şey söylemiyor.
İki-üç hafta
sonra şunu gözlemliyor. Güzel söz söylenen pirinç sararmış ve mayalanmış. Kötü
söz söylenen kararmış ve çürümüş. Kendisiyle ilgilenilmeyen pirinç ise daha çok
kararmış ve çürümüş.
Bu olayı
öğrencilerime anlattım. Sınıf rehber öğretmenliğini de yaptığım 7/A sınıfı
öğrencileri bu deneyi biz de yapalım dediler. Öğrenciler arasında görev taksimi
yaptık. Pirinç, bulgur, havuç, patates, nohut, fasulye gibi malzemelerle
öğrenciler deney yaptılar.
Pirinç ve bulgur suda ıslatılıp ikiye ayrılıyor ve
kavanozlara konuluyor. Patates, havuç, nohut ve fasulye kavanozlardaki suyun
içerisine atılıyordu. Sonra birisine her gün güzel söz söyleniyor, diğerine
kötü söz söyleniyordu. iki-üç hafta içerisinde kötü söz söylenenlerin bozulduğu
ve çok kötü koktuklarını gözlemledik. Güzel söz söylenenler ise pirinç ve
bulgur mayalanmışlar, havuç ve patatesler saçaklanmışlardı.
Nohut çok
ilginç olmuştu. Güzel söz söylenen nohutlar bütün olarak duruyordu ve suyu
berraktı. Öbür nohudun suyu bulanık, nohutların çoğu ortadan ikiye bölünmüştü.
Bu deneyimiz ulusal basın ve yayın organlarında yayınlandı. Sonra da Arap
gazetelerinde yayınlandı.
Sözün, suya
ve gıda maddelerine etkisi olduğuna göre, vücudunun büyük oranı su olan ve ruhu
güzelliklerden hoşlanan insanoğluna etkisinin ne derece olabileceğini
düşünebiliriz.
Kur’an-ı
Kerimde Rabbimiz bu konuda: “ kullarıma söyle en güzel şekilde konuşsunlar . Yoksa şeytan aralarını bozar...”(İsra/153)
buyurur.
Sevgili
peygamberimiz hayatı boyunca insanlara güzel söz söylemiş. Kırıcı ve kaba
sözlerden, aşağılayıcı sözlerden ve davranışlarda uzak durmuştur. Ayrıca “güzel
söz sadakadır”(Buhari/ cihad. Müslim/ Müsafirin) buyurarak bizi güzel söz söylemeye teşvik etmişlerdir.
Sevgili
Peygamberimiz Kur’andaki “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütlerle çağır.”(Nahl / 125)
Ayetini en güzel biçimde uygulamış ve her konuda olduğu gibi bu konuda da en
güzel örneğimiz olmuştur.
(14 ŞUBAT 2006)YENİ ŞAFAK GAZETESİNDEKİ HABERİMİZ Tavşanlı'daki
Aslanbey İlköğretim Okulu'nun 7 A sınıfı öğrencileri, ilginç bir deneyle, sevgi
ve güzel sözün canlılar üzerindeki etkisini ortaya koymaya çalıştı. Din Kültürü
ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Ali Uslu'nun Japon araştırmacı Masaru Emoto'nun
suyun moleküler yapısına dair çalışmasından söz etmesi üzerine deney yapan
öğrencilerden Onur Tuncay, iki ayrı kavanozdaki suyun içine çeşitli besin
maddeleri koydu. Bir ay boyunca her gün "güzel söz" söylenen
kavanozdaki gıda maddesi tazeliğini korurken, "hakarete uğrayan" ise
bozuldu. Aynı deneyi Neşe Mert bulgur, Mehmet Ali Çınar nohut, Rabia Öztürk ise
peynir koyduğu kavanozlarda denedi. Kötü söz söylenen gıdalar kokup bozulurken,
güzel söz söylenen gıdalar aynen kaldı
(14 ŞUBAT 2006)YENİ ŞAFAK GAZETESİNDEKİ HABERİMİZ Tavşanlı'daki
Aslanbey İlköğretim Okulu'nun 7 A sınıfı öğrencileri, ilginç bir deneyle, sevgi
ve güzel sözün canlılar üzerindeki etkisini ortaya koymaya çalıştı. Din Kültürü
ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Ali Uslu'nun Japon araştırmacı Masaru Emoto'nun
suyun moleküler yapısına dair çalışmasından söz etmesi üzerine deney yapan
öğrencilerden Onur Tuncay, iki ayrı kavanozdaki suyun içine çeşitli besin
maddeleri koydu. Bir ay boyunca her gün "güzel söz" söylenen
kavanozdaki gıda maddesi tazeliğini korurken, "hakarete uğrayan" ise
bozuldu. Aynı deneyi Neşe Mert bulgur, Mehmet Ali Çınar nohut, Rabia Öztürk ise
peynir koyduğu kavanozlarda denedi. Kötü söz söylenen gıdalar kokup bozulurken,
güzel söz söylenen gıdalar aynen kaldı
.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder