DERVİŞ VE RÜZGAR (Tefekkür yazıları)


 Derviş, bir sonbahar günü, havanın iyi olduğunu görünce, uzun zamandan beri gidemediği kırlara gitmeye karar verdi. Abdestini alıp kuşluk vakti yola çıktı. Yolda, her zamanki gibi, hem zikir ve tesbihat yapıyor hem tefekkür ediyordu. Yoruldukça biraz dinlenip, sonra yoluna devam etti.  

Öğleye doğru Güneş epey yakıcı hale gelince yürümenin de etkisiyle epeyce bunaldı. Bir ağacın gölgesine attı kendini. Tatlı bir rüzgar esti. Rüzgar dervişi çok rahatlatmıştı. Rüzgarın ne kadar büyük bir nimet olduğunu düşündü ve şükretti.
Tefekkürünü rüzgar üzerinde yoğunlaştırdı, rüzgarın faydalarını düşündü.
Yağmur bulutlarının sürüklenip yeryüzünün değişik yerlerine dağıtılmasında rüzgarın etkisini düşündü.

Meyvelerin, bitkilerin döllenmesinde, polenlerin taşınmasında rüzgarın etkisini düşündü. Bununla bağlantılı olarak “Biz rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik” ayetini tefekkür etti.

Canlılar için hayati önem taşıyan oksijenin ormanlardan diğer yerlere dağılmasındaki etkisini düşündü.
Meyvelerin, tahılların olgunlaşmasındaki etkisini düşündü.
Özellikle kış günlerinde yerleşim yerlerinde oluşan kirli havanın dağılmasındaki etkisini düşündü.
Denizlerde ve göllerde dalgalar meydana getirip suda yaşayan canlılar için hayati öneme sahip oksijen oluşumunu düşündü.

Sıcaklık ve soğukluğun yeryüzünde dağıtılmasındaki etkisini düşündü.

Elbette bilmediği veya şu anda aklına gelmeyen nice faydaları vardı.
Sonra rüzgarın uzun bir süre Dünyanın hiçbir yerinde esmediğini düşündü. Hayatın ne kadar zorlaşacağı belirdi hayalinde. Bir şerit gibi şunlar geçti hayalinden:

Şehirlerin üstünde, egzoz dumanı, bacalardan çıkan kirli hava , insanların teneffüsünden meydana gelen karbondioksit git gide fazlalaşıyor şehirler yaşanmaz hale geliyordu.
Sıcak memleketlerdeki sıcaklık git gide artıyor hayat ızdıraba dönüşüyordu.

Meyveler ve sebzeler çok az verim veriyor pazarlarda meyve ve sebze çok az bulunuyor. Onlar da çok pahalı oluyordu.

Deniz ve göllerdeki milyarlarca balık ve diğer su canlıları oksijensizlikten ölüp su yüzeyine çıkıyordu. Bir süre sonra da denizlerdeki hayat bitiyordu.

Dünyanın bir çok yerin aylarca yağmur yağmıyor her yer kuruyor, bitkilerin olmaması hayvanların telef olmasına sebep oluyor. Susuzluktan şehirler kokuyor hastalıklar artıyor bir süre sonra da şehirler ölü şehir haline geliyordu.
Çeşmeler diniyor. Akarsu ve nehirler kuruyordu.

İki ayet geldi aklına.
“Rabbinizin nimetlerini saymaya kalksanız sayamazsınız” ( Nahl/ 18)
Ellerini açtı derviş ve dedi ki:
“Ey Rabbimiz! Bildiğim ve bilmediğim tüm nimetlerin için sana hamd ediyor ve şükrediyorum. ”Özellikle rüzgar nimetin için teşekkür ediyorum. Yaptığımız hatalar yüzünden veya başka sebeplerden nimetlerini bizden geri alma.
Sonra öbür ayeti düşündü.

“Rabbinizin hangi nimetini inkar edebilirsiniz?” (Rahman suresi)
Derviş gözleri nemli bir şekilde dedi ki:
"Rabbim! Hiçbir nimetini inkar etmiyorum. Bütün nimetlerini itiraf ediyorum. Bilerek nankörlük etmemeye çalışıyorum. Bilmeden yaptığı nankörlüklerimi bağışla. Bizlere nimetlerin farkına varmayı ve onlara hakkıyla şükretmeyi nasip eyle."

KİM BU DERVİŞ?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

MANŞET!

RÖPORTAJ

 https://youtu.be/Wo_cX-JKGWU?si=O2IpQY7RbOpsRdhV