HAYATIMDAN KESİTLER- 4 (KÖYÜMÜZDE KIŞ AYLARI)

KÖYÜMÜZDE KIŞ AYLARI

Köyümüz Tavşanlı ve Kütahya ya göre rakımı daha yüksek olduğundan, bir de esintinin bol olduğu bir mevkide bulunduğundan kış ayları çevreye göre biraz daha sert geçer. Tavşanlıda kar olmadığı çoğu zamanlar köyümüzde kar olur. Tavşanlı'ya kar yağdığında, yağan kar bir kaç gün sonra kalktığı halde, köyümüzdeki kar günlerce, hatta haftalarca kalkmazdı.

Kar çok yağdığında okula gitmemiz için büyükler küreklerle çiğir dedikleri patikaya benzer yollar açarlar oralardan gidip gelirdik. Sadece okul yolunda değil, köy içinde de buna benzer çiğir açılırdı.

Kar yağdıktan sora rüzgarın etkisiyle puşkun yapar, köyün kenarındaki Kıranbaşı mevkiindeki evlerin avlu duvarlarının üstüne  kadar puşkun sürerdi. (kar kaplardı)

Köylülerin büyük çoğunluğu çiftçilikle uğraştığından kış günlerinde onların yapacağı pek iş olmazdı. Sadece hayvanları olanlar, ahır işlerine bakarlar, bir de güzün getirdikleri odunlar sobaya sığacak hale getirirlerdi.

Keçileri olanlar bazen hayvanlarını dağa götürüp çam pürçüklerini yedirirler; bazen de getirdikleri çam dallarını avluya koyarak hayvanlarına yedirirlerdi. Kış günlerinde en çok uğraşanlar kamyonculukla uğraşanlar olurdu.

Kış günlerinde, çocuklar gündüz okula, orta yaşlılar kahveye veya odalarına, bizim yaşlı olarak gördüklerimiz odaya giderlerdi. Caminin yanındaki yazları mektep olarak kullanılan mekan, kışları oda kullanılır ve genelde yaşlılar burada toplanırlardı. Odaya gidenler giderken yanlarında bir-iki tane odun götürürlerdi.

Gündüzleri ev ve ahır işleriyle uğraşan kadınlar ise uzun kış gecelerinde eşi kahveye veya odaya gittiğinde çocuklarını alır “otmağa gitmek” denilen komşulara misafirliğe giderlerdi. Misafirliğe gitmek için gidilecek yere haber verilmez teklifsiz bir şekilde gidilirdi. Bu durumu kimse yadırgamaz, özel hazırlık falan yapılmaz, kimse kimseyi eksik gediğinden dolayı ayıplamazdı.

Bize misafirler geldiğinde, annem veya ablalarım kuzinede mısır patlatarak ikram ederler, bir de bahçemizden getirdiğimiz ve uygun yerlerde muhafaza ettiğimiz elmalardan ikram ederlerdi.

Küçüklüğümde köyümüzde, birisi "Baş gardiyanın veya gardiyanın gayvesi, diğeri Mollaların Abdullah'ın gayvesi" dedikleri iki kahvehane bulunurdu. Gardiyanın kahvesini Gayveci Ömer lakaplı Ömer Kocaağa çalıştırırdı.

Köyün yakınındaki yoldaki virajda (buzlanmanın etkisiyle) sık sık kamyonlar kayar kendi çabalarıyla çıkamadıkları zaman kahvehaneye gelip yardım isterler, traktörü olanlar ve bazı köylüler yardıma giderlerdi.

Kış günleri okuldan sonra ve tatil günleri biz çocukların en büyük eğlencesi "kayık kaymak" dediğimiz karda ve buzda kayma etkinliği idi.

Kaydığımız mekanların en önemlisi koca bayır dediğimiz Kıranbaşındaki mezarlığın yanından Fıncağa kadar kaydığımız yerdi.

Bazılarının kayık dediğimiz tahtadan yapılmış üzerine oturulan bir aygıtı olur, onun üzerine oturarak kayarlardı.

Bazıları altı yalabıklaşmış eski yemenilerle kayardı. Bazıları da zirai donatımdan alınmış boş naylon gübre çuvallarına oturarak kaymaya çalışırdı.

Tabi, kayarken düşenler, birbirine çarpanlar, gülmeler, ağlamalar, bağrış çığrış birbirine karışırdı.

Soğukların şiddetli olduğu zamanlar Çobanların çayırı dediğimiz mevkide sular donar ve pürüzsüz bir zemin oluşurdu. Bazen oraya gider önce biraz koşup hızımızı aldıktan hızımızın etkisiyle ayakta kayardık. Buzun ince yerlerinin kırıldığı ve ayaklarımızın ıslandığı da olurdu.

Bazen de köy içindeki yolların uygun olanlarında kayardık. Fakat oradan gelip geçenler düştükleri için kayganlaştırdığımız yerlere kül dökerler ertesi günü orada oynayamazdık.

Oyunun verdiği heyecandan olsa gerek bizler üşüdüğümüzü pek fark etmezdik. Oyun sırasında gerek düştüğümüz için, gerek dengeyi sağlamak için ellerimiz sık sık yere değer ve ıslanırdı. Ellik dediğimiz eldüveni olanların eldüvenleri de aynı sebeplerle ıslanır ve elleri de ıslatırdı. Çoğu zaman pantolonlarımızın diz ve arka kısmı ıslanırdı.

Eve gelip sobanın yanına vardığımızda üşüdüğümüzün farkına varırdık. Sobaya yaklaştırdığımız ellerimiz bir müddet sonra sızlamaya başlardı. Sonra ısınan vücudumuz gevşer uykumuz gelir sobanın yanında uyuya kalırdık.

Fakat soğuğa küçükten alışkın olduğumuz için olsa gerek pek hastalanmazdık.

Kış günleri kara lastiklerin içine annemizin ördüğü kalın yün çoraplarımızı giyerdik. Eğer çoraplar ıslanmazsa ayaklarımızı sıcacık tutardı. O dönemler mont, parka gibi şeyler bilmezdik. Annemizin ördüğü yün kazakları giyerdik. Bir çoğumuzun ceketi de olmazdı.

Kışlarımızın havası soğuktu fakat işlerin azlığı sebebiyle kış aylarında komşuluk ve akrabalık ilişkileri daha güçlendiği için içimiz daha fazla ısıtırdı.

19/12/2021 ALİ USLU- TAVŞANLI

 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

MANŞET!

RÖPORTAJ

 https://youtu.be/Wo_cX-JKGWU?si=O2IpQY7RbOpsRdhV