KÖYÜMÜZDE KIŞ AYLARI
Köyümüz Tavşanlı ve Kütahya ya göre rakımı daha yüksek olduğundan, bir de
esintinin bol olduğu bir mevkide bulunduğundan kış ayları çevreye göre biraz
daha sert geçer. Tavşanlıda kar olmadığı çoğu zamanlar köyümüzde kar olur.
Tavşanlı'ya kar yağdığında, yağan kar bir kaç gün sonra kalktığı halde,
köyümüzdeki kar günlerce, hatta haftalarca kalkmazdı.
Kar çok yağdığında okula gitmemiz için büyükler küreklerle çiğir dedikleri
patikaya benzer yollar açarlar oralardan gidip gelirdik. Sadece okul yolunda
değil, köy içinde de buna benzer çiğir açılırdı.
Kar yağdıktan sora rüzgarın etkisiyle puşkun yapar, köyün kenarındaki Kıranbaşı mevkiindeki evlerin avlu duvarlarının üstüne kadar puşkun sürerdi. (kar kaplardı)
Köylülerin büyük çoğunluğu çiftçilikle uğraştığından kış günlerinde onların
yapacağı pek iş olmazdı. Sadece hayvanları olanlar, ahır işlerine bakarlar, bir
de güzün getirdikleri odunlar sobaya sığacak hale getirirlerdi.
Keçileri olanlar bazen hayvanlarını dağa götürüp çam pürçüklerini
yedirirler; bazen de getirdikleri çam dallarını avluya koyarak hayvanlarına
yedirirlerdi. Kış günlerinde en çok uğraşanlar kamyonculukla uğraşanlar olurdu.
Kış günlerinde, çocuklar gündüz okula, orta yaşlılar kahveye veya
odalarına, bizim yaşlı olarak gördüklerimiz odaya giderlerdi. Caminin yanındaki
yazları mektep olarak kullanılan mekan, kışları oda kullanılır ve genelde
yaşlılar burada toplanırlardı. Odaya gidenler giderken yanlarında bir-iki tane
odun götürürlerdi.
Gündüzleri ev ve ahır işleriyle uğraşan kadınlar ise uzun kış gecelerinde
eşi kahveye veya odaya gittiğinde çocuklarını alır “otmağa gitmek” denilen
komşulara misafirliğe giderlerdi. Misafirliğe gitmek için gidilecek yere haber
verilmez teklifsiz bir şekilde gidilirdi. Bu durumu kimse yadırgamaz, özel
hazırlık falan yapılmaz, kimse kimseyi eksik gediğinden dolayı ayıplamazdı.
Bize misafirler geldiğinde, annem veya ablalarım kuzinede mısır patlatarak
ikram ederler, bir de bahçemizden getirdiğimiz ve uygun yerlerde muhafaza
ettiğimiz elmalardan ikram ederlerdi.
Küçüklüğümde köyümüzde, birisi "Baş gardiyanın veya gardiyanın gayvesi,
diğeri Mollaların Abdullah'ın gayvesi" dedikleri iki kahvehane bulunurdu.
Gardiyanın kahvesini Gayveci Ömer lakaplı Ömer Kocaağa çalıştırırdı.
Köyün yakınındaki yoldaki virajda (buzlanmanın etkisiyle) sık sık kamyonlar kayar kendi çabalarıyla
çıkamadıkları zaman kahvehaneye gelip yardım isterler, traktörü olanlar ve bazı
köylüler yardıma giderlerdi.
Kış günleri okuldan sonra ve tatil günleri biz çocukların en büyük
eğlencesi "kayık kaymak" dediğimiz karda ve buzda kayma etkinliği
idi.
Kaydığımız mekanların en önemlisi koca bayır dediğimiz Kıranbaşındaki
mezarlığın yanından Fıncağa kadar kaydığımız yerdi.
Bazılarının kayık dediğimiz tahtadan yapılmış üzerine oturulan bir aygıtı
olur, onun üzerine oturarak kayarlardı.
Bazıları altı yalabıklaşmış eski yemenilerle kayardı. Bazıları da zirai
donatımdan alınmış boş naylon gübre çuvallarına oturarak kaymaya çalışırdı.
Tabi, kayarken düşenler, birbirine çarpanlar, gülmeler, ağlamalar, bağrış
çığrış birbirine karışırdı.
Soğukların şiddetli olduğu zamanlar Çobanların çayırı dediğimiz mevkide
sular donar ve pürüzsüz bir zemin oluşurdu. Bazen oraya gider önce biraz koşup
hızımızı aldıktan hızımızın etkisiyle ayakta kayardık. Buzun ince yerlerinin
kırıldığı ve ayaklarımızın ıslandığı da olurdu.
Bazen de köy içindeki yolların uygun olanlarında kayardık. Fakat oradan
gelip geçenler düştükleri için kayganlaştırdığımız yerlere kül dökerler ertesi
günü orada oynayamazdık.
Oyunun verdiği heyecandan olsa gerek bizler üşüdüğümüzü pek fark etmezdik.
Oyun sırasında gerek düştüğümüz için, gerek dengeyi sağlamak için ellerimiz sık
sık yere değer ve ıslanırdı. Ellik dediğimiz eldüveni olanların eldüvenleri de
aynı sebeplerle ıslanır ve elleri de ıslatırdı. Çoğu zaman pantolonlarımızın
diz ve arka kısmı ıslanırdı.
Eve gelip sobanın yanına vardığımızda üşüdüğümüzün farkına varırdık. Sobaya
yaklaştırdığımız ellerimiz bir müddet sonra sızlamaya başlardı. Sonra ısınan
vücudumuz gevşer uykumuz gelir sobanın yanında uyuya kalırdık.
Fakat soğuğa küçükten alışkın olduğumuz için olsa gerek pek hastalanmazdık.
Kış günleri kara lastiklerin içine annemizin ördüğü kalın yün çoraplarımızı
giyerdik. Eğer çoraplar ıslanmazsa ayaklarımızı sıcacık tutardı. O dönemler
mont, parka gibi şeyler bilmezdik. Annemizin ördüğü yün kazakları giyerdik. Bir
çoğumuzun ceketi de olmazdı.
Kışlarımızın havası soğuktu fakat işlerin azlığı sebebiyle kış aylarında
komşuluk ve akrabalık ilişkileri daha güçlendiği için içimiz daha fazla
ısıtırdı.
19/12/2021 ALİ USLU- TAVŞANLI
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder