ŞİKAYETLER...

 ŞİKAYETLER...

Bir dostumla sohbet ediyorduk, çevresindeki çoğu kişinin halinden şikayette bulunduğundan bahsetti. Hatta bunların içerisinde, bir çok kişinin özendiği mevkilerdeki kişilerin de olduğunu söyledi. Biraz düşününce çevremdeki kişilerden bazılarının da böyle olduğunu fark ettim.
Bu durumun sebepleri üzerinde biraz kafa yordum. Gerçekten durumu zor olan kişiler vardı ve bunların sızlanmalarının bir mantığı vardı. Fakat bazılarının sızlanma sebepleri çok sıradan şeylerdi.
Bu ikinci grup için tesbitim şu oldu:
Bu kişiler dünya hayatının Cennet gibi olmasını istiyorlar. Problemlerin, sıkıntıların olmadığı her şeyin istedikleri gibi olduğu bir hayat istiyorlar. Böyle olmayınca da mutsuz oluyorlar sıkıntıya düşüyorlar.
Bilmemiz gereken, bu dünyanın imtihan yeri olduğu, esas mükafat yerinin bu dünyadaki yaptıklarımıza, gerektiğinde gösterdiğimiz sabırlarımıza göre ahirette olduğudur. Bir örnekle açıklamaya çalışayım:
Bazen çok zor şartlarda yaptığımız şeyler olur. Fakat sonunda kavuşacağımız mükafatı düşündüğümüzde hem sabrımız artar, hem şikayetimiz azalır. Hatta o zor duruma gösterdiğimiz sabırdan mutluluk bile duyarız. Mesela, uzun ve sıcak yaz günlerinde hele bir de arazide çalışıyorsak tuttuğumuz Ramazan orucu böyledir. Halbuki aynı şartlarda oruç tutmayan bir kişiyi aç susuz bırakıp çalışmaya mecbur edilse kişinin açlık ve susuzluğa tahammülü azalacağı gibi aynı zamanda psikolojik olarak da yıpranır.
Şimdi gelelim sızlanma meselesine... Kişi bu dünyadaki katlanmak zorunda olduğu şeyleri bir imtihan olarak görse ve bunun neticesinin ahirette olacağını bilse hem sızlanması azalır veya yok olur hem de sabrı artar. Aksi takdirde onun hayal ettiği hayatına engel gördüğü her şey onu rahatsız edecektir.
Ali USLU- 22/08/2025- TAVŞANLI

ŞÜKÜR TERAPİSİ

 ŞÜKÜR TERAPİ / ŞÜKRÜN FAYDALARI 

Gönülden şükredebilmek insanı çok rahatlatan huzur veren bir eylemdir. 

Öyle inanıyorum ki, yapılan bu tür şükürler bir mümin için çok etkili bir psiko-terapi metodudur.

Ayrıca verilen nimetleri hatırlayıp anarak/sayarak şükretmek nimetlerin farkına varmamızı sağlar, ki bu da bir terapidir.

Gönülden yapılan hamd ve şükür aynı zamanda rahmetin tecellisine sebeptir. Bir yere rahmetin inmesi ise orada bulunanlar için zaten mânevi bir terapidir.

Şükretmek, nimetlerin artmasına veya devamlılığına sebeptir. “Şükrederseniz artırırım” (İbrahim/ 7)

Şükür, Rabbimizin bize tavsiyesidir. Dolayısıyla yaptığımız her şükür bir ibadettir. İbadetler ise bizi Allah Teâlâ'ya yaklaştırır. "Artık, Allah'ın size helal ve temiz olarak verdiği şeylerden yiyin. Eğer yalnız O'na kulluk ediyorsanız, Allah'ın nimetine şükredin." (Nahl / 114)

Şükür, azaptan kurtulmaya vesiledir. "Eğer siz iman eder ve şükrederseniz, Allah size neden azap etsin..." (Nisa/ 147)

Her şükür bir hasene (iyilik) olduğundan sevaplarımızın artmasına ,günahların azalmasına sebeptir. Kur’an-ı Kerim’de “Şüphesiz ki hasenat (yapılan iyilikler) seyyiatı (kötülükleri) giderir” buyurulur. (Hud/ 114)

Şükür, Rabbimizin razı olduğu bir davranıştır. "...Eğer şükrederseniz sizin için buna razı olur..." (Zümer / 7) Rabbimizin razı olduğu davranışları çoğaltırsak O'nun razı olduğu kullardan oluruz.

Şükrün ahiretteki mükafatı çok büyük olmakla birlikte, dünyada mutlu ve huzurlu olmak için de bol bol şükretmeli, hatta şükredebilme nimeti için de, ayrıca şükretmeliyiz.

Peygamber Efendimiz mealen şöyle dua edermiş:

“Allah’ım! Seni zikretmek, sana şükretmek ve sana güzel ibadet edebilme konusunda bana yardım et.”

Bizler de hem bu duaya âmin diyelim hem de bu şekilde duâya devam edelim inşâallah.

Ali USLU

AT ÜSTÜNDE KUDUZ DALAR MI?

AT ÜSTÜNDE KUDUZ DALAR MI? (CEZAEVİNDE BİR HACI AMCANIN ANLATTIKLARI)
91-93 yılları arası haftada bir gün Tavşanlı cezaevindeki mahkumlara din dersi vermeye gidiyordum.
Bir öğretmen arkadaşım cezaevine köylüsü bir hacı amcanın girdiğini, kendisinin iyi bir insan olduğunu söyleyip selam gönderdi.
Derse gittiğim gün hacı amcaya arkadaşın selamını söyledim tanıştık ve biraz muhabbet ettik.
Hacı amca muhtemelen orada bulunmasının sebebini izah etmek durumunda kaldı ki cezaevine giriş sebebini kısaca özetleyiverdi. Anlattıkları dikkatimi çekmiş ki hala unutmamışım.
Kendisi Avrupa'dan emekli olmuş. Güngörmüş bir kişi olduğu her halinden belliydi. Yavaş yavaş konuşuyordu.
"At üstünde kuduz dalar mı?" diye başladı söze.
Bu söz bizim oralarda hiç alakası olmadığı halde belanın gelip kendisini bulmasını ifade eder.
Kızımızı köyden bir delikanlıyla evlendirmiştik. Bir zaman sonra başka bir şehre taşındılar. birkaç yıl geçince damadın yanlış işlere ( kanunsuz ve ahlaksız işler) aracılık yaptığını öğrendik.
Kızımıza bir leke gelmemesi için evimize getirdik.
Dedik ki "sen köyde kal, biz senin ve evinin tüm ihtiyaçlarını/ masraflarını karşılayalım."
Kabul etmedi, kızımızı o şehre götürmek istedi biz de göndermedik. Aramızda bir husumet oluştu.
Bir gün kahvehaneye gidiyordum. O da oralardaymış. Ceketini çıkarıp üzerime doğru gelmeye başladı.
Oğlum ben 65 yaşındayım O, 25 yaşında bana bir yumruk çıkartsa yuvarlanır giderim.
Kendi kendime dedim ki "bu pisliği ben temizleyeyim. Nasıl olsa ben yaşımı aldım. Ben temizlemezsem benim oğlanların başını belaya sokar. Çıkardım tabancamı ve daha bana yaklaşamadan indirdim..."
Sonra uzunca bir süre sustu.
Bu olayı dersine girdiğim lise son sınıfların çoğunda bir hayat dersi olarak anlatmışımdır.
Bu olayı anlattıktan sonra şunu söylerdim: "Evladım gücünüze, kasınıza, yaşınıza güvenerek kimseye haksızlık yapmayın.
Bu devirde kimse kimseden korkmaz, herkes kendisinden (özgürlüğünün elden gitmesinden veya âhiret ile ilgili çekincelerinden) ve çoluğundan çocuğundan (onların sıkıntı çekmesinden) korkar.
Fakat canına tak edip kendisinden (özgürlüğünden) vazgeçtiği an 65 yaşındaki cılız bir adam 25 yaşındaki güçlü bir delikanlıyı döver.
Rabbimiz bizleri iyilerle karşılaştırsın. Şerlerden ve şerlilerden uzak eylesin.
06.08.2025 Ali USLU

GAZZE SEBEBİYLE...

 Gazze, Dünya insanlarını ikiyi böldü; vicdanının sesine kulak verenler ve vicdansızlar.

Gazze, vicdanı ölmemiş kişilerin vicdanlarını harekete geçirdi. (Bunların içerisinde az da olsa siyonist olmayan yahudiler de vardı.)
Gazze, Dünya'daki tüm insanlara "insan hakları" adı altında öğretilen bilgilerin kocaman birer yalan olduğunu, "insan hakları" kavramının sadece belli insanları kapsadığını öğretti.
Gazze sebebiyle tüm insanlar Birleşmiş Milletler Teşkilatının işlevlerini (işlevsizliğini) iyice öğrenmiş oldular.
Gazze sebebiyle (tüm baskılara rağmen) kuruluşundan bu yana i*rail ilk kez bu kadar büyük çapta tepki aldı.
Gazze sebebiyle insanlar, nüfus üstünlüğünden ziyade teknolojik üstünlüğün önemini bir kez daha kavradılar.
Gazze sebebiyle, özellikle ülkemiz insanları düşmanın insaf ve merhametinin olmadığını, tarih sahnesinde var olmak için savunma sanayimizin güçlü olmasının ne kadar önemli olduğunu iyice anladılar.
Gazze sebebiyle müslüman halklar acizliklerini iliklerine kadar hissettiler.
Gazze sebebiyle dünya insanları siyonistlerin ne kadar yalancı ve ne kadar iğrenç olduklarını, ( savunmasız insanların üzerine bomba yağdırdıklarını, hastane bombaladıklarını, yiyecek ve ilaç girişlerine engel olduklarını, çok az giren gıda yardımına gelen insanları katlettiklerini) aynel yakin öğrendiler.
Tarih de şahittir ki, hiçbir zulüm ebediyyen devam etmez. Zulümler zalimlerin sonunu yaklaştırır.
Şu ayete iman ediyoruz:
“ …Zulmedenler nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını yakında bileceklerdir." (Şu'ara suresi 227. ayet)

İYİ- KÖTÜ

-Hocam, bazıları için iyi olan şeyler bazıları için kötü olabilir demiştiniz. Bir şeyin bizim için iyi veya kötü olduğunu nasıl anlayabiliriz?

-Değerli kardeşim öncelikle bu sözün muhatabı müminlerdir.

Yaptığımız veya sahip olduğumuz şeyler bizi Allah'a yaklaştırıyorsa bizim için iyi, Allah'tan uzaklaştırıyorsa bizim için kötüdür.

Mesela: Zenginlik bazılarını Allah'a yaklaştırırken bazılarını uzaklaştırır.

Makam mevki, kariyer gibi şeyler de öyledir.

 


BU AYETİN MUHATABI HERKES DEĞİLDİR.

   Nur suresi 31. Ayet "Mü'min kadınlara söyle..." biçiminde başlar ve mü'mine kadınlara yapması gereken bazı davranışlar ve örtmeleri gereken yerler hatırlatılır.

Bu cuma hutbesinin bir bölümünde de bu ayet- kerime okunarak ayete göre yapılması gerekenler hatırlatıldı.
Sosyal medyada gördüğüm kadarıyla bazıları bundan çok alınmışlar.
Yok efendim diyanet kadınlara karışamazmış.
Diyanet'in kadınlara karıştığı falan yok.
Ayeti kerime'yi hatırlatıyor o kadar... isteyen uyar isteyen uymaz.
Hem ayet-i kerime " mü'min kadınlara söyle..." diye başlıyor. Yani muhataplar mü'mine kadınlar. Bu ayet herkese hitap etmiyor ki...
Bazılarının alınmasına hiç gerek yok.
04.08.2025 Ali USLU

SEVGİ Mİ NEFRET Mİ DAHA FAZLA MOTİVE EDER

 (İNSANLAR ARASI İLİŞKİLERDE) KİŞİYİ SEVGİ Mİ DAHA ÇOK MOTİVE EDER YOKSA NEFRET Mİ?

Birkaç yıl önce, iki tanıdığım arasında bir sebeple husumet oluşmuştu. Bir tanesi barışmak istiyor öbürü sulha yanaşmadığı gibi git gide adamın damarına basacak şeyler de yapıyordu. Dolayısiyle aralarındaki husumet de giderek büyüyordu.
Sulha yanaşmayan tanıdığımla buluştum. Biraz muhabbetten sonra Ona dedim ki:
“İnsanı sevgi mi daha çok motive eder nefret mi?” O düşünürken şu soruyu sordum: “Bir kişi çok sevdiği bir arkadaşı için ne gibi fedakarlıklarda bulunabilir?” Yine devam ettim… “Zamanının bir kısmını ona ayırabilir. Servetinin bir kısmını onun için harcayabilir. Ailesini biraz ihmal ederek arkadaşıyla ilgilenebilir değil mi?
Peki, çok nefret ettiği bir kişi için nelerden vaz geçebilir?
Bir örnekle anlatayım:
Asabi mizaç bir kişi, aralarında husumet bulunan bir kişiden öyle nefret ediyor ki her gördüğünde ve düşündüğünde öfkeleniyor ve onu öldürmeye karar veriyor. Bu durumu arkadaşına açıyor.
Arkadaşı vaz geçirmeye çalışıyor ve aralarında şöyle bir konuşma geçiyor.
-ak arkadaşım iyi düşün. Bu sebeple 20- 30 sene yatarsın, hayatının en güzel yıllarını hapiste geçirirsin.
-yatayım …
-İşin mahvolur, iflas edersin.
-Mahvolsun. Umurumda bile değil…
-Ailen perişan olur,
-olsun…
-Ahirette Cehenneme gidersin.
-Gideyim, yeter ki o şahıstan intikamımı alayım.
Görüldüğü gibi kişi nefret ettiği bir kişi için yıllarını, işini, ailesini, özgürlüğünü hatta ahiretini bile feda edebiliyor.” Biraz da farklı şeyler söyledim, nasihat ettim.
Biraz düşündü. Fakat yumuşadığı tavırlarından belli oluyordu. Bu konuyu biraz düşünmek için müsaade istedi.
Birkaç gün sonra aradı. ”Sulh olalım” dedi. Bir araya getirerek meseleyi tatlıya bağladık elhamdülillah.
Kur'an'ı Kerim'de de "Sulh (daima/daha) hayırlıdır" (Nisa :128) buyurulur.
Ali USLU - TAVŞANLI

MANŞET!

İNSANI ÖZGÜRLEŞTİREN İKİ CÜMLE.

  Allahu Ekber" - Allah en büyüktür, Allah tek büyüktür" Sözüne iman etmiş kimseler için artık diğer tüm büyükler(!) (büyüklük tas...