İKİ DOKTOR ARASINDA KALP KRİZİ

 Yeğenlerimden birisi uzman doktor.  Epeyce önce ilginç bir olay anlatmıştı. Bana ilginç gelen olayı ben de size anlatayım.

Anlattığına göre bayram için Tavşanlı'ya geliyor. Akşam namazı için evlerine yakın olan Yunus Emre Camiine gidiyor. Cemaatle namaz kılarken cemaate yetişmek için biraz  hızlıca hareket eden bir şahıs gelip yeğenin yanına namaza duruyor. Namaz esnasında birden yere düşüyor. Yeğen derhal namazı bozarak müdahale ediyor. Aynı safta olan başka bir şahıs daha geliyor (kendisinin kalp doktoru olduğunu söylüyor. hastayı kontrol ediyor ve kalp krizi geçirdiğini söylüyor. Sonra yapılması gereken ilk müdahaleyi yapıyor. (Muhtemelen o doktor da bayram için Tavşanlı'dadır.) Bu arada yeğen ambulans çağırıyor. Ambulans gelir gelmez (o zamanlar acilde çalıştığı için el pratikliği olduğundan hemen damar yolunu açarak gerekli ilaç veriliyor. Ve kalp doktoru da ambulansla hastaneye gidiyor...

 Hasta tedavi olmuş ki zaman zaman çarşılarda görüyorum.

Yeğen diyor ki: "Dayı adam ne kadar şanslıymış. İki doktorun arasında kalp krizi geçirdi."

Yeğenim bu olayı anlatınca rahmetli Mustafa Koç aklıma geldi. Beyefendinin özel doktoru genelde yakınlarında oluyor fakat kalp krizi geçirdiğinde oralarda değilmiş ve olaya müdahale edemiyor. Kendi hastanesine bile götürmeye fırsat olmuyor ve başka bir hastanede vefat ediyor.

Biz genelde sebepleri biliyor ve sebepler üzerinden konuşuyoruz. Fakat bir de, sebeplerin sebepleri vardır. Yani o sebeplere sebep olan şeyler de vardır. İşte onları çoğu kez ıskalıyoruz.

Rabbimiz hepimize hayırlı ömürler, emaneti teslim etme zamanı geldiğinde de hayırlı ölümler ihsan eylesin.


19 MAYIS VE BİR HADİS-İ ŞERİF

YIL 1975-76 Öğretim yılı...
Orta okulu okuduğum muhafazakar ve (o zamanlar küçük) bir ilçede katıldığım 19 Mayıs bayramında şahit olduklarım: 
Katılanlar ortaokul ve lise öğrencileri. Ben ortaokul son sınıf öğrencisiyim.

Spor bayramı bahanesiyle erkeklere sort, kızlara kısa etek giydiriliyor. Hayatında belki de hiç kısa etek giymemiş ( o zamanlar kızların çoğu uzun önlüğün altına pantolon giyerlerdi) ortaokul ve liseli kızlar, bando eşliğinde yüzlerce kişinin önünden geçerek tören alanına (stada) geliyorlar.
  Gösteri, sağdan sola ve önden arkaya doğru bir erkek ve bir kız şeklinde dizayn edilmiş.
Sonra spor gösterileri(!) başlıyor.
 Bir,iki,üç,dört. Her sayıda farklı bir pozisyon .
 Sıra denge hareketlerine geliyor. Yine sayılar üç, denilince kollar önde, sağ bacak arkada (kollar bel ve bacak aynı hizada) tek ayak üzerinde duruluyor. Dört denilince hazırola geçiliyor. Sonra aynı hareket sol bacak için yapılıyor. Sonra üç sayısına gelince sağ bacaklar doksan derece yana açılıyor. Diğer harekette sol bacak doksan derece sola kalkıyor. Velhasıl bu hareketler defalarca tekrar ediliyor. En mahrem yerler teşhir ettiriliyor. 

Aradan epey zaman geçmişti. Hadis-i şerifleri okurken bir hadis dikkatimi çekti “El- hayâu mine'l îman" Haya (utanma) imandandır" 
Bu hadis-i şerifi okuyunca eski zamanlara gittim bir an, gençliğimin 19 Mayıs bayramlarına. Bu hadisi müslümanlar belki tam idrak edememişler. Fakat Toplumu ifsad etmek isteyenler, onların imanını zayıflatmak, hatta onu yok etmek isteyenler iyi kavramışlar besbelli. Ellerine geçen fırsatları iyi değerlendirmişler. Çünkü utanma duygusu olmayan kişilerin dindar olması hatta iyi bir mümin olması mümkün değildir.
Bu durum 1980 li yılların ortalarına kadar devam etti . Allah Razı olsun o zamanın Milli Eğitim Bakanı Sayın Vehbi Dinçerlerin talimatıyla, kısa etek yerine daha uygun (folklorik) giysilerle bayram kutlanılmaya başlandı.
Rabbim nefsimizi ve neslimizi müfsidlerin şerrinden muhafaza eylesin.
Ali USLU 

GÖZÜ YAŞLI YAŞLILAR

Biraz önce internette dolaşırken, huzur evindeki bazı gözü yaşlı yaşlılarla yapılan röportajlar önüme düştü.

Kiminin iki, kiminin üç, kiminin dört çocukları varmış, fakat bakıma muhtaç olduklarında çocukları bunlara bakmamışlar; huzur evine gelmek zorunda kalmışlar. Hepsi çocuklarından şikayet ediyorlar. Çocukları için yaptıklarını söylüyorlar. Onlara fazla güvenmişler ve maalesef güvendikleri gibi olmamış.

Hele bir tanesi dikkatimi daha çok çekti diyor ki:
"Küçük oğlum doktor. Onu okutmak için şu kadar masraf ettim. otobüsümü sattım. (muhtemelen özel üniversitede okutmuştur) Zaman geçti ekonomik olarak dibe vurdum, buralara düştüm.Şimdi hiç arayıp sormaz."
Tabii bu durumlar insanın içini acıtıyor. Evlatlar bu konudaki imtihanlarını kaybediyorlar.
Bunları izlerken şu söz aklıma geldi.
"Ağaca yaslanma çürür, duvara yaslanma yıkılır, insana dayanma ölür, dayanacaksan Hakka dayan, O bâkidir." (Anonim)
Evet , "insana yaslanma ölür". biyolojik olarak ölmese bile, gönüllerde ölebiyorlar.
Elbette her evladın böyle olmadığını görüyor ve biliyoruz. Fakat yine de kim olursa olsun insanlara bel bağlamak yerine Rabbimize tevekkül etmek, güvenmek en mantıklısıdır.
Rabbim her şeyin, özellikle evladın hayırlısını ihsan eylesin.
20/05/2026 Ali USLU - TAVŞANLI

İKİ SORU

 Ahirete inanan müminlere iki soru: 

* Amel defterimiz verildiğinde (belki de yaptıklarımızı izleyeceğiz) kayıt alnına alınmış hayatımızla ilgili görüntülerden/bilgilerden hangi karelerin olmasını istemezdik?

* Onları sildirmek için gayretimiz oldu mu? (Bu konuda samimi tövbelerimiz oldu mu?)

DOZ ARTIRIMI

 İşlenilen haramlar hangi türde olursa olsun -eğer tövbe edilmez ve günahta ısrar edilirse- bir zaman sonra o günah/haram kişiye yetersiz gelmeye başlar ve aynı günahın daha üst dozajına yönelir.

05/05/2026 Ali USLU

"YAN TUT; DÖKME!"

 YAN TUT; DÖKME!"

Nüfusumuzun ve evliliklerin azalması şikayetleri üzerine...
Köyümüzde bazı çelişkili şeyleri izah etmek için ironi olarak (içerisinde sıvı bulunan ağzı açık kaplara atıf yapılarak) denilir ki: "yan tut; (fakat) dökme!"
Maal-esef kadın ve aile politikamız sanki yukarıdaki ironiye benziyor ve "eğik tutturup, içerisindekinin de dökülmemesi isteniyor gibi.
Halbuki pek çok şeyde sonuçlar sebeplere bağlıdır. Problem olarak gördüğümüz şeyler hangi sebeplerden meydana gelmişse önce o problemleri ortaya çıkaran sebeplerin değişmesi gerekir, sebepler değişmedikçe sonuçlar değişmez.
Rabbim sonumuzu hayr eylesin.
12/05/2026 Ali USLU -

AŞIRI KÖPEK SEVGİSİ

 Aşırı köpek sevgisi köpeğe tapınmaya doğru gider mi?

Son yıllarda köpek saldırıları ile ilgili üzücü haberleri görüp, okuyup buna rağmen köpeklerin serbest dolaşmasını savunanları dinleyip, okudukça aşağıdaki düşünceler zihnimde oluştu.

Evet, mama lobisi, köpekler üzerinden prim yapanlar, istismar edenler falan var. Fakat bunun yanında hiç bir menfaati olmadan insanlardan daha fazla köpekleri sevenler ve her şeye rağmen köpeklerin serbest dolaşmasını savunanlar da var.

Bakara 93. âyetinde İsrailoğullarından bazı kimselerin kalplerine buzağı sevgisi doldurulduğundan bahsedilir. Neticede bu sevgi Samiri isimli şahsın altından buzağı heykeli yaparak (bu sevgiyi istismar etmesi) ve bir çok kişinin buna tapmasıyla noktalanmıştı.

Aynı olayın memleketimizde köpekler için oluşmasından endişe ediyorum.

..."Duyduk ve başkaldırdık" dediler. İnkarcılıklarından dolayı buzağıya olan tutku onların kalplerine iyice yerleştirilmişti..." (Ahmet Varol Meali)

-----

Ayetin tamamı:

"Hatırlayın ki, Tûr dağının altında sizden söz almış: Size verdiklerimizi kuvvetlice tutun, söylenenleri anlayın, demiştik. Onlar: İşittik ve isyan ettik, dediler. İnkârları sebebiyle kalplerine buzağı sevgisi dolduruldu. De ki: Eğer inanıyorsanız, imanınız size ne kötü şeyler emrediyor!"

Diyanet Vakfı Meali


MANŞET!

İNSANI ÖZGÜRLEŞTİREN İKİ CÜMLE.

  Allahu Ekber" - Allah en büyüktür, Allah tek büyüktür" Sözüne iman etmiş kimseler için artık diğer tüm büyükler(!) (büyüklük tas...