PEYGAMBERİMİZİN DUASI
BAŞKA BİR AYET VE DUA İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ
Anlatıldığına göre, padişahın oğullarından
birisinin akli melekelerinde zaman zaman problemler oluşur ve o durumdayken
ilginç şeyler söylermiş. Bu durumu bilen padişah, oğlunu maharetli bir vezirine
teslim etmiş ve demiş ki: “Bizimki bazen coşuyor öyle durumlarda sen durumu
idare edersin.”
-Biraz önce
de söylediğim gibi biz sık sık ava gideriz. Bir keresinde yine avlanırken
attığımız oklar oradan aniden çıkıveren su arabasındaki tulumlara geldi tulumlar
delinince sular aktı aktı adeta sel oldu. Şehzademiz bu olayı anlatmak istiyor.
Bu hikayeyi şunun için anlattım. Bazı kimseler
peşinden gittiği kişilerin (lider, hoca, şeyh) hata yaptığına veya yapacağına
inanmadıklarından onların söylediği veya yaptığı olumsuzlukları tevil etmek
için uğraşıyorlar. Fakat bu iş her zaman sel ve kebap gibi olmuyor bazen de
aşure gibi oluyor.
Annem 1932 doğumlu. Maşallah hala zihin
sağlığı yerinde. Her gün yanına uğramaya çalışır, hal hatır sorar, duasını
alırım. Zaten gitmediğim günler bekler,bunu bildiğimden önemli bir mazeretim
varsa telefon ederim.
Annemin çocukluğunda bazı akranlarının
kuntiresi varmış. Annem de özenirmiş. (kundura
demek istiyor) Anlattığından anladığım
kadarıyla süslü, altı demir çiviler çakılı hafif topuklu bir ayakkabı
Çocukluğuna ait bir çok şey anlatmıştı ama
bunu anlatmamıştı. Demek ki bilinç
altına iyice yerleşmiş. onu baskılıyormuş. şimdi o özlemi açığa çıkıyor.
Annemin anlattıklarından çocuklar arasında
ayırım yapılmamasının önemini daha iyi kavradım. Bir de çocuğa verilen söz,
yerine getirilmediğinde onun iç aleminde nasıl bir etki bıraktığını daha iyi
anladım.
Derviş, Hac
ibadeti için gittiği kutsal topraklarda daha önce hiç görmediği insan
tipleriyle karşılaşıtı. Genelde aynı ülkenin insanları birbirine benziyorlardı. Fakat dikkatle bakıldığında onlar da birbirlerinden çok
farklıydı.
Bir ressam
hayal etti.
" Evet bizim, onun parmak uçlarını bile düzenlemeye gücümüz yeter."(Kıyâmet : 4) Ayetini hatırladı. Hayreti daha da arttı.
"O, yaratan, yoktan var eden, şekil veren Allah'tır. Güzel isimler O'nundur. Göklerdeki ve yerdeki her şey O'nu tesbih eder. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.(Haşr : 24)
Fakültede
okuduğum yıllarda Sabiha Ünlü'nün Dilek Taşları isimli bir
kitabını okumuştum. Kitabın bir bölümünde, yazar başından geçen bir olayı anlatmış. Faydası olur
kanaatiyle aklımda kalan o bilgileri sizinle paylaşayım istedim.
Hoca hanımın! yüzü birden değişiyor. Bazı
fasulyelere dikkat kesiliyor. Yüz ifadesinde
çok iğrenç bir şey görmüş gibi bir durum oluşuyor.
Aynı filmi izlettiğiniz bir gruba daha sonra
"Filmin sizi etkileyen bölümlerini, veya daha çok dikkatinizi çeken
bölümlerini anlatınız (veya yazınız)" deseniz, muhtemelen bir kaç
farklı cevap gelecektir.
Orta okulda, çok çalıştığı halde Maun suresini çok zor ezberleyen bir öğrencimin, bir öğretmenin karikatürünü
çok güzel yaptığını gördüğümde onu bir dergiye yönlendirmiştim. Şimdi başarılı
bir mimar olarak görüyorum.
"... Ve Allah'a yaklaşmaya yollar
arayın." Ayet-i Kerimesini bu bağlamda düşündüğümüzde müminler ilgi
alanlarına veya durumlarına göre Cenab-ı Hak'ka yaklaşabilirler. Kimisi daha
çok infak yolunu kullanırken, kimileri ilim öğrenme ve öğretme yolunu tercih
edebilirler. Kimisi insanlara faydalı olmayı onların işlerini görmeyi tercih
ederken, bazıları nafile ibadetler yoluyla Allah Teala'ya yaklaşmaya
çalışabilirler. Tabi bu söylediklerimiz asgari farzları yapmak kaydıyla.
İnsan hayatı boyunca yeni yeni kimselerle tanışır. Bunlardan bazılarıyla arkadaş olurlar. Arkadaşlarından samimi olduklarıyla da dost olurlar. Her arkadaş, her dost önemlidir ama eski dostların yeri başkadır. Eski dostlar seni her yönüyle kabul etmiş kişilerdir. Beklentileri yoktur. Hesabi değil hasbidirler.Yeni arkadaş ve dostlarınız için ise iki ihtimal söz konusudur. Birinci ihtimal gerçekten samimidirler. Sizinle birçok yönden uyum sağladıkları için sizinle dost olmuşlardır. İkinci ihtimal özellikle mal- makam -mevki sahibiyseniz sizden beklentisi olup buna bağlı olarak dost olanlardır. Aslında bunlar dost değil dost görünenlerdir. Yeni dostlarınızın hangi gruba girdiğini ancak emekli olduktan sonra ya da makam- mevkiinizi kaybettikten sonra öğrenebilirsiniz.
Sosyal hayatınızdaki konumunuza göre yeni arkadaşlar edinmeniz kaçınılmazdır. Ayaklarınızın daha sağlam yere basabilmesi için tabiri caizse (pergel örneğinde olduğu gibi) ayağınızın birisi eski dostlarınızda sabit olmalı, diğeri de yenileriyle.
Eski dostlar seni daha rahat eleştirebilirler. Buna dikkat etmelisin. Eleştiriyi önemsemelisin. Kırılmamalı basit şeylerden dolayı darılmamalısın. Yeni dostlarının övgülerine iltifatlarına ise ihtiyatla yaklaşmalısın. Bu layık olduğun için de olabilir, yağcılık da olabilir.
Yaptığınız bazı şeyleri eleştirenler, hasmınız veya muhalifiniz olmayabilir. Belki sizin iyiliğinizi isteyen dostunuzdur. Yaptığınız şeyleri öven ve destekleyen kişiler de dostunuz olmayabilir. Belki menfaatçidir. Belki de daha kötü olmanızı isteyen bir hasmınızdır.
Hazreti Ömer Efendimizin; “Benim yanlışımı bulup düzeltenden Allah razı olsun” dediği rivayet edilir. Hatalarımız dostlarımız tarafından uygun bir şekilde düzeltilmezse, bizi uyarmazlarsa hatalarımızı erdem olarak görmeye başlayabiliriz.
Birçok makam- mevki sahibi kişi, eski dostlarının eleştirilerine kulak tıkayıp onlardan uzaklaştıkları, yenilerin övgülerinden hoşlanıp onlarla daha da yakınlaştıkları için maddi ve manevi anlamda uçuruma yuvarlanmışlardır. İnsanlar hata yapabilirler. Siz de hata yapabilirsiniz dostlarınız da. Dostlarınızın hatalarını onaylamayın ama hatalarından dolayı onları terk etmeyin.
Bir de eski dostlarınızın etrafı sarılıp birileri onların ayağını yerden kesmeye çalışıyorsa onlara kırılsanız bile kızmayın, küsmeyin terk etmeyin.
Bir organımız hastalandığında ilk yaptığımız şey onu tedaviye çalışmaktır değil mi? Tedavi uzun sürse de tedaviye devam ederiz. Allah göstermesin kangren hariç uzuvlarımızdan vazgeçmeyiz.
Dostlarımız, kardeşlerimiz ve akrabalarımız da organlarımız gibidir. Bir problemimiz olduğunda onlardan vazgeçemeyiz. Tolere etmeye çalışırız. Sabrederiz, tedaviye çalışırız. Fakat kesip atmayız. Daha doğrusu (ilişkilerimizi) kesip atmamalıyız.
2000-2003 yıllarında o zamanki ismiyle Belediye İlköğretim
Okulunda çalışırken bir öğrencim ailesinin başından geçen bir olay anlattı.
Biraz zor olduğunu fakat çocuğun başına gelecekleri
önlediklerini, yapılan tılsımın bozulmaması için kesenin ağzının öğle ezanı okunmadan
açılmaması gerektiğini söyler. Ücret olarak Allah rızası için ne verirse onu
alacağını söyler. Neyse, kadın bir şeyler verir ve falcı gider.
Un fabrikaları yokken veya henüz
yaygınlaşmadan önce, insanımız buğdaylarını değirmende öğütürlermiş. Su değirmenleri
su basıncıyla çalıştıkları için derelere yapılırmış. Benim küçüklüğümde
rahmetli babamın öküz arabasıyla değirmene buğday götürdüğünü bilirim.
Aradan zaman geçmiş işletmeci hastalanıp,
yatağa düşmüş, ölümünün yakın olduğunu hissetmiş. Yaptıkları,(çaldığı
buğdaylar) gelmiş aklına. Tabii pişman olmuş ama kaç kişiye hile yaptığının
sayısını ve miktarını bilmesi bile imkansız.
Bahsedilen değirmen, dere yatağında. Dereden
epey uzakta yamaçta Akça köy var. Oranın haklı değirmene kestirmeden eşeklerle
geliyorlar. Çünkü normal araba yolu dolambaçlı ve uzak. Çalınan buğdaylardan
dolayı eşeklerin yükü hafifliyor ya. Mesela seksen kilogram yükü yetmiş beşe
düşüyor. Bayır yukarı giderken zorlanan eşeklerin yükünün hafiflemesinden
dolayı Acaba Allah Teala beni affeder mi diye düşünüyor değirmenci.Düşündüm de, iyi ki Ramazanlar ve bayramlarımız var. Çünkü: Toplumumuzun önemli bir kesiminin din ile ilgili bağlantıları sene içerisinde gi...