İPLİKTEKİ SIRLAR


  Derviş, ara sıra gidip kaldığı, babasından kalma köydeki çamurla örülmüş taş evinde, ihtiyaç duyduğu bir malzeme için dolapları karıştırırken eline yumruk büyüklüğünde bir ip yumağı takıldı.
  Yumağa bakarken eskilere çocukluğuna gitti. Aradığı malzemeyi aramaktan vaz geçip oturdu ve yumağı seyre koyuldu.
   Eskiden bu ipler çile olarak satılırdı. Orta okul yıllarında annesinin siparişi üzerine o da bu çilelerden almıştı. Bazen de köye çerçici ismi verilen,  tüm malzemeleri at sırtına yüklenmiş satıcılar gelir, sepet içerisinde ürünlerini teşhir ederlerdi. onların da en çok sattıkları malzemelerden birisi bu ip çileleriydi. (Sonradan çilenin farsça kırk demek olduğunu muhtemelen o iplik demetinde kırk tane iplik olduğu için böyle söylendiğini öğrendi)
  İplik çilesi birbirine karışmasın diye annesi onları sararak yumak halinde getirirdi.
  Şimdi elindeki bu yumak da muhtemelen 30-40 yıl evveline aitti.
    Yumağa baktıkça düşüncesi derinleşmeye başladı. Yumaktan biraz ip ayırdı olanca hızıyla öbür eline vurdu. Elinde okşamaya benzer bir his oluştu. Sonra ip yumağını top gibi elinin üstüne hafifçe vurdu elinin acıdığını hissetti. Demek ki hızla vurulsa epey sızlatacaktı. İp aynı ipti ama birbiri üstüne sarılınca etkisi çok değişiyordu.
     O gün bedeni değişik işlerle meşgul olurken zihni ipler üzerine yoğunlaştı.
  Ertesi günü ilçedeki ilk işi urgan almak için  pazara gitmek oldu. Tane fiyatının beş lira olduğunu öğrenince biri ince dokuzu kalın urganlardan on tane aldı. Urganların ucuzluğundan dolayı "Köylü amca galiba kendi imal ediyor" diye düşündü.
  Önce beş tanesini yan yana uzattı. Bunları saç örer gibi örüp uçlarını düğümledi. Kalın bir halat olmuştu.
  Sonra üç tanesini ördü. Bu da güçlü bir halat oldu. Fakat birinci kadar değildi.
  Elinde bir ince bir kalın urgan kalmıştı.
  Yaz tatilinde, mahallesindeki camiye gelen çocuklara bazen ufak tefek hediyeler götüren dervişi çocuklar çok sevmişti. İmam efendiyle de muhabbetleri iyiydi.
  Derviş elindeki urganlarla namaz vaktinden önce camiye gitti. Çocuklar her zaman elinde yiyecek ve hediye gördükleri dervişin elindeki urganları görünce şaşırdılar. Bir anlam veremediler.
Derviş selam verip bir köşeye oturdu. İmam efendi dersi bitirince hoş beş ettiler.
   Derviş imamdan müsaade isteyerek çocuklara dedi ki:
"Çocuklar! Birazdan yiyecek ikramımız olacak inşallah. Siparişler gelinceye kadar size küçük bir deney göstereceğim."
Farklı kalınlıktaki biri ince diğeri kalın iki urganı göstererek:
"Sizce hangisi daha sağlamdır, daha kuvvetlidir?" diye sordu.
Çocuklar kalını gösterdiler. "Doğru bildiniz" dedi derviş ve anlatmaya devam etti.
"Aslına bakarsanız kalın urgan da ince urgan da aynı malzemeden yapıldılar. Ama diyelim ki ince urgan yüz liften oluşuyorsa kalın urgan yüz elli -iki yüz liften oluşuyor. Demek ki sayılar fazlalaştıkça kuvvet de artıryor..."
 Sonra kalın urganın ucundan bir metre kadar bölümün bükümünü tersine bükerek liflerinin ayrılmasını sağladı.
Öğrencilere dönerek: "şimdi söyleyin bakalım bu kalın urgan mı daha sağlam ince urgan mı" diye sordu.
Kalın urganın uç tarafı liflere ayrıldığından güçsüz görünüyordu.
Bazı çocuklar tereddüt gösterirken, bazıları ince urganın daha sağlam olduğunu çünkü kalın urganın iplerinin ayrılması sebebiyle zayıfladığını söylediler.
Yine, “aferin” dedi derviş.
"Buradan da bir şey öğrendik" dedi ve ekledi.
"Urgan gücünü, onu oluşturan liflerden alıyor. Ancak bu liflerin birbirine sımsıkı sarılması ve desteklemesi şartıyla. Lifler çok olsa bile, aralarındaki bağ sıkı değilse, birbirlerini desteklemiyorlarsa urganın gücü azalıyor."
  Elindeki çakı ile urganın lifleri ayrılmış bölümünü kesti. İsteyenlerin urgandaki liflerden birer tane almalarını söyledi. Öğrenciler hızlı bir şekilde birer tane lif alırken,  O, yanında getirdiği 10-15 cm lik parmak büyüklükteki ağaç dallarından öğrencilere ikişer tane verdi. Aldıkları liflerin birer uçlarını dal parçalarına sıkıca bağlamalarını istedi.
   Ağaç parçalarından tutup zıt yönde asılarak ipi koparmalarını söyledi. Bazıları ilk asılışta bazıları bir kaç tekrardan sonra kopardılar. Koparamayan bir kaç küçük öğrenciye karşılıklı asılmalarını tavsiye etti. Onlar da kopardılar. "Koparabilenler tekrar lif alsın koparsın, bakalım en çok kim koparacak." dedi.
Kısa zamanda urganın tüm lifleri kopmuştu.
Sonra bütün öğrencileri bahçeye çıkarıp oyun  isteyenleri ikiye ayırdı.
Urganın iki ucundan tutarak karşılıklı olarak asılmalarını söyledi.
 Çocuklar olanca güçleriyle urganı karşılıklı asıldılar ve bir grup yenildi.
Derviş, urganda bir incelme veya kopma olup olmadığını sordu.
Çocuklar "bu bizim asılmamızla kopmaz ki" dediler. "Hatta büyüklerin asılmalarından dolayı da kopmaz."
Derviş, çocukları yerlerine davet ettikten sonra açıkladı:
 "Çocuklar! bu gün sizlere, aslında bildiğiniz bir konuyu, birliğin önemini deneyerek görmenizi istedim.
Bakın! urganın ayrılmış liflerini çok kısa zamanda birer kişi kopardığınız halde ayrılmamış bir birine sarılı bölümünü hep birlikte asıldığınız halde koparamadınız. İşte " birlikten kuvvet doğar" atasözü buna işaret ediyor. Bizler millet olarak bir ve beraber olursak, birbirimize destek olursak sağlam urgan gibi oluruz. Düşmanlarımız bizi yenemezler. Fakat birbirimize destek olmaz sırt çevirirsek herkes kendi çıkarını düşünürse urganın dağılmış ipleri gibi oluruz, gücümüzü kaybederiz ve en küçük kuvvet karşısında kopup dağılırız, yeniliriz."
   Elindeki ince urganı gösterdi ve sordu:
Bununla neler yapılabilir?
  "Hayvan bağlanabilir, dedem köyde danaları buna benzer iple bağlıyor" dedi bir öğrenci.
"Aferin" dedi derviş.
 Bu defa kalın urganı gösterdi.
Bununla neler yapılabilir?
"Yolda kalan otomobiller bununla çekilebilir" dedi, başka bir öğrenci.
- Aferin, sen nereden biliyorsun? dedi derviş.
"Babam tamirci, orada gördüm." diye cevapladı çocuk.
" Peki kamyon çekilir mi" diye sordu aynı öğrenciye.
"Çekilir ama zora gelince kopabilir" diye cevapladı çocuk.
Üç urganın örülerek yapıldığı halatı gösterdi derviş. Ve sordu:
"Bununla kamyon çekilebilir mi?"
"Evet çekilebilir" dediler.
Sonra beş urgandan yapılmış en kalın halatı gösterdi.
"Bununla tırları bile çekebilirsiniz" dedi bir öğrenci.
Derviş:
 "Aslında tırları çekecek güçteki bu halat da demin sizlerin rahatça kopardığınız liflerden oluşuyor. Fakat güçlerini birleştirince ne kadar güçlü oluyor değil mi? dedi ve sustu.
 Bazı öğrencilerin derin bir düşünceye daldıklarını fark ederek memnun oldu.
   "Şimdi size önemli bir şey söyleyeceğim buraya daha dikkat ederseniz memnun olurum" diyerek devam etti.
 "Toplumu oluşturan bireyleri iplere benzetmiştik. Bu ipler birbiriyle uyumlu olduğunda ise urgana benzetmiştik.
Her bir urganı da değişik milletlere benzetelim. Tarihimizde Müslüman milletler aynen halat gibi birbirlerine destek olduklarında ortak düşmanlarına galip gelmişler Haçlı seferlerini püskürtmüşlerdir.
   Ne zaman ki, halatı meydana getiren urganların her biri kendilerini daha önemli görüp halattan ayrılınca güçlerini kaybetmişlerdir. Ve ortak düşmanlarına karşı güçsüz kalmışlardır.
 Hele bir de urganı oluşturan unsurlar da birbirinden ayrılınca kolay yutulur lokma haline gelmişlerdir. Bu gün Suriye, Irak, Libya gibi ülkelerde gördüğümüz budur.
Sevgili Peygamberimiz, müminleri bir binanın birbirlerini destekleyen tuğlalarına benzetmiş ve bütün Müslümanların kardeşler olduğunu bildirmiştir.
 Rabbimiz ise Kuranda buyuruyor ki: 
."Allah'a ve Resûlüne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.(Enfâl : 46)
"Hep birlikte Allah'ın ipine (Kur'an'a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin..." (Âl-i İmrân : 103)
Tam sözlerini bitirdiğinde beyaz önlüklü bir garson kapıdan göründü. Çocuklar garsonun elindeki sepete merakla baktılar.
Derviş, dinledikleri ve etkinliğe katıldıklar için çocuklara teşekkür etti ve "afiyet olsun" diyerek camiye doğru yöneldi.

TEFEKKÜR HİKAYELERİ (Derviş yazıları)
http://www.aliuslu.net/2017/11/tefekkur-hikayeleri.html

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

MANŞET!

RÖPORTAJ

 https://youtu.be/Wo_cX-JKGWU?si=O2IpQY7RbOpsRdhV