
Yumağa bakarken eskilere çocukluğuna gitti.
Aradığı malzemeyi aramaktan vaz geçip oturdu ve yumağı seyre koyuldu.
Eskiden bu ipler çile olarak satılırdı. Orta
okul yıllarında annesinin siparişi üzerine o da bu çilelerden almıştı.
Bazen de köye çerçici ismi verilen, tüm
malzemeleri at sırtına yüklenmiş satıcılar gelir, sepet içerisinde ürünlerini
teşhir ederlerdi. onların da en çok sattıkları malzemelerden birisi bu ip
çileleriydi. (Sonradan çilenin farsça kırk demek olduğunu muhtemelen o iplik
demetinde kırk tane iplik olduğu için böyle söylendiğini öğrendi)
İplik çilesi birbirine karışmasın diye annesi
onları sararak yumak halinde getirirdi.
Şimdi elindeki bu yumak da muhtemelen 30-40
yıl evveline aitti.

O gün bedeni değişik işlerle meşgul
olurken zihni ipler üzerine yoğunlaştı.
Ertesi günü ilçedeki ilk işi urgan almak
için pazara gitmek oldu. Tane fiyatının
beş lira olduğunu öğrenince biri ince dokuzu kalın urganlardan on tane aldı.
Urganların ucuzluğundan dolayı "Köylü amca galiba kendi imal ediyor"
diye düşündü.
Önce beş tanesini yan yana uzattı. Bunları
saç örer gibi örüp uçlarını düğümledi. Kalın bir halat olmuştu.
Sonra üç tanesini ördü. Bu da güçlü bir halat
oldu. Fakat birinci kadar değildi.
Elinde bir ince bir kalın urgan kalmıştı.

Derviş elindeki urganlarla namaz vaktinden
önce camiye gitti. Çocuklar her zaman elinde yiyecek ve hediye gördükleri
dervişin elindeki urganları görünce şaşırdılar. Bir anlam veremediler.
Derviş selam
verip bir köşeye oturdu. İmam efendi dersi bitirince hoş beş ettiler.
Derviş imamdan müsaade isteyerek çocuklara
dedi ki:
"Çocuklar! Birazdan yiyecek ikramımız olacak
inşallah. Siparişler gelinceye kadar size küçük bir deney göstereceğim."
Farklı
kalınlıktaki biri ince diğeri kalın iki urganı göstererek:
"Sizce
hangisi daha sağlamdır, daha kuvvetlidir?" diye sordu.
Çocuklar
kalını gösterdiler. "Doğru bildiniz" dedi derviş ve anlatmaya devam etti.
"Aslına
bakarsanız kalın urgan da ince urgan da aynı malzemeden yapıldılar. Ama diyelim
ki ince urgan yüz liften oluşuyorsa kalın urgan yüz elli -iki yüz liften
oluşuyor. Demek ki sayılar fazlalaştıkça kuvvet de artıryor..."
Sonra kalın urganın ucundan bir metre kadar
bölümün bükümünü tersine bükerek liflerinin ayrılmasını sağladı.
Öğrencilere
dönerek: "şimdi söyleyin bakalım bu kalın urgan mı daha sağlam ince urgan
mı" diye sordu.
Bazı
çocuklar tereddüt gösterirken, bazıları ince urganın daha sağlam olduğunu çünkü
kalın urganın iplerinin ayrılması sebebiyle zayıfladığını söylediler.
Yine, “aferin”
dedi derviş.
"Buradan
da bir şey öğrendik" dedi ve ekledi.
"Urgan
gücünü, onu oluşturan liflerden alıyor. Ancak bu liflerin birbirine sımsıkı
sarılması ve desteklemesi şartıyla. Lifler çok olsa bile, aralarındaki bağ sıkı
değilse, birbirlerini desteklemiyorlarsa urganın gücü azalıyor."
Elindeki çakı ile urganın lifleri ayrılmış
bölümünü kesti. İsteyenlerin urgandaki liflerden birer tane almalarını söyledi.
Öğrenciler hızlı bir şekilde birer tane lif alırken, O, yanında getirdiği 10-15 cm lik parmak
büyüklükteki ağaç dallarından öğrencilere ikişer tane verdi. Aldıkları liflerin
birer uçlarını dal parçalarına sıkıca bağlamalarını istedi.
Ağaç parçalarından tutup zıt yönde asılarak
ipi koparmalarını söyledi. Bazıları ilk asılışta bazıları bir kaç tekrardan
sonra kopardılar. Koparamayan bir kaç küçük öğrenciye karşılıklı asılmalarını
tavsiye etti. Onlar da kopardılar. "Koparabilenler tekrar lif alsın koparsın,
bakalım en çok kim koparacak." dedi.
Sonra bütün öğrencileri bahçeye çıkarıp
oyun isteyenleri ikiye ayırdı.
Urganın iki ucundan tutarak karşılıklı olarak asılmalarını söyledi.
Çocuklar olanca güçleriyle urganı karşılıklı
asıldılar ve bir grup yenildi.
Derviş,
urganda bir incelme veya kopma olup olmadığını sordu.
Çocuklar "bu
bizim asılmamızla kopmaz ki" dediler. "Hatta büyüklerin asılmalarından dolayı da
kopmaz."
Derviş, çocukları yerlerine davet ettikten sonra açıkladı:
"Çocuklar! bu gün sizlere, aslında bildiğiniz bir konuyu, birliğin önemini deneyerek görmenizi istedim.
Bakın!
urganın ayrılmış liflerini çok kısa zamanda birer kişi kopardığınız halde
ayrılmamış bir birine sarılı bölümünü hep birlikte asıldığınız halde
koparamadınız. İşte " birlikten kuvvet doğar" atasözü buna işaret
ediyor. Bizler millet olarak bir ve beraber olursak, birbirimize destek olursak
sağlam urgan gibi oluruz. Düşmanlarımız bizi yenemezler. Fakat birbirimize
destek olmaz sırt çevirirsek herkes kendi çıkarını düşünürse urganın dağılmış
ipleri gibi oluruz, gücümüzü kaybederiz ve en küçük kuvvet karşısında kopup
dağılırız, yeniliriz."
Elindeki ince urganı gösterdi ve sordu:
"Hayvan bağlanabilir, dedem köyde danaları buna benzer iple bağlıyor" dedi bir
öğrenci.
"Aferin"
dedi derviş.
Bu defa kalın urganı gösterdi.
Bununla
neler yapılabilir?
"Yolda
kalan otomobiller bununla çekilebilir" dedi, başka bir öğrenci.
- Aferin, sen nereden biliyorsun? dedi derviş.
"Babam tamirci, orada gördüm." diye cevapladı çocuk.
- Aferin, sen nereden biliyorsun? dedi derviş.
"Babam tamirci, orada gördüm." diye cevapladı çocuk.
" Peki
kamyon çekilir mi" diye sordu aynı öğrenciye.
"Çekilir
ama zora gelince kopabilir" diye cevapladı çocuk.
Üç urganın
örülerek yapıldığı halatı gösterdi derviş. Ve sordu:
"Evet
çekilebilir" dediler.
Sonra beş
urgandan yapılmış en kalın halatı gösterdi.
"Bununla
tırları bile çekebilirsiniz" dedi bir öğrenci.
Derviş:
"Aslında tırları çekecek güçteki bu halat
da demin sizlerin rahatça kopardığınız liflerden oluşuyor. Fakat güçlerini
birleştirince ne kadar güçlü oluyor değil mi? dedi ve sustu.
Bazı öğrencilerin derin bir düşünceye daldıklarını
fark ederek memnun oldu.
"Şimdi size önemli bir şey söyleyeceğim
buraya daha dikkat ederseniz memnun olurum" diyerek devam etti.
"Toplumu oluşturan bireyleri iplere
benzetmiştik. Bu ipler birbiriyle uyumlu olduğunda ise urgana benzetmiştik.

Ne zaman ki, halatı meydana getiren
urganların her biri kendilerini daha önemli görüp halattan ayrılınca güçlerini
kaybetmişlerdir. Ve ortak düşmanlarına karşı güçsüz kalmışlardır.
Hele bir de urganı oluşturan unsurlar da
birbirinden ayrılınca kolay yutulur lokma haline gelmişlerdir. Bu gün Suriye,
Irak, Libya gibi ülkelerde gördüğümüz budur.
Sevgili
Peygamberimiz, müminleri bir binanın birbirlerini destekleyen tuğlalarına
benzetmiş ve bütün Müslümanların kardeşler olduğunu bildirmiştir.
Rabbimiz ise Kuranda buyuruyor ki:

"Hep birlikte
Allah'ın ipine (Kur'an'a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin..." (Âl-i
İmrân : 103)
Tam
sözlerini bitirdiğinde beyaz önlüklü bir garson kapıdan göründü. Çocuklar
garsonun elindeki sepete merakla baktılar.
Derviş,
dinledikleri ve etkinliğe katıldıklar için çocuklara teşekkür etti ve "afiyet olsun" diyerek
camiye doğru yöneldi.
TEFEKKÜR HİKAYELERİ (Derviş yazıları)
http://www.aliuslu.net/2017/11/tefekkur-hikayeleri.html
TEFEKKÜR HİKAYELERİ (Derviş yazıları)
http://www.aliuslu.net/2017/11/tefekkur-hikayeleri.html
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder