CİMERE ŞİKAYET MEVZUSU

ÖĞRETMENİ CİMERE ŞİKAYET ETMEDEN...

Dün bir öğretmen arkadaşla çay içelim dedik. Arkadaşın canı biraz sıkılmış. "Hayrola" dedim.

"Bir veli CİMER’e şikayette bulunmuş" dedi.

Arkadaşı öncelerden tanıyorum. Tecrübeli ve uyumlu bir kişi olduğundan önemli bir şey olmadığını tahmin ettim.

"Mesele neymiş" dedim, anlattı:

“Veli toplantısında devamsızlıkla ilgili şeyler söyledim. Birinci sınıflarda devamın öğrenci açısından önemini anlattım. İzin almanız gerektiğinde okul idaresinden izin alınması gerektiğini anlattım. Bana da haber verirlerse ben de öğrenci hakkında bilgi sahibi olmuş olurum. iyi olur” dedim.

“Öğrenci velisi, muhtemelen eksik anlamış. Bazen telefon edip çocuklarının (iki çocuk) hasta olduğunu, okula gelemeyeceklerini söylüyordu. Ben de tamam diyordum. Muhtemelen e okuldan çocuklarının devamsızlığını görünce "ben öğretmene bildirdiğim halde çocuklarımı devamsız yazmış" diye CİMER e şikayette bulunmuş.

Bir defa bu şikayetten öğretmene en küçük bir olumsuz durum çıkmaz.

İkinci olarak, böyle bir mevzuda önce öğretmene mesele sorulur, o da izah eder. Olmadı okul idaresine gidilir. Büyük bir problem yok ortada.

Arkadaşın, cezadan çekindiği için değil de velinin vefasızlığından dolayı canı sıkılmış haklı olarak.

Bu tür olaylarda CİMERE e şikayette bulunulduğunda, CİMER’den valiliklere, oradan Milli Eğitime, oradan da okula şikayet gönderilir ve savunma istenir. Böyle eften püften meselelerde uygun bir cevap yazılarak yukarı gönderilir ve mesele kapanır.

Meselenin resmi boyutu kapansa da öğretmenin iç aleminde kolay kolay kapanmaz. Ne mi olur?

Genel olarak neler olacağını öğretmen psikolojisini az çok bilen bir kişi olarak belirteyim.

Böyle durumlarda öğretmen genelde kırılır. O veliye ve çocuklarına karşı resmi görevi olan şeyler dışında bir şey yapmak içinden gelmez.

Mesela mesai saatleri haricinde çocuğun durumuyla veya dersleriyle ilgili öğretmene telefon etse öğretmen cevap vermeyebilir. Numarayı engelleyebilir. Hatta öğretmen, veliye özel telefonunu vermek mecburiyetinde de değildir. Aramak istediğinde mesai saatlerinde okulun telefonundan arayabilir ancak.

Öğrencileriyle derste ilgilenir. Fakat ders dışı pek ilgilenmeyebilir. Mesela teneffüste, baktı ki çocuk üzgün veya ağlıyor. Çocuğun yanına gidip öğrencinin neden üzgün olduğunu sormak öğretmenin resmi görevi değildir. Ama sınıf öğretmenleri özellikle kendi öğrencilerini böyle gördüklerinde ne olduğunu sorar, teselli eder problem varsa çözmeye çalışır.

Veya okuldan çıkıldıktan sonra okul dışında baktınız çocuklar tartışıyor veya kavga ediyor. Bu duruma müdahale öğretmenin resmi görevi değildir. Kırılan öğretmen bu tür velilerin çocuklarına pek müdahale etmeyebilir.

Veya yolda çocuğu gördü diyelim. "Nasılsın? nereye gidiyorsun?" demesi çocukların hoşuna gider. Öğretmen bunları yapmak zorunda da değildir. Akşamleyin sosyal medyadan veya telefondan öğretmene bir şey sordu diyelim. Ona cevap vermek zorunda değildir.

Demem o ki, eften püften şeyler yüzünden öğretmenin şevkini kırmayın. Öğretmenin enerjisini tüketmeyin. Öğretmenin enerjisi azalırsa çocuklarınıza yeterli ışık veremez. Halbuki özellikle ilk okulda çocukların en büyük ihtiyacı öğretmeninin gözünden alacağı ışıktır. Onun gözlerindeki sevgidir, şefkattir. Öğretmenin ilgisidir, iltifatıdır.

12/10/2021 Ali USLU TAVŞANLI

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

MANŞET!

RÖPORTAJ

 https://youtu.be/Wo_cX-JKGWU?si=O2IpQY7RbOpsRdhV