ÖĞRETMENİN OTORİTESİ OLMADAN EĞİTİM OLMAZ
Eğitimle ilgili bir önceki paylaşımımızda önceki yıllarda öğretmenlerin otorite adına sınırsız yetkileri olduğunu daha sonraki yıllarda ise öğretmenin otoritesinin neredeyse sıfırlandığını anlatmış bir türlü ortasını bulamadığımızı belirtmiştik.
Şöyle bir soruyla başlayayım. Sınıftaki bir veya bir kaç çocuk öğretmenin tüm uyarılarına rağmen dersin huzurunu bozuyorsa, dersin işlenmesine engel oluyorsa, sınıftaki diğer öğrencilere zarar veriyorsa ve öğretmen bu durumda sesini bile yükseltemiyorsa, azarlayamıyorsa (çünkü bu durumda velilerin şikayeti üzerine çocuklara psikolojik şiddet uygulaması sebebiyle soruşturma açılabilir) sınıfta hakimiyet kurabilir mi?
-Elbette kuramaz bu durum suça meyilli diğer çocukları da cesaretlendirebilir.
Veya şöyle diyelim; sınırlarını bilmeyen ve bu konudaki uyarıları önemsemeyen bir öğrenciye neler yaparak onu sınırlarına geri getirebilirsiniz?
Eskiden bu belliydi... Öğretmenin korkutması genellikle meseleyi halleder, diğerlerine de örnek olurdu.
Öğrenci sınırlarını bilmediğinde (sınıf hakimiyyeti olmadığı için) öğretmenin tam anlatamadığı/işleyemediği dersi anlayamayan diğer çocukların mağduriyeti ne olacak? Bunları kim telafi edecek?
Gelelim akran zorbalığı meselesine;
Öğretmenlerin otoriter olduğu dönemlerde okullarda akran zorbalığı pek olmazdı. Bunu yapan veya yapmayı düşünen öğrenciler başına neler geleceğini gayet iyi bilirdi.
Öğretmenin otoritesi kalmayınca okullarda gerek okul içinde, gerek okul dışında akran zorbalıkları çoğaldı. Hatta çeteleşmeler, bazı öğrencileri haraca bağlamalar başladı. Öğretmen çocuğa şiddet uyguladığında cezası belli, lakin öğrenci öğrenciye şiddet uyguladığında (yaralama falan olmadıkça) fazla bir yaptırımı yok. Hele ilköğretimdeki çocuğa ne gibi ceza verebilirsiniz ki? Peki bu şiddete maruz kalan öğrencilerin mağduriyeti ne olacak?
Özet olarak öğretmenlere sınıfta ve okulda otoriteyi sağlayacak sistem gelmedikçe eğitim meselesini çözemeyiz.
Peki öğretmenin otoritesi nasıl sağlanır?
*Öğretmenlerin büyük çoğunluğu bu konudan şikayetçi olduğuna göre tüm öğretmen sendikaları bu konudaki somut tekliflerini ortaya koymalıdırlar.
* Şiddet geri gelsin demiyorum fakat yaramazlık yapan sınıfın huzurunu bozan öğrencilere de öğretmenin sesini yükseltmesi, tehdit etmesi, azarlaması suç sayılmamalıdır.
*Öğretmenin hangi davranışlarının şiddet sayıldığı, suç sayıldığı, hangi davranışlarından dolayı soruşturmaya tabi tutulacağı açık ve net bir şekilde yönetmeliklerde belirtilmeli, eğer kanuni düzenleme gerekiyorsa bu yapılmalıdır.
* Velilerin her şikayetinde öğretmenden yazılı veya sözlü savunma istenilerek öğretmenin moralinin bozulmasına, motivasyonun azalmasına sebep olunmamalıdır. Bu konuda ilçelerde komisyonlar kurulup şikayete konu olan olay öğretmene aksettirilmeden sınıftaki diğer öğrencilerden veya görgü tanıklarından dinlenilerek incelenmeli asılsız veya basit konularda şikayetler işleme konulmamalıdır.
*Öğretmenler robot değildir. Psikolojileri her zaman düzgün olmayabilir. Maddi- manevi problemleri olabilir. Aile sorunları olabilir, kronik veya geçici rahatsızlıkları olabilir. Dolayısıyla öğrencilerinin davranışlarına karşı her zaman toleranslı olmayabilirler. En küçük şeyde şikayet mekanizmasının çalıştırılması, öğretmenin suçlanması öğretmenin motivasyonunu azaltır.
Hele şikayet söz konusu olduğunda bir de şikayet eden kişi biraz nüfuzlu kimse ise daha tahkikat yapılmadan kendisine suçlu muamelesi yapılması ve öğretmenin tehdit edilmesi önlenilmelidir.,
* İlköğretimlerde sınıfın huzurunu bozan, arkadaşlarına zarar veren öğrencilerle okul veya il/ilçe rehberlik merkezlerinin görüşmeleri sonuç vermiyorsa, gerek idarenin gerekse rehberlik servislerinin veli bilgilendirmesi yapılmasına rağmen zaman içerisinde durumunda düzelme olmuyorsa, okuldaki bir komisyon tarafından o yıl okula gelmesi engellenmeli sene sonunda bu tür çocuklar için il ve ilçelerde sınav yapılmalıdır. Başarılı olanlar sınıfını geçebilmelidir. Ertesi yıl tekrar okula devam şansı verilmeli durumda düzelme olmazsa yine okula devamı engellenmelidir. Böylece diğer öğrencilerin mağduriyeti engellenmiş öğretmenin de sınıf hakimiyeti sağlanmış olur. (Bu durum velinin de öğrencisiyle daha faza ilgilenmesini ve tedbir almasını sağlar)
* İlköğretim ikinci kademede ve liselerde verilen tüm disiplin cezaları üniversite hedefi olan öğrenciler için etkilidir. Okumak istemeyen öğrenciler için verilecek her ceza ödül niteliğindedir. (Mesela okuldan kısa süreli veya uzun süreli uzaklaştırma cezası hatta örgün eğitimden çıkarma cezası bu tür öğrenciler için ödül sayılabilir) Bu sebeple ceza yaşı sadece öğrencinin yaşına göre değil psikolog heyetinin kişiye özel değerlendirmelerine göre daha aşağı çekilebilmeli çocuk arkadaşlarına, öğretmenine, okul eşyalarına verdiği zarardan dolayı veya okul düzenini bozduğu için adli mercilerde yargılanmanın önü açılmalıdır.
*12 yıllık kesintisiz öğretim modelinin işe yaramadığı hatta zararları eğitimciler tarafından örnekleriyle anlatılmaktadır. Okumak istemeyen tarlada, dağda, sanayide olması gereken genci okula zorla getirmek hem öğretmene, hem öğrenciye, hem veliye hem de topluma haksızlıktır. Okumak istemeyen çocuk sınıfın, okulun düzenini bozar, öğretmeni saymaz, dersi dinlemez bu durum bile tek başına bir eğitim problemidir.
Bunlar öğretmenin otoritesi ile alakalı benim aklıma gelenler. Fakat bütün bunlar yapılsa bile mesele tam olarak çözülemeyecektir. Çünkü eğitimin meselesi sadece öğretmenin otoritesi değildir. Diğer konuları da inşâallah sonraki yazılarımızda yazmaya çalışacağız.
03/05/2026 Ali USLU
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder