YILDIZLARIN YERLERİNE ANDOLSUN...


 "
Yıldızların yerlerine yemin ederim ki, -eğer bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir- "(Vakıa : 75-76)

TEFEKKÜR SORUSU: "Yıldızların yerleri" ifadesinden neler anlamalıyız?

 KÜÇÜK BİR İPUCU:

Samanyolu Galaksisinde, Güneş’ten sonra Dünya’ya en yakın yıldız 39,9 trilyon (1012) kilometre ya da 4,2 ışık yılı uzaklıkta olan Proxima Centauri’dir. Bu yıldızın ışığının dünyaya ulaşması için 4,2 yıl gerekmektedir. Uzay Mekiği’nin yörünge hızıyla (saniyede 8 kilometre — yaklaşık saatte 30,000 kilometre) yolculuk edersek Proxima Centauri’ye ulaşmak için 150.000 yıl gerekecektir (Vikipedi)

Bilimsel yayınlarda yazıldığı kadarıyla Samanyolu Galaksi'sinde yaklaşık 300 milyar yıldız bulunmaktadır ve galaksinin çapı 100 000 ışık yılıdır.  (Not ışığın hızı saniyede 300 000 km.dir.)

 Evrende Samanyoluna benzer 300 milyar  galaksi bulunduğu bildirilmektedir. Son okuduğum prof Sefa Saygılı'nın kitabında 2 trilyon olarak yazılıyor.)

Şimdi yukarıdaki ayetleri tekrar düşünelim...

İnsaflı bir kişinin geleceği nokta "sübhanallah" demektir.

BAZI DAVRANIŞLAR TRAVMA OLUŞTURUR.

   Birçok zeki öğrencinin hayali olan yüksek puanla girilebilen bir fakültenin 3. sınıfındayken okulu bırakan bir öğrencimin  okulu bırakma sebebinin, fakültede gönlünü kaptırdığı kız tarafından aşağılanmak ve toplum içinde rencide edilmek olduğunu yıllar sonra kendisinden dinlediğimde çok üzülmüştüm.

   Lise son sınıfta bile karanlıktan korkan, mezarlığın yanından geçemeyen bir öğrencimin sorununun kaynağında, ilkokula giderken yaptığı yaramazlık yüzünden, babası tarafından akşamleyin karanlık ahıra hapsedilmesi ve bir süre orada kalmasını öğrenmiş o şaşırmıştım.

   Lise son sınıfı okuyan bir öğrencimin çok utangaç olduğunu, izin istemek için müdür muavini odasına gidemediğini, öğretmene derdini anlatamadığını, sorulan sorulara cevap veremediğini, öğretmenin yüzüne bakamadığını gördüğümde çocukla biraz ilgilenmiştim. Problemlerin temelinde şunları gördüm.

Öğrenci, zaten yapısı gereği biraz utangaç. Köydeki İlkokulda öğretmeni bayramda ezberden şiir okuması için çocuğa görev veriyor. Çocuğun ismi anons edilip sahneye çıkarken, çok heyecanlanıyor. O psikolojiyle giderken ayağı merdivene takılıp düşüyor. Seyircilerden ve öğrencilerden birleri gülüyor.

O heyecanla çocuk şiirini okurken takılıyor, iyice panikleyip şiiri unutuyor ve izleyiciler yine gülüyorlar. Çocuk şiirini bitiremiyor ve çok utanıyor.

Öğretmen, bunu içeri çekiyor ve beni rezil ettin diye bir güzel dövüyor. İşte bu olaylar gencin kendine güvenin iyice yitirmesine utangaç ve sıkılgan olmasına sebep oluyor.

   Hafız bir çocuk camide ezberden mukabele okuyor. Bazı yerlerde yanlışı çıkıyor. Camideki bir adam bunu tersliyor. Bugün 45 yaşlarında olan bu kardeşimiz toplum içerisinde İhlas dahi okumuyor veya okuyamıyor.

    İlköğretimde 8. Sınıfta bir kız öğrencimiz sınavlarda çok heyecanlanıyor, bazı sınavlardan sonra bayılıyor. Sebebini araştırıyoruz. öğrenci sınavlardan biraz düşük aldığında babası uzun süre onunla küs duruyor. Bu durum öğrenci üzerinde büyük baskı kuruyor ve bayılmalara kadar giden süreç başlıyor.

    Bir öğretmen arkadaşın yağmurda şemsiye kullanmadığını görüyorum. Durumu şöyle izah ediyor: "Orta okula giderken şemsiyemi kaybettim. Babam bundan dolayı bir güzel dövdü. O gündür bugündür kesinlikle şemsiye kullanmıyorum."

    Mezarlıktan mezardan ve ölüden çok korkan bir tanıdığımın, annesi vefat ediyor. Cenazenin mezara konulması için iki kişinin mezara girmesi gerekmektedir. Bu şahıs mezara inmeye korkuyor, inmek istemiyor. Bu durumu bilen bir arkadaşı şaka amaçlı onu mezara itiyor. Mezarın içerisinde çok korkan fakat rezil olmamak için görevi bitene kadar çıkmayan bu şahıs 40 güne varmadan ölüyor.

    Ergenlik döneminde karanlıktan biraz korkan ve bu durumu arkadaşları tarafından fark edilen gence, arkadaşları kendilerince şaka yapıyorlar. İki arkadaş yatsıdan sonra bu arkadaşlarını evinden çağırarak köyde gezmeye çıkıyorlar. Geze geze mezarlığın yanına varıyorlar. Önceden mezarlığa gönderdikleri bir kişi, beyaz çarşafla onların üzerine yürüyor. İki arkadaş numaradan, bahsettiğim genç gerçekten korktuğu için kaçıyorlar. Korkutulan  genç ömrü boyunca karanlıktan korkuyor ve 50 yaşlarındayken bile akşamları yalnız evinden çıkamıyor evine yalnız gidemiyor.

 

UNUTAMADIĞIM HATIRALARDAN -11

     Yaklaşık onbeş yıl önceydi. Bir tanıdığın mekanında hasbihal ediyoruz. Derken kapıdan, şahsen tanıdığım ama o zamana kadar bende olumsuz izlenimler bırakan bir kişi girdi odaya. Mekan sahibinin elini öpmeye çalıştı. Paraya acilen ihtiyacı olduğunu hissettirecek şeyler söyledi. O arkadaş o zamanki parayla 20 TL Verdi. Gelen şahıs  teşekkür ederek ayrıldı.

    Şahıs gittikten sonra mekan sahibi , şahsı tanıyıp tanımadığımı sordu. Ben de şahsen tanıdığımı ama detaylarını bilmediğimi söyledim.
   Meğer eski arkadaşlarındanmış. “ Sonraları pis işlere bulaştı” Dedi ve ekledi:
-Tertemiz karısı ve çocukları vardı. Karısını boşadı. Tabii çocuklar da annelerinin yanında kaldı. Sonra da kötü yolda olan  bir kadınla beraber yaşıyor.
Birden midemin bulandığını hissettim. Aynı zamanda Kur’an-ı  Kerim’de defalarca okuduğum halde hikmetini pek düşünmediğim ayetin hikmeti ışıldadı beynimde.
     Nur suresinde zina eden bir erkeğin ancak zina eden  veya müşrik bir kadınla evlenebileceği, zina eden bir kadının da ancak zina eden veya müşrik bir erkekle evlenebileceği belirtiliyordu.
"Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkası ile evlenmez; zina eden kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan erkek evlenir. Bu, müminlere haram kılınmıştır."(Nûr : 3)
Ardından da temiz(zinaya bulaşmamış  manen kirlenmemiş, namuslu) erkeklerle temiz  kadınların birbirlerine layık olduklarını, Habis(zina yapmış, manen kirlenmiş) erkeklerle habis kadınların  birbirlerine layık olduklarını belirtiyordu.
Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler de kötü kadınlara; temiz  (namuslu) kadınlar temiz (namuslu) erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara layıktır..."(Nûr : 26)
   Yukarıdaki olayı ve benzer olayları, numaralarını verdiğim ayetlerle birlikte düşündüğümde şu sonuçlara ulaştım.
     Manevi anlamda kirlenmiş (Kuranın ifadesiyle habis) bir erkek çevre baskısından veya başka sebeplerle temiz bir bayanla evleniyor. Her ne kadar bedenleri evlense de ruhları birbirine uyum sağlamıyor, bu konuda günah diye bir derdi olmadığından  gözünü dışarıya dikiyor, ancak kendisi gibi kirlenmiş habis kadınlarla ruhen uyuşabiliyor.
 Bu evlilik, çevre baskısına göre ya mutsuz bir şekilde devam ediyor (tabi erkeğin gözü hep dışarıda) ya da baskı azalınca, ayıp kavramı kalkınca boşanıp kendisi gibi habis kişilerle evleniliyor.
    Tabi bu habisleşmiş kadınlar için de böyle oluyor. O da temiz eşle mutlu olamıyor fırsatını bulduğunda habisleşmiş bir kişiyi buluyor.
   Elbette, can-ı  gönülden yapılmış, gerçekten pişman olunarak yapılmış tevbe sahiplerini ayrı tutuyorum.
Demek zina fiili kişiyi manen düşürüyor,
Rabbimiz Kuranda bizi hem uyarıyor hem de nehyediyor:
sakın zinaya yaklaşmayın. çünkü o, son derece çirkin bir  iştir  ve çok kötü bir yoldur”  (isra/32)

      Diğer yazılarımız için www.aliuslu.net

 

"ERKEĞİ VE DİŞİYİ YARATANA ANDOLSUN Kİ..." (Leyl : 3)

Leyl suresi 3. ayet-i kerimeyi okuyordum:
"Erkeği ve dişiyi yaratana andolsun ki..."
Sonra düşündüm...
Yer yüzünde kaç bin çeşit hayvan (hareket eden canlı) türü var. Karada yaşayanlar, suda yaşayanlar... (Bu noktada insanları, dört ayaklı ve iki ayaklı hayvanları, kuş türlerini, böcekleri, sürüngenleri vb. düşünebiliriz.)
Şayet bunlar cinsiyetsiz olarak yaratılsaydı, o neslin ölümüyle tür sona ererdi.
Veya sadece erkekleri yaratılsaydı yine o türün son ferdinin ölümüyle tür sona ererdi.
Sadece dişiler yaratılsaydı yine son ferdin ölümüyle tür sona ererdi.
Yani o binlerce türün varlığını devam ettirebilmesi her türün birbirlerine yakın bir zaman içerisinde hem erkeğinin hem dişisinin yaratılması ile mümkündür.
Yine gerek her iki cinsin üreme sistemlerindeki tüm evrelerin mükemmel olması gerekir. En küçük bir noksanlık sistemi işlemez hale getirirdi.
Bu da akılcı bir tasarımı ve onu yapacak yaratacak bilgi ve gücü gerektirir.
Bütün bunları düşündüğümüzde geldiğimiz son nokta "sübhanallah" diyerek Rabbimizin gücünü ve mükemmel yaratma sanatını itiraf etmek oluyor.

TAVŞANLI TARİHİNE NOT DÜŞMEK

 Rahmetli dedemden (Hacı Kalit BAŞ. Ö: 1985) bir kaç kez, değişik zamanlarda dinlediğim,kendi yaşadığı ve şahit olduğu bir olayı buraya yazarak Tavşanlı tarihiyle ilgilenenlere bir katkım olsun ve tarihe bir not düşeyim istedim.edim.

Dedemin gençliğinde yunan işgal güçleri Tavşanlı tarafından geliyorlar. "Ellik gavurları" dediği yerli rumlar onlarla birlik oluyor (Yerli rumların tamamı veya bir kısmı olabilir/ Gönüllü katılmış veya zorunlu olarak getirilmiş olabilir onu bilmiyorum) bu ellik gavurları tercümanlık yapıyorlar.

 Örenköy'e vardıklarında muhtemelen Köprüören taraflarında konuşlanmış olan bizim askerlerimizin top atışıyla karşılaşıyorlar. Örenköyün biraz ilerisine karargah kuruyorlar. Orada muharebe oluyor.

    Köylerden silah zoruyla genç ve orta yaşlılardan adam seçip Örenköy'e götürüyorlar. Bizim köyden de (Şahmelek) dedem dahil yirmi kişi götürüyorlar. Yaralanan yunan askerlerini sedyelerle (dört kişi bir yaralı taşıyor) silahlı yunan askerleri nezaretinde Tavşanlı hastanesine götürüyorlar.

  Sedye taşıyanların omuzları şişiyor. İkinci gidişlerinde bizim köyden bazı kimseler giderek sedye taşıma konusunda akrabalarına yardım ediyorlar.

   Oradaki muharebe ne kadar sürdü bilgim yok. Fakat Örenköy'den Tavşanlı  yayan en az dört saat sürer, dört saat de de geri dönüş. Dinlenmeler dahil gidiş geliş en az on saat sürer. İkinci kez sıra gelişini de düşünürsek çatışmanın kısa süreli olmadığını en azından bir gün veya daha  fazla sürdüğünü söyleyebiliriz.

Dedeme köylerde yağma v.b girişimi olup olmadığını sordum. Yağma olmadığını yiyecek istediklerini yiyecekleri alıp gittiklerini söyledi.

          Ali USLU           19/12/2020    TAVŞANLI 

 


EN KÖTÜSÜ

Günah olan şeyleri işlemek kötüdür.
Daha kötüsü günahta ısrar etmektir. 
En kötüsü ise, günahları küçümsemek, normal karşılamak, hatta günah olarak görmemektir.

Aldatmak kötüdür.
Daha kötüsü Allah ile aldatmaktır.
En kötüsü ise Allah'ı şahit göstererek (yalan yere yemin ederek) aldatmaktır.

MUHASEBE

   Bu gün kendimize göre çok önemli gördüğümüz şeyler, ileride bizim için ne kadar önemli olacak(kalacak) acaba?

Mesela: beş sene sonra... , 10 sene sonra, 20 sene sonra, devam edelim... 30,40,50,60,70,80,90 sonra da önemini devam ettirebilecek mi?

Biraz daha açayım; bundan seksen sene sonra nerelerde olacağız.... Oradan bu güne tekrar bakma şansımız olsa, bu gün çok önemli gördüğümüz bazı davranış ve düşüncelerin ne kadarı önemli kalırdı?

Hangi şeyler, ne zaman önemini yitirir, hangi şeyler önemini korur veya önemini daha da artırır ve "iyi ki yapmışım" derdik.




MANŞET!

İNSANI ÖZGÜRLEŞTİREN İKİ CÜMLE.

  Allahu Ekber" - Allah en büyüktür, Allah tek büyüktür" Sözüne iman etmiş kimseler için artık diğer tüm büyükler(!) (büyüklük tas...