FARZEDELİM Kİ...

 Diyelim ki, krallıkla yönetilen bir ülkede yaşıyorsunuz. Ülkenin kıralı, bir gün belirliyor ve belirlediği gün için şöyle ilan ediyor:

"Belirlenen bu bir gün benim istediğim şeyleri yapıp ve istemediğim şeylerden uzak durarak yaşayacak olan vatandaşlarıma ömür boyu müreffeh bir hayat vadediyorum; Onlara istedikleri villalar, arabalar, hizmetçiler, en güzel yiyecek ve giyecekler ve daha pek çok şey bedava verilecek ve ömür boyu geri alınmayacak.”

İstediği şeylere bakıyorsunuz. Çok zor şeyler değil. Üstelik insan fıtratına uygun şeyler. Mesela kimseye haksızlık yapmayacaksınız. Yalandan hileden uzak duracaksınız. İhtiyacı olanlara yardım edeceksiniz. Nefsin istediği bazı kötü şeylere engel olacaksınız gibi. O ülkede yaşıyor olsanız ne yapardınız?

Teşbihte hata olmaz fehvasınca düşünelim; 100 yıllık dünya hayatına göre 1 günün hesabı olur mu? Elbette olmaz değil mi? Aslında, sonsuz Ahiret hayatına nazaran dünyada en uzun yaşayan kişilerin hayatı bir gün değil bir saat bile sayılmaz.

İşte bizler, ebedi Ahiret hayatına göre, çok kısa olan dünya hayatında Allah Teala'ya iman eder, O’nun istediği hayatı yaşamaya gayret edersek, ebedi Ahiret hayatında, İstediğimiz her şeyin en güzellerine, ( elden çıkma korkusu da olmadan) sahip olacağız inşallah.

Aslında bunları biliyoruz fakat, nefsimize mi ağır geliyor, şeytan mı bizi kandırıyor Rabbimizin ayette ikaz ettiği duruma düşüyoruz.

“ Fakat siz (ey insanlar!) ahiret daha hayırlı ve daha devamlı olduğu halde dünya hayatını tercih ediyorsunuz.” (A’la suresi 16-17)

RABLİK TASLAMAK

“Rab” kavramının, Yaratan, koruyup gözeten, terbiye eden, malik gibi anlamları olduğu gibi, bir manası da kural koyan demektir. Allah Teala’nın koyduğu kuralları beğenmeyip alternatif kurallar koyanları Kuran-ı Kerim rablık taslamış sayar. Detaylı bilgi için Tevbe suresi 31 ayetin meal ve tefsirine bakılabilir.

Dindar saydığımız kişiler arasında bile, farkına varmadan "rab"lik taslayanlar oluyor bazen.

Mesela, adam hanımının akrabalarıyla problem yaşamış diyor ki karısına: “Annenle veya babanla veya kardeşinle görüşmeyeceksin.” Niçin? Ben senin kocanım da ondan.

Bu durumun tersini de gördüm dominant bir bayan, beyini ailesine göndermiyor, torunlarını babaannesine göstermiyor.

Bak kardeşim Allah Teala akraba ile alakayı kesmemeyi emrediyor. Sen onlarla alakayı kes diyorsun. Bu durumda sen rablik taslamış oluyorsun. Tamam senin problemin varsa sen gitmeyebilirsin.  Ama akrabalık bağlarını koparmaya hakkın yok.

Kısaca gücü elinde bulunduran kişilerin bazıları haddini aşarak kocalık veya karılıktan ziyade rab kesiliyorlar eşlerinin başında.

Allah Teala bazı insanlara fırsat vermesin. Avrupa’da oğullarıyla beraber yaşayan bir aileden bahsettiler. İki yılda bir Türkiye’ye izine geliyorlarmış. Dünürler arasında bir problem yaşanmış. Tam on sene gelinlerini ailesiyle görüştürmemişler. O zaman telefon yok mektup atsalar kayınvalidenin haberi olacak...  Ne büyük bir zulümdür bu. Şimdi bu kişiler öldüler. Orada ne yaparlar bilmem.

İnsan için hele bir müslüman için en önemli şey haddini bilmektir. Özellikle, eşimize, çocuklarımıza, idaremiz altındakilere karşı haddimizi bilmek ve sınırları aşmamaktır. Kuran-ı Kerim, Nahl /90 da şöyle buyurulur

“Şüphesiz ki Allah, adaleti, ihsanı ve yakınlara vermeyi emrediyor,

her türlü edepsizlikten, kötülükten ve haddi aşmaktan sizi men ediyor. o, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”

YARIN BAŞLA, TAM BAŞLA!!!

 Şeytanın en büyük hilelerinden birisi de engelleyemediği iyi şeyleri erteletmek için telkinde bulunmasıdır.(vesvese vermesidir).

Mesela beş vakit namaz kılmanın önemini bildiği halde tembelliğinden veya gafletinden dolayı namaz kılmayan kişi, düşünür ve namaza başlamaya karar verir. Diyelim ki bu kararı verdiğinde ikindi ezanı okundu ve ikindi namazını kılacak. Kişinin içinde genelde şöyle bir duygu oluşur.

 "Yarın sabah namazında namaza başla ve tam başla" Çoğu kişi bu güzel gibi görünen aslında şeytanın hilesi olan düşünceye uyar. Ve genelde ertesi gün sabah namazına kalkamaz ve bu güzel düşünce eyleme dönüşemeden yarım kalır.

Böyle durumlarda  şu soruyu kendimize sorabiliriz:

"Niçin şimdi değil.?"

Şeytanın bu tür hilelerinden kurtulmanın çaresi, karar verilen iyiliği ertelemeyip şeytana fırsat vermemektir. Eğer ertelersek o bir çok nesilleri aldatan hilekar bize ne gibi hileler yapmaz ki?

GERÇEKTEN ÖYLE DEĞİLMİYİZ?

Rabbimiz Kur'anda diyor ki:

"Fakat siz (ey insanlar!) ahiret daha hayırlı ve daha devamlı olduğu halde dünya hayatını tercih ediyorsunuz." (A'lâ : 16-17)

*Gerçekten öyle değilmiyiz???

FURKAN

 BİR AYET-İ KERİME VE ...

“Ey iman edenler!
Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız (takva sahibi olursanız); O, size Furkan (iyiyi kötüden , doğruyu yanlıştan ayırt edici anlayış) verir ve sizin kötülüklerinizi örter…
” (ENFAL / 29)
İslami konularda ihtilaflı bir mevzu varsa, bu ayet-i kerimeye dayanarak takva sahibi
alimlerin görüşlerini tercih ederim.

KİM KAZANIYOR KİM KAYBEDİYOR?

Kazandığımızı zannettiğimiz, sevindiğimiz şeyler vardır hayatımızda.

Kaybettiğimizi zannettiğimiz, üzüldüğümüz şeyler de vardır.
Fakat gerçek anlamda kazandık mı kaybettik mi? Bunu O gün görüp anlayacağız.
O gün, kazandığımızı zannedip sevindiğimiz şeylerin bir kısmının aslında bizi zarara soktuğunu, kaybettiğimizi zannedip üzüldüğümüz şeylerin bazılarının ise bizim için kazanç olduğunu anlayacağız.
O gün fasl (her şeyin ayırt edilip ortaya çıkacağı) günüdür. (Nebe suresi/ 17)

SALİH KULLARDAN OLMAK TEMENNİ VE DUASIYLA

 Ne büyük bir ni’mettir salih kullardan olabilmek…

Düşünsenize, Miraç’ta Rabbimiz, Peygamber Efendimiz sallellahu aleyhi ve sellem’e hitaben: “Es selamu aleyke eyyühen nebiyyü…” "Selâm senin üzerine olsun ey nebi..."buyuruyor.

Efendimiz de cevaben:

“Es-selamu aleyna ve ala ibadillahis-salihin” buyuruyor. Yani “Selam bizim üzerimize ve Allah’ın salih kullarının üzerine olsun” diyor.

Ne büyük bir incelik, önce selamı kabul edip sonra salih kulları da kapsamasını arzuluyor.

Bizler de her tehıyyat duasını okuyuşumuzda, sanki efendimizin selamını alıyormuşçasına; “Es selamu aleyna ve ala ibadillahis salihin” diyoruz. Semalardan gelen selamı alıp sonra da salih kullara gönderiyoruz.

Böylece her gün salih kullar arasında sayısını bilemediğimiz kadar selamlaşma ve dualaşma oluyor. Bir de bu güzel dualara meleklerin “amin” demesini ve karşılık olarak onlara dualar etmesini düşünürsek… Ne kadar muhteşem bir sonuç değil mi? Ne güzel bir makamdır salih kulların arasında olabilmek.

Sâlih ve sâliha olarak yetiştirdiğiniz her erkek ve kız evladı kazancı bol olan manevi bir fabrika gibidir. Onların yaptığı her sâlih amelden anne babalara da pay yazılır. Hatta onlar da çocuklarını salih ve saliha olarak yetiştirirse onların (onları hiç görmeseniz bile torunlarınızın) sâlih amellerinden de sizlere pay yazılır.

Dede ve nineler torunlarının sâlih ve sâliha olmaları için gayret gösterirlerse torunlarının sâlih amellerinden onlara da pay yazılır.

Salih olmak da ancak amel-i salih işlemekle olur. Tövbe edip günahlardan arınmak ve salih amel işleyip sevaplarını çoğaltmak için, her yeni gün, hayattaki insanoğlu için yeni bir fırsattır. Keşke, uygulamak da öğrenmek kadar kolay olsaydı.

Ey nefsim, tefekkür et! Niçin yazıyorsun? Niçin okuyorsun? Niçin takip ediyorsun? Niçin konuşuyorsun? Niçin dinliyorsun? Şayet bunlar “salih amel” kapsamına girmiyorsa ziyandasın, unutma!.

Rabbim bizleri de salih ameller işleyen salih kullarından eylesin.,

 

MANŞET!

İNSANI ÖZGÜRLEŞTİREN İKİ CÜMLE.

  Allahu Ekber" - Allah en büyüktür, Allah tek büyüktür" Sözüne iman etmiş kimseler için artık diğer tüm büyükler(!) (büyüklük tas...