NE YAZIYORUM- NİÇİN YAZIYORUM

 İnsanın yaşı ilerledikçe (belki tecrübe kaynaklı) bazı huyları / zevkleri de değişiyor.

Kendimde tecrübe ettiğim en belirgin şey; gençliğimde fikri tartışmalardan çok zevk aldığım halde uzun yıllardan beridir hiç bir tartışmadan haz etmiyor olmamdır. Bu sebeple tartışmaya sebep olabilecek yazılardan olabildiğince kaçınıyorum. Buna rağmen bazen yazılarıma alakasız yorumlarla beni tartışma ortamına çekmek isteyenler olursa cevap vermeyerek sonuçsuz bırakıyorum.

Yazılarımda çok iddialı şeyler paylaşmıyorum. Tecrübelerimi, kanaatlerimi, okuduklarında okuyucuya az da olsa fayda sağlayabilecek şeyler paylaşıyorum. Paylaşımlarımda kişileri, grupları kıracak, fitneye sebep olacak şeylerden mümkün mertebe uzak duruyorum. 

Bazen mesaj yoluyla veya yüz yüze değişik konularda yazı isteyenler oluyor. Uygun olanlarını imkan bulursam yazmaya çalışıyorum.

Ulemanın yüz yıllardır halledemediği meseleleri buraya taşımıyorum.- Bu konularda elbette benim de kanaatlerim vardır.- Fakat yüz yıllardır tartışılıp bir sonuca varılamamış mevzularda kendi kanaatlerimi buraya almanın hiç kimseye faydası olmaz. Sadece fitneye sebep olur.

Zaten önemli dini ve meselelerin sosyal medya ortamında hall olunamayacağının da farkındayım.

Yazdığımız şeylerin de tıpkı diğer yaptıklarımız gibi Kiramen katibin melekleri tarafından kayda alındığının, yazdıklarımdan sorumlu olduğumun bilincinde olmaya çalışıyorum. Aynı zamanda yazdığım güzel şeylerin Ahiret azığı olacağına inanıyorum.

Rabbim nefsimiz uymaktan, batıl yollara sapmaktan muhafaza eylesin.

13/08/2023   Ali USLU-    TAVŞANLI

HER SORUYA CEVAP VERMEYESİN

Degerli kardeşim,
Sana sorulan soruların hepsine cevap vermeye kalkmayasın. Çünkü bazı sorular lüzumsuz, bazıları tuzak sorulardır. Tuzak sorulara cevap vermeğe çalışmak tuzağa düşmektir.
Soru soranların niyetleri farklı farklıdır:
*Bazı kişiler öğrenmek için sorarlar. İşte bu kişilere seviyelerine göre en güzel biçimde cevap ver.
*Bazıları seni sınamak, bilgini ölçmek için sorarlar.
*Bazıları kendi görüşünü tasdik ettirmek için sorarlar.
*Bazıları da tuzak sorular sorarak muhatabını zor duruma düşürmek isterler.
Soru soranların niyetini bilemeyiz fakat soruş tarzından ve sorduğu sorulardan maksadını tahmin edebiliriz.
Selam ve dualarımla...
08/08/2023 Ali USLU -TAVŞANLI

MANEVİ GIDALARIMIZ

 Değerli kardeşim,

Bedenimizin ihtiyacı olarak günde iki veya üç öğün yemek yiyoruz değil mi?

Çünkü, bedenimizin ihtiyacı olan besinleri yeterince almadığımızda vücudumuz dirençsiz kalıp hastalıklara açık hale geliyor.

Günün içerisine dağıtılmış 5 vakit namaz da günlük almamız gereken 5 öğün manevi gıda gibidir.

O gıdayı tam almadığınızda maneviyâtımız zayıflar, savunmasız kalır ve manevi anlamdaki hastalıklara açık hale geliriz.

Nasıl ki aldığımız besinlerin faydası kendimize ise manevi gıda olan namazın faydası da kendimizedir.

Sakın ha... Müminler için çok önemli olan bu gıdalardan uzak durup kendini mahrum etmeyesin.

Dualarımla...


DEĞERLİ ÖĞRENCİM!

 Değerli öğrencim,

Namaz konusuna hassasiyet göstermeni tavsiye ederim.

Usulüne uygun olarak namaz kişiyi kötülüklerden, aşırılıklardan ve günahlardan uzak tutar.

"(Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah'ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı biliyor." (Ankebût : 45)

Bu ayeti anlattığım bazı ortamlarda bize hem namaz kılıp hem de çeşitli günahlarda ısrar eden kimseler sorulur. Allah Teala bizi yanıltmayacağına göre

O kişiler, ya namazlarını usulüne uygun (Allah Teala'nın istediği niteliklerde) kılmıyorlardır. Ya da farklı amaçlar için kılıyorlardır. (münafıkların namazı gibi) Aslında namaz kılmıyorlar, kılmış gibi yapıyorlardır.

Bir de "su-i misal emsal olmaz = Kötü örnek emsal olmaz " diye bir atasözümüz vardır

Olumsuzluklara bakmak yerine iyi örnekleri görmeye çalış. Allah Teala'nın istediği nitelikte namazlarımızı eda ettiğimizde bie olan yararlarını gözle görülür biçimde farkederiz inşaallah.

Dualarımla...

AMAN DİKKAT!!!

Aşağıdaki A'raf 27. ayetini okuyunca zihnimde şu düşünceler oluştu:

Şeytan, insanlığın ilk anne - babasını  elbiselerini soyarak cennetten çıkmalarına vesile olduğu gibi, onların nesillerini de (özellikle günümüzde) elbiselerini soyarak cennete gitmesine engel olmaya çalışıyor sanki. 

"Ey Âdemoğulları! Şeytan, anne babanızı ayıp yerlerini birbirine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın. Çünkü o ve yandaşları, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz şeytanları inanmayanların yoldaşları yaptık." (A'râf : 27 / DİB Kur'an Yolu Meali)

Rabbim neslimizi ve nefsimizi muhafaza eylesin.

BİR DÜŞÜNCE...

 Malumunuz, Hz. Adem (AS) ve Havva validemiz Cennette iken bir ağacın meyvesi kendilerine yasaklanmıştı.

 Şeytanın da vesvesine kanıp o ağacın meyvesinden yediklerinde üzerlerindeki Cennet elbisesi kalkıverdi. Utanıp  yapraklarla örtünmeye çalışmışlardı.

Düşünüyorum da insanın yedikleriyle giyinmesi arasında bir alaka var mıdır? Yasak (haram) şeyler yemekle çıplaklık arasında bir alaka var mıdır?

Bu günkü bir çok kişinin (özellikle bayanların) kapalı bölümlerinin azalıp açık bölümlerinin artmasında bu durumun etkisi var mıdır?

NOT: Konuyu daha iyi anlamak için  A'raf suresi 19-27 ayet meallerine bakabilirsiniz.

İÇİMİ ACITAN BİR HATIRA

 Bundan önceki paylaşımda Erzurum'da kalmak zorunda kaldığımız kiralık evimizden ve orada yaşadıklarımızdan bahsetmiştim. Bu yazımda orada şahit olduğum hala acısını hissettiğim bazı olaylardan/ durumlardan bahsedeceğim inşaallah. 

Eve giriş kapısından girdiğimizde tahminen 1,5-2 metre eninde  4 metre boyunda bir koridor vardı. Koridorun sonunda sağ tarafta bizim kaldığımız yerin kapısı, karşısında da ev sahibinin kardeşi Kemal efendinin evinin kapısı var idi.

Kemal efendi 50-55 yaşlarında gösteriyordu. En büyükleri dördüncü sınıfa giden dört çocukları vardı ve çocuklar oldukça cılız gözüküyorlardı.  Tabiri caizse çöp gibiydiler.

Eve giriş ve çıkışlarda Kemal efendinin kolunda geçim kaynağı olan bir sepet görürdük. Sepetinde kibrit, çakmak taşı, lastik, iğne-iplik v.b şeyler olur, kahvehaneleri dolaşarak satış yapardı. Erzurum’un kışında zaten uzun süre dışarıda satış yapma ihtimali yoktu.

Sattığı şeylerin hiç maliyeti olmayıp hepsi kar olsa bile, bir aileyi geçindirmesi biraz zordu.- Kaldı ki gittiği kahvehanelerde kârının büyük bölümü çay parasına gitmiştir.-

 O dönemlerde kahveye girdiğinizde bir kişiye aynı anda iki çay gelirdi. (Öğrenci kahvehaneleri hariç oralarda tek çay gelirdi)

Dış kapıdan girilince sağ taraftan yaklaşık 70 cantim kadar genişliğinde bir bölüm tahtalarla boydan boya bölünmüş idi. Bir bölümünde o ailenin kullandığı wc, bir bölümünde de yine o aileye ait yakacak deposu vardı. Fakat içerisinde doğru dürüst yakacak bir şeyleri yoktu.  Buranın kapağı zaman zaman açık olduğunda içerisinde sadece bir kaç çuval yonga talaşı olduğunu görürdük.

Kemal efendi kışın en soğuk günleri dahil akşam gelirken sağlam olmayan, (tek kullanımlık) kavaktan yapılmış portakal kasalarından (1-2 kg arası) bir adet satın alıp getirir, koridorda parçalarlardı. Bu her akşam böyle olurdu. Muhtemelen o yonga talaşıyla da odunları tutuştururlardı.

Bizim kaldığımız odaların pencereleri güneye baktığından gündüzleri nispeten sıcak olurdu. Kemal efendinin evinin pencereleri kuzeye bakardı.

Güneş almayan o evde demek ki gündüzleri soba yanmaz, geceleri bazen eksi kırk dereceleri gördüğümüz soğuklarda ailenin yakacağı sadece 1-2 kilo kaba kavak ağacından yapılmış sandık tahtaları idi.

Böyle bir ailenin evine yiyecek olarak hangi gıdalar ne kadar giriyordur tahmin etmek hiç de zor değildir.

Tatil günlerinde veya okuldan bir sebeple erken çıktığımız günlerde (mesela sınav günlerinde) evin hanımını koridorda çamaşır yıkadığını defalarca gördük. İspirto ocağı veya gaz ocağı gibi bir şeyin üstüne kovadan biraz büyük silindirik bir kazanı koyar, orada içine koyduğu çamaşırları kaynatır mıydı yoksa ısıtır mıydı bilmiyorum. Kenarına koyduğu leğende de yıkar durular vs. sonra da koridora asardı.

Zavallı kadın bizim ne zaman geleceğimiz belli olmadığı için her zaman çamaşırları dış giysisini (ehram) çıkarmadan  yıkardı ki ne zaman çamaşır yıkarken görsek üzerinde dış giysisi olurdu. Bizi görünce kapısından içeri girip bizim girmemizi veya çıkmamızı beklerdi.

Demek ki evlerinde çamaşır yıkayacak küçük bir ortam yoktu ki bayan bu eziyetlere katlanıyordu.

Kemal efendi her sabah erkenden kalkar karşıdaki Sıvırcık Camiine giderdi. Sabah namazlarına camiye gittiğimizde onu hep görürdüm. Zaman zaman ayak üstü konuşurduk. Onurluydu

Bir ara Kemal efendi görünmez oldu. meğer hastalanmış. Hastalanınca, Zaten hayata azın azı bir gelirle tutunmaya çalışan bu aile ondan da mahrum kalmıştı.

Peki nasıl iyileşecekti? Haydi doktora gitti diyelim, ilaçlar hangi parayla alınacaktı? İlaç alındı diyelim, soğuk evde nasıl iyileşecekti?

 Uzun süre göremedik Kemal amcayı. Havalar biraz ısınınca çarşıda bir caddenin köşesinde gördüm Onu. Bitkin vaziyette, başını öne eğmiş elini açmış dileniyordu…

Kemal amca açlıktan ölse dilenmeyecek bir karakterde idi. Fakat evdeki dört çocuk onun boynunu bükmüştü anlaşılan.

Hep o çevreyi düşündüm o zamanlar. Bu aileye niçin bir el uzatan olmadı? O aileyi hayata tutunduracak meblağ bu günkü parayla bir kaç bin lira civarıydı zaten.

Vicdansız ev sahibini düşündüm. Neden kardeşine sahip çıkmadı? Durumunun iyi olduğunu duymuştum.

Yaz tatilinde evi boşalttık.

 Ertesi yıl okul için geldiğimizde yurtlara yerleştik Kemal efendiyi sorduğumuzda vefat ettiğini öğrendik.

 Allah Teala rahmet eylesin. Dünyada çektikleri sıkıntıların Âhiret mükafatı olarak dönmesini umuyor ve diliyorum.

02/08/2023 Ali USLU -  TAVŞANLI

MANŞET!

İNSANI ÖZGÜRLEŞTİREN İKİ CÜMLE.

  Allahu Ekber" - Allah en büyüktür, Allah tek büyüktür" Sözüne iman etmiş kimseler için artık diğer tüm büyükler(!) (büyüklük tas...