CAFELERİN MÜŞTERİLERİ

Pastane/cafe tarzı (çayın üç-beş lira olduğu) yerlere  gittiğinizde, veya yanından geçerken gördüğünüz manzara nedir? Müşterilerinin ekserisi genç ve bunların büyük çoğunluğu öğrenci değil mi?
  Bu öğrencilerin kimisinin ailesi üst düzey gelire sahiptir. Kimisinin ekonomik durumu normaldir, ama kimisinin ekonomik durumu zayıftır.

  Bu ekonomik durumu zayıf aileler muhtemelen çocukları mağdur olmasınlar diye kendi zorunlu ihtiyaçlarından kısarak çocuklarına gönderiyorlar veya ek işler yaparak günlük çalışma saatlerini 15 saate çıkarıyorlardır.
 Aileler bu kadar fedakarlık yaparken. çocukları onların iyi niyetlerini kötüye kullanıyorlar.
Onların bir kısmının babası kahvehanede birkaç kişiye çay ısmarlamak zorunda kalmamak için bardağı bir lira olan kahvehaneye gidemezken çocukları üç-beş liraya rahat rahat çay içebilmektedirler.
    İş bu kadarla kalsa iyi de, bu tür harcamalara alışan çocuklar ileride iyi bir işi olmazsa kazandıkları kendilerine yetmemekte, aile kurduklarında "idareli kullanmayı" bilmediklerinden ekonomik zorluklara maruz kalıp neticede iş yuvaların dağılmasına kadar gidebilmektedir.

Bu durum sadece ekonomik durumu zayıf aile çocuklarıyla sınırlı değildir. Orta gelir seviyesindeki ailelerin çocukları da aileler desteklerini çektiklerinde aynı olumsuzluklarla karşılaşabilmektedirler.

YASİN SURESİNDEKİ BİR AYETİ OKURKEN HİSSETTİKLERİM.


   On yıl kadar önceydi.Yasin suresini okurken, o zamana kadar hiç düşünmediğim bir durumla karşılaştım.
5. sayfadaki "vemtezü'l yevme eyyühe'l mücrimun.
"Ve "Ey günahkârlar! Siz bugün şöyle ayrılın!" . (Yâsîn : 59)
Ayetini okuduğumda bir an durdum. Mahşer günü bütün insanların dirilip toplandıklarını hayal ettim.
Uçsuz bucaksız insan doluydu  her yer, fakat çıt çıkmıyordu.
Amel defterleri verilmiş, herkes  kendi durumlarını görmüşlerdi.

   Bekleşirlerken  yukarıdaki hitap geliyor ve bütün insanlar bu hitabı duyuyor.

"Ey mücrimler! (suçlular, günahkarlar) Siz şöyle bir ayrılın bakayım..."

Bir hareketlilik başlıyor. Gösterilen tarafa gidenlerin yüzünden düşen bin parça... Kendilerine lanet ediyorlar. Dünyada yaptıklarına bin pişman oluyorlar. Kendini ayartanlara kızıyorlar...
Bir an için onların arasında hissettim kendimi. Aman Allah'ım...  ne büyük bir felaket.
Dönüşü ve telafisi olmayan bir yola gidiliyor. Çünkü suçluların oradan gidecekleri yerler belli.

Gözlerim yaşardı. Oraya gitmemek, diğer tarafta kalmak için neleri feda etmezdim ki.

Sonra birden kendime geldim. Dünyada olduğuma sevindim, şükrettim.
Sonra şu mealde dualar ettim.
Allah'ım! o gün o mücrimlerin arasında bulunmaktan sana sığınırım.
Onların oraya gitmelerine sebep olan şeyleri yapmaktan sana sığınırım.
Bizleri  hakiki manada iman eden ve her zaman sana itaat eden iyilerden eyle. İyilerle beraber ruhumuzu kabz eyle. İyilerle beraber. haşr eyle.

O günden bu yana bilinçli olarak ne zaman bu ayeti okusam ürperirim.
Rabbim bizleri o hitaba muhatap olmaktan muhafaza eylesin.
Ali USLU -7 ARALIK / TAVŞANLI

FAKİRLİĞİNİZDEN UTANDIĞINIZ OLDU MU?


Fakir oluşunuzdan dolayı utandığınız oldu mu hiç?
Benim oldu...

 Aslında fakirliğimden değil de fakirliğimin ilan edilmesinden utanmıştım.

 Köyden okumak için ilçeye gelmiş bir öğrenciydim. Gittiğim okulun orta okul ve lisesi aynı binadaydı. Ortaokul 3. sınıfta (sekizinci sınıf) öğrenim gördüğüm yıl,(muhtemelen giysilerimin yıpranmışlığından olsa gerek) bir gün beni sınıftan idareye çağırdılar. Gittiğimde  yaklaşık otuz öğrencinin daha olduğunu gördüm.
Bir öğretmen eşliğinde bizi terzi dükkanına götürdüler. Ölçülerimiz alındı ve gönderildik.
Bir müddet sonra yine çağıp, pantolon ve ceketten oluşan  elbiselerimizi bizlere teslim ettiler. (Ceket farklı, pantolon farklı Sümerbank kumaşındandı)Tabi ki çok sevindim.
Ertesi gün, yeni elbisemi giyerek okuluma gittim. Okula gittiğimde yaklaşık otuz kişinin aynı renk elbiseyi giydiğini fark ettim
O zamanlar okul kıyafeti olarak, ceket, pantolon, gömlek ve kravat zorunlu idi fakat renkleri, desenleri serbest idi. Dolayısıyle herkesin farklı, farklı elbisesi varken otuz kişinin aynıydı ve bu çok dikkat çekiyordu.(Veya bana öyle gelmişti.)

Daha açık bir deyişle elbiselerimiz adeta "Biz fakiriz! Bize bundan dolayı yardım yapıldı" diye bağırıyordu. İşte o gün çok mahcup olmuştum.
Eve vardığımda  tekrar önceki giysilerimi giydim. O yıl bir daha verilen elbiseyi  okulda hiç giyemedim.
Ta ki, liseyi Kütahya'da okuduğum için ertesi yıl giyebildim.(O zaman da ceketin kolları biraz kısa gelmişti)
 Bu olayın bendeki etkisi ne kadar büyük olmuş ki, daha sonraki elbiselerimin pek azının rengini/desenini hatırlarken  o utandığım elbisenin her şeyini hala hatırlarım.
Yine bu olayın etkisiyle olsa gerek, ne zaman yoksullara açıktan yardım yapıldığını görsem içim acır, kendimi kötü hissederim.

Bu olayı hatırlayıp yazmama şu durum sebep oldu.
İki hafta kadar önce bir vesile ile Ressam Abdullah Taktak orta okuluna gitmiştim.
Okul Müdürü Sayın Abdullah Öztürk Beyin odasında sohbet ederken, konu öğrencilere yapılan yardımlara geldi.
Geçen Ramazan ayında, bazı hayırseverlerin, fakir öğrencilere verilmek üzere para ve erzak yardımında bulunduklarını, bu yardımları, bazı gönüllü idareci ve öğretmenlerle akşamdan sonra öğrencilerin evlerine arabalarıyla bıraktıklarını anlattı.
Çok duygulandım ve bu duyarlı davranıştan dolayı kendilerini tebrik ettim.

Rabbimiz yoksullara yardım etmeyi emir ve tavsiye eder fakat, bunu onların onurlarını kırmadan yapılmasını da belirtir.
"Mallarını Allah yolunda harcayıp da arkasından başa kakmayan, fakirlerin gönlünü incitmeyen kimseler var ya, onların Allah katında has mükâfatları vardır. Onlar için korku yoktur, üzüntü de çekmeyeceklerdir." (Bakara : 262)
Ayrıca Peygamber Efendimiz, yardım yaparken  adeta sağ elin verdiğini sol eli görmeyecek biçimde davrananları müjdelemiştir.
Yardım yaparken veya yapılan yardımlara aracılık yaparken onların incinmesine sebep olacak tutum davranışlardan kaçınalım.
   Ali USLU- 4 ARALIK / 2019

ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ ÇEKEN BİR ÖĞRENCİMDEN ÖĞRENDİKLERİM.

Sizlere, öğrencilere bakış açımda önemli değişimlere sebep olan bir olaydan bahsetmek istiyorum.

28 Şubatçıların bizi İHL den sürgün etmeleri sebebiyle ilk öğretim okullarında çalışmaya başlamıştım.
Okulun birisinde defalarca şahit olup etkilendiğim bir durum beni uzun uzun düşünmeye sevk etmişti..

4. sınıfta dersine de girdiğim sakin biraz çelimsiz bir öğrencim vardı. Sınıf öğretmeninin anlattığına göre çocuk, bebekliğinde ateşli bir hastalık geçirmiş. Muhtemelen hastalığın etkisiyle çocuğun zeka düzeyi arkadaşlarına göre biraz düşüktü, dersleri anlamada güçlük çekerdi.
Bu tür öğrenciler genelde öğretmenlerin pek de önemsemediği kişilerdir.

İşte bu öğrenciyi, babası elinden tutar çantasını da kendisi taşıyarak okula getirir. öğrenciler sıraya geçinceye kadar beklerdi. Zil çalıp öğrenciler sıraya geçmeye başlayınca çantayı çocuğunun sırtına takar, eğilip şefkatle yanaklarından öper, çocuk sırasına geçince de ayrılırdı. Bu durum her gün bu şekilde devam ederdi.
Bu babanın oğluna karşı davranışları hep dikkatimi çekerdi. Bir gün onları seyrederken zihnimde şimşekler çaktı.
Kendi kendime dedim ki:
-Bak Ali! Bu öğretmenlerin pek de önemsemediği, derslerde varlığıyla yokluğu belli olmayan çocuk var ya... bu babaya göre Dünyanın en değerli çocuğu O.

Buradaki öğretmenlerin gözdesi olan en çalışkan çocukların hepsini bir tarafa koysak bu baba yine kendi çocuğunu tercih edecektir.

Yani bütün çocuklar kendi anne-babalarının yanında en değerlidir. O halde sen de onlara bunu dikkate alarak davranmalısın.

 

DENİZLERLDEKİ NİMETLER ÜZERİNE...

    Kuran-ı Kerimdeki denizlerden bahseden ayeti okuduğumda durup üzerinde biraz tefekkür ettim.
"O, taze et yemeniz ve takınacağınız süs eşyası çıkarmanız için denizi sizin hizmetinize verendir. Gemilerin orada suyu yara yara gittiğini görürsün. (Bütün bunlar) onun lütfundan nasip aramanız ve şükretmeniz içindir."   (Nahl : 14)
    Bu ayet ile ilgili düşündüklerim:
1-Rabbimiz denizlerde, küçüklü- büyüklü milyonlarca ton balık var etmiştir.
 Bunların yetişmesinde (kafes balıkçılığı hariç) insanların hiç bir emeği yoktur.
 İnsanların önemli bir besin kaynağı olan bu balıklar insanlığın istifadesine sunulmuştur.
İnsanların bir kısmı bu balıkları avlayarak, bir kısmı avlanan balıkların nakliyatını yaparak, bir kısmı onun perakende satışını yaparak, bir kısmı balık lokantalarında pişirerek, bir kısmı değişik balık ürünleri imal ederek rızıklarını kazanırlar.
Milyonlarca insan da bu balıkları satın alarak açlıklarını giderirler. Fakat ödenen ücret o balıkları yetiştiren(Allah CC)a değildir. O bize hediye etmiştir. Bizler tabiri caizse hediye edilen bir eşyanın kargo ücretini öder gibi ödeme yaparız.

2-Bu denizlerden yine insanların hiç bir emeği olmadan yetişen inci mercan gibi süs eşyaları çıkarılır. Bunları çıkaranlar, ürünleri süs eşyası/takı haline getirenler, onları satanlar da bu nimet sayesinde rızıklanırlar.
3-Gemiler, (tekneler, deniz araçları vs.) hem balık avında kullanılır, hem süs eşyalarını çıkarmada kullanılır hem de nakliyat aracı olarak kullanılır. Öyle ki binlerce tonluk yükler tek bir gemide taşınabilmektedir.
 Ekonomik olarak düşündüğümüzde bazı kimseler gemi sanayiinde çalışarak (Mühendis, usta, işçi vs), bazıları gemilerde hizmet ederek, bazıları da deniz yoluyla ticaret yaparak rızıklarını kazanmaktadırlar.
Gemilerin hareket etmesine sebep olan denizleri meydana getiren ve orada gemilerin yüzmesi için suyun kaldırma kuvvetini var eden Allah Teala'dır.
Rabbimiz yukarıda saydığımız lütuflarına karşılık bizden şükür beklemektedir. Nimetler karşısında insanın durumu ya şükretmesi ya da nankörlük etmesidir.

Bu ayetten yola çıkarak şöyle de düşünebiliriz.
Bir çok sahada Rabbimizin bizlere rızık kapıları vardır.
Mesela; Diyelim ki hayvancılıkla uğraşıyoruz.
 Sabahleyin hayvanlarımızı meraya çıkarır Allah Teala'nın var ettiği otlarla hayvanlarımızı besleriz. Yine Onun var ettiği suyla onları sularız. Akşam dönerken bütün bunları karşılıksız veren Rabbimize şükretmezsek olur mu?

Yine hayvancılığın bağlı olduğu diğer iş kollarında  (dericilik, et ürünleri, süt ürünleri gibi)çalışanlar da bu sebeple rızıklanmaktadırlar. 

Bu misalleri çoğaltabiliriz.
 Mesela; ormanlar ve orman ürünlerinden  rızıklananlar.
Madenler ve madenciliğin yan kollarından rızıklananlar.
Petrol ve doğal gaz sektöründen veya bunlara bağlı kollardan rızıklananlar.
Kaplıcalardan ve onlara bağlı sektörlerden rızıklananlar.
Güneş enerjisi sisteminde çalışanlar ve rızıklananlar. v.s.
 Bir de bu gibi nimetlerden yararlananlara hizmet sunarak rızıklananlar var (Tıp, eğitim, turizm v.b)
Bu nimetlerden dolayı şükretmeleri gerekmez mi?
Bize rızık kapıları açan Rabbimize  verdiği nimetler sayısınca şükürler olsun.

30 Kasım 2019/ TAVŞANLI

   
 
 

İSRA MUCİZESİNDEN BAHSEDEN AYET OLMASAYDI NELER OLURDU?

İsra suresinde Peygamberimizin bir gece Mekke'den Kudüs'e götürüldüğünden bahseder.
"Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed'i) bir gece Mescid-i Haram'dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren Allah'ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz o, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir." (İsrâ : 1)

Kaynaklarımızda belirtildiğine göre Efendimiz bir gece Mescid-i Haramdan Mescid-i Aksa'ya götürülmüş, Oradan da semaya çıkarılmış, Orada vahiy almış, bazı ilginç olaylara şahit olmuş ve aynı gece Mekke'ye geri dönmüştür.
Miraç gecesi dediğimiz gecede meydana gelen İsra ve Mi'rac olayı hakkında hepimizin az çok bilgisi vardır.
Benim asıl üzerinde durmak istediğim mevzu ise şu:
 Şayet, Peygamber Efendimiz isra olayını yaşadığı halde bu konuda yukarıdaki ayet-i kerime olmasaydı, Efendimiz bu yaşadıklarını ashabına anlatmış olsaydı ve bu olay sadece hadis kaynaklarımızda geçseydi neler olurdu?
Mesela bu gün birileri mantık yürüterek şöyle diyebilirlerdi:
"Peygamberimiz sıcak bir mevsimde çölün kaynadığı bir zamanda üstelik de düşmanları peşindeyken,  gizlenerek , zorluklara katlanarak (iki haftada) Mekke'den Medine'ye hicret etmedi mi?
.......
Peygamberimiz Bir gecede Mekke'den Kudüs'e gidip- gelebiliyorsa neden sıkıntılara katlanmak zorunda kalarak hicret etti?
Demek ki bu anlatılan isra olayı uydurma rivayetmiş" diyerek mantık yürütüp hem sapar hem de saptırırlardı değil mi?
Bun konuda ayet olduğundan İsra mucizesini şimdilik inkar etmiyorlar.

Demek istediğim şu: Peygamber efendimizden gelen rivayetleri mantığımızla değerlendirdiğimizde her zaman doğru sonuca ulaşamayabiliriz.

Rabbimiz sapmaktan ve saptırmaktan muhafaza buyursun.

Ali USLU  26 KASIM 2019/ TAVŞANLI

MELEKLERİN DUASINI ALMAK İSTER MİSİNİZ

    Kur'an-ı Kerim'in Mümin süresi 7,8,9. ayetlerinde meleklerin bazı müminlere dua ettikleri haber verilir.
Sizler de meleklerin dualarına muhatap olmak  onların dualarının kapsam alanına girmek ister misiniz.?
    Bahsettiğim ayetler:
"Arş'ı taşıyanlar ve bir de onun çevresinde bulunanlar (melekler), Rablerini hamd ile tesbih ederler, O'na iman ederler. Müminlerin de bağışlanmasını isterler: Ey Rabbimiz! Senin rahmet ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde tevbe eden ve senin yoluna gidenleri bağışla, onları cehennem azabından koru! (derler)." (Mü'min : 7)

"Ey Rabbimiz! Onları da, onların babalarından, eşlerinden ve soylarından iyi olanları da, kendilerine vaad ettiğin Adn cennetlerine koy. Şüphesiz sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin." (Mü'min : 8)

"Bir de onları, her türlü kötülüklerden koru. O gün sen kimi kötülüklerden korursan muhakkak ki onu rahmetine mazhar etmiş olursun. Bu en büyük kurtuluştur." (Mü'min : 9)
Ne güzel dualar değil mi? İnşaallah bizler de bu güzel duaların kapsamına girenlerden oluruz. 
Ayetlerden anladığımız kadarıyla bu duaların kapsamına girebilmek için üç özelliğimizin bulunması gerekiyor.
1-Mümin olmak. 2-Hatalarımızdan pişman olup (tövbe edip)Allah Tealaya yönelmek. 3-Rabbimizin yoluna girmek.
 Bizler de  meleklerden öğrendiğimiz bu dualarla müminlere dua edelim. 
Unutmayalım! bizler başkaları için dua ettikçe yanımızda bulunan melekler de aynı duaları bizim için yaparlar.
Ali USLU  16/11/2019 TAVŞANLI
 

MANŞET!

İNSANI ÖZGÜRLEŞTİREN İKİ CÜMLE.

  Allahu Ekber" - Allah en büyüktür, Allah tek büyüktür" Sözüne iman etmiş kimseler için artık diğer tüm büyükler(!) (büyüklük tas...