Bir insan, günde 20 000 den fazla nefes alıp veriyormuş.
"Senin her nefesinde iki nimet vardır; ve her nimet için de bir şükür gerekir" demiş Sadi Şirazi.
Bu iki nimetin biri almak, diğeri vermekmiş.
Bir insan, günde 20 000 den fazla nefes alıp veriyormuş.
"Senin her nefesinde iki nimet vardır; ve her nimet için de bir şükür gerekir" demiş Sadi Şirazi.
Bu iki nimetin biri almak, diğeri vermekmiş.
Eşinizle ve/veya çocuklarınızla zaman zaman problemler yaşıyorsanız, aşağıdaki ayet-i kerimeyi sakin kafayla okuyup üzerinde tefekkür ediniz.
Yaşadığınız problemlerde sizler haklı dahi olsanız Kitabımız çözüm yollarını gösteriyor. Aranızdaki hangi problem düşmanlıktan daha ileri olabilir. (Allah muhafaza iffetsizlik hariç)
"Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, kusurlarını başlarına kakmaz, kusurlarını örterseniz, bilin ki, Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir." ( Tegâbün suresi : 14)
Köyümüzde bir akrabam vardı. Babaları henüz 28 yaşında iken vefat etmiş, dört çocuk küçük yaşlarda yetim kalmışlar. Sosyal yardımların olmadığı o dönemde yoksulluğu ve yoksunluğu iliklerine kadar yaşamışlar. İşte bu akrabamız 16-17 yaşlarında iken ev yaptıran hali vakti iyi olan bir şahıs bunu inşaatında çamurcu olarak çalıştırmış. (O zamanki binalar taş ve sarı çamurdan yapılır en sonunda da duvarların içi ve dışı yine sarı çamurla sıvanırdı) Görevi kiren adı verilen içine saman karıştırılan sarı toprağı suyla karıştırmak imiş. Bu iş çamur mayalanıncaya kadar defalarca karıştırılarak devam edermiş.
Mayalanan çamuru ustalara taşır, duvarlar yükseldikçe duvara dayanan merdivenden tırmanarak çamuru ustalara yetiştirirmiş.
Duvarların örme işlemi bitmiş, sıva işinde de aynı şekilde çalışmış.
"Tek başıma iki katlı inşaatın bütün çamur işlerini -hem karmasını hem taşımasını -yaptım" derdi.
İnşaat bitmiş ev sahibi bizim garibana hiç para vermemiş. (Belki de çalışırken yediği yemeklere saymıştır.)
Bu ev akrabamın kendi evinin yolu üzerinde idi. Yaşı yetmiş küsur olduğu halde bile ne zaman oradan beraber geçsek "Bak Ali hoca, bu binanın bütün çamur işi benim elimden geçti. Beş kuruş para vermedi ..." diye bana en az otuz defa sitemle anlatmıştır.
17 yaşından yetmiş küsur yaşına kadar her gün o binadaki emeğini ve sonrasını hatırlayıp içinden olumsuz şeyler geçirmek. Hele "anadan habbesiz babadan takkesiz", on kuruşa muhtaç olduğu dönemde emeğinin karşılığını alamamak ne demek. Her gün o hatıraların canlanması ne demek...
Sebebi tam o mudur bilemem ama benim aklım ermeye başladığından itibaren o evdekiler huzur içerisinde duramadılar. Değişik değişik olumsuzluklarla karşılaştılar. Kendileri vefat ettikten sonra uzun süre boş kaldı. Mirasçılarına da yaramadı onlar da birbirine düştüler kimisi vefat etti.
Bina, dışından hala sağlam gibi duruyor fakat yıllardır kimseye yaramıyor. Torunlara veya onların çocuklarına yarar mı bilmem.
Buna benzer epey olay biliyorum. Mesela biraz daha fazla malı olsun isteyerek garibanın malına çökmüş, ölünceye kadar o garibanın bedduasını almış sonu çok kötü biten bir olay biliyorum.
İşin ahiret boyutu da elbette var fakat görebildiğim kadarıyla garibanın ahı yerde kalmıyor. Fakirin ahı yerde kalmıyor. Bazen dünyada iken de neticeleri görünüyor.
"Zulm ile abad olunmaz" demiş atalarımız.
"Mazlumun ahı indirir şahı" demişler. Bu sözler yılların tecrübesinden süzülmüş sözlerdir.
Rabbimiz haksızlık yapmaktan da haksızlığa uğramaktan da muhafaza eylesin.
Din Kültürü öğretmeni her yıl mandalina zamanında yeni girdiği sınıflara, sınıfa yetecek sayıda, bir poşet mandalina götürürdü.
Öğretmen "Şimdi meyve kısmına geçebiliriz." dedi. İsmi Ahmet olan öğrenciye sordu. Bu meyvede hangi vitamin var Ahmet?
Daha önceden ayırdığı çekirdeği öğrencilere göstererek. "Gençler! Şu küçücük çekirdeğin içerisinde mandalina meyvesinin renk, koku, tat şekil dahil her şeyinin planı var. Ayrıca ağacın dallarının, yaprağının, gövdesinin köklerinin yani her şeyinin planı var değil mi?" dedi.K.Kerim okurken veya dinlerken
"Yâ eyyühellezîne âmenû...: Ey iman edenler.." hitabını gördüğümüzde / duyduğumuzda, hemen zihnen toparlanıp "Rabbim benden ne istiyor" diye hazırlanarak ayeti okur/dinler ve üzerinde düşünürsek Kur'an'dan daha çok istifade etmiş oluruz inşâallah.
Ali USLU
"İki parmağını iki gözünün üzerine koy bakalım, bir şey görebiliyor musun?
Sen görmüyorsun diye bu alem yok değildir."
Mevlana'ya ait olduğunu okuduğum bu söz üzerine düşünürken şu fikirler geçti zihnimden:
"Bir ara doktorun yazdığı bir gözlük almıştım. (Nerede hata olduysa) gözlüğü taktığımda yerleri çukur, cisimleri biraz farklı görüyordum..
Biliyordum ki ben öyle görüyorum diye yerler çukur, gördüğüm nesneler yamru yumru değildi.
Neticede, gözlüğümü değiştirerek problem halloldu.
Bazı kimseler kendi bakış açılarındaki problemler sebebiyle hakikatleri göremiyor veya yanlış algılıyorlar. Daha kötüsü ise problemi kendisinde değil de farklı yerlerde arıyorlar.
Ali USLU - TAVŞANLI
Men samete necâ (Susan kurtuldu) مَنْ صَمَتَ نَجَا.
Allahu Ekber" - Allah en büyüktür, Allah tek büyüktür" Sözüne iman etmiş kimseler için artık diğer tüm büyükler(!) (büyüklük tas...