KAPSAYICI BİR DUA

 
    Peygamber efendimizin yaptığı ve bize de öğrettiği çok kapsayıcı bir dua vardır.

 
“Allah'ım ! Bildiğim ve bilmediğim (aklıma gelen-gelmeyen) tüm hayırları senden diliyorum;
Bildiğim ve bilmediğim tüm şerlerden sana sığınıyorum."
 
  "Mümin" demek bir manasıyla Allah’a inanan demek, başka bir manasıyla da Allah’a güvenen demektir.
 Bazen parça içinde güzel görünen bir şey, bütününden bakılınca güzel durmayabilir. Veya parça içinde hoş durmayan bir şey, bütününden bakınca güzel durabilir.

 Biz müminler kendi bilgilerimizin sınırlı olduğunu, geçmişle ilgili bilgilerimiz biraz olsa da, gelecek ile bilgilerimizin tahminden öteye gitmediğini biliriz.
Bununla birlikte, Rabbimizin ilminin sınırsız olduğunu, O’nun ilminin geçmiş ve gelecek her şeyi kuşattığına inanırız. Yani biz olaylara parça olarak bakabiliriz, fakat Allah Teala’nın bütününden gördüğünü bilir ve iman ederiz.
     İşte Peygamber Efendimizin yaptığı ve öğrettiği bu duayı yaptığımızda, bizler, olayların bütünü göremediğimizi itiraf ederek kendimizi Rabbimizin bilgisine teslim etmiş oluruz.
   Bizler ister hayır bilelim ister şer bilelim, Rabbimizin bildiği bizim için hayır olan şeyleri O’ndan isteriz. Yine, Rabbimizin bildiği, bizim için şer olan tüm şeylerden Rabbimize sığınırız. O şerlerden korunma dileriz.
 Peki, yaptığımız bu dua, duaların kabul edildiği bir an'a denk geldi ve kabul edildi diyelim. Bu durumda bundan sonra yapacağımız bazı dualarımızın kabul edilmeyeceği ve red olunacağı anlamına gelmez mi?
 Mesela yukarıdaki duası kabul olmuş bir genç düşünelim.  Duası kabul olunduktan sonra karşı cinsten birisine aşık oluyor ve onunla evlenmek için dua ediyor. Fakat bu genç o güne göre düşünüyor ve istiyor. Allah Teala ise bu evliliğin ileride şer olacağını, büyük geçimsizlikler yaşanacağını ve kötü bir şekilde sonuçlanacağını biliyor. Bundan dolayı duayı kabul etmiyor ve red ediyor. Bu genç ise ne kadar da dua ettim kabul olmadı diye için için yanıyor.
 Siz bunu iş konusunda, okul konusunda ve diğer konularda da düşünebilirsiniz.
 Demem o ki, bazı dualarımızın kabul edilmemesi, daha önce kabul olunmuş bazı dualarımız sebebiyle olabilir.

Diğer yazılarımız için: www.aliuslu.net

İDDİA EDİYORUM; HAYATINIZ DEĞİŞECEK

İDDİA EDİYORUM : HAYATINIZ DEĞİŞECEK
Bizi bilenler iddia ile alakamızın olmadığını ,tartışmalardan hoşlanmadığımızı bilirler. Fakat bu konuda ısrarcıyım. Çünkü kaynağım Kur'an-ı Kerim.
Hayatınızı değiştirecek olan iddiamın kaynağı şu ayet-i kerimedir:
“Kullarıma söyle; en güzel şekilde konuşsunlar. Yoksa şeytan aralarını bozar." (İsra /53)
Konuşmaları dörde ayıralım
1-Kötü,kaba ve çirkin konuşmalar.
2-Normal konuşmalar.
3-Güzel konuşmalar.
4-En güzel biçimde konuşmalar.
Rabbimiz bizden ne istiyor? En güzel sözlerle, en güzel biçimde konuşmamızı.
Peki kimlere karşı?.
Muhatabımız kimse onunla….Eşimizle, çocuğumuzla, arkadaşlarımızla, anne-babamızla, kardeşlerimizle, öğrencilerimizle, öğretmenlerimizle, kayınvalidemizle-gelinlerimizle…
Siz bunu muhataplarınıza göre çoğaltabilirsiniz.
Fakat” en güzel şekilde konuşmak” için sözleri seçerek konuşmak gerekir,düşünerek konuşmak gerekir. Ölçüp tartarak konuşmak gerekir.
Böyle yaptığımız takdirde iddiam şudur
*Eşiniz sizi daha çok sevecek ve varsa aranızdaki problemler azalacaktır.
*Çocuklarınız siz daha çok sevecek varsa problemleriniz azalacaktır.
*Eşinizin ailesiyle problemleriniz varsa azalacaktır.
*Amir iseniz memurlarınız, memur iseniz amirleriniz sizi daha çok sevecek ve güvenecektir.
*Öğretmenseniz öğrencileriniz, öğrenci iseniz öğretmenleriniz sizi daha çok sevecek . Ders anlama ve anlatmanız zevkli hale gelecektir.
*Arkadaşlarınız ve akrabalarınız arasında çok sevilecek ve itibar göreceksiniz.
Siz bu maddeleri çoğaltabilirsiniz.
Daha önemlisi ;Rabbimizin emrini yerine getirdiğimiz için, O'nun katındaki değerimiz artacaktır.
Peki güzel konuşmaz isek ne olurmuş? Şeytan aramızı bozarmış.
O zaman konuşmadan önce bir düşünelim. Konuşacağımız cümleler hangi tür bir konuşmaya giriyor. Güzel veya en güzel konuşma sınıfına girmiyorsa  konuşmadan evvel bir daha düşünelim.
Ne dersiniz. İddiamda haksız mıyım?
 

YARISINA KADAR (İbretlik olaylar)

İbretlik Olaylar: 4
YARISINA KADAR
Rahmetli Ayhan Oral abimizin son yıllarında birkaç kişiyle birlikte onun dükkanında  haftada bir gün meal okur, anlaşılmayan ayetlerin “saffetüt-tefasir” isimli tefsir kitabından  tefsirini okurduk. Dersten sonra bazen sohbet eder, çay içerdik.
 Sohbet esnasında  anlattığı Hacda yaşadığı  ibretlik olay hala hafızamda canlıdır
 1980 li yıllarda Ayhan abi eşiyle hacca gider. Bir gün bir kaç boş pet şişe alır ve uzak bir çeşmeye içme suyu doldurmaya gider. Dönüşte yanında bir minübüs durur. Ayhan abiden su isterler. Ayhan abinin tabiri caizse cimriliği tutar. Bir pet şişe verir fakat yarısını işaret eder. Minübüstekiler birer yudum içerler ve şişenin yarısını tekrar verirler.
   Ayhan abi ertesi gün mescitten evine gelirken yolunu şaşırır adeta tersi döner. Yanında eşi de vardır ve evden epeyce uzaklaşırlar. Sıcakta yol bulmaya çalışırlarken müthiş derecede susamışlar. Tabiri caizse dili damaklarına yapışmıştır. O zamanlar her yerde market  falan da yok. Bakmış karşıdan ihramlı bir şahıs geliyor. Ayhan abi o şahsa su var mı diye sorar bildiği arapça kelimelerle ve işaret diliyle. Adam ihramın içinden bir şişe su çıkarır ve yarısını işaret ederek verir. Ayhan abi  ve eşi şişenin yarısına kadar içerler. O anda Ayhan abi önceki gün yaptığının  hata olduğunu anlar ve hemen tövbe eder.
Mübarek yerler almak isteyenler için ibret doludur.

ÖFKE

   ÖFKE
   Tanıdıklarınızdan veya yakınlarınızdan aşırı derecede öfkelen kişileri görmüşsünüzdür. Öfke anında ağızlarından çıkanı kulakları duymaz, kendilerinden beklenmedik davranışlarda bulunurlar. Çoğu kez tanıdığınız bu kişinin gerçekten o olup olmadığını düşünürsünüz.
   Aklı devreden çıkaran öfke halinin, geçici delilik hali olduğunu okumuştum bir psikoloji kitabında...
Tanıdığınız kişilerin tanınmamasına sebep de işte bu delilik halidir. Kişinin yüzü kızarır, yüzü çirkinleşir, kaslar gerilir, ses tonu yükselir. Kin, nefret, intikam alma, karşı tarafı küçük düşürme ve zarar verme duyguları oldukça artmıştır. (Tabii bu arada şeytan eline geçen fırsatı sonuna kadar değerlendirmek istemektedir. Bu durumdan azami kar etmeyi düşünmekte ve ona göre her iki tarafa da vesveseler vermekte birbirlerine karşı kışkırtmaktadır.) Göz kararmıştır bir kere. Ağızlar sonuna kadar açılır. Bağırıp çağırmayla iş hallolmazsa kaslar konuşmaya başlar. Kavganın neticesinde elbiseler hırpalanmış, vücudun çeşitli yerlerinde morarmalar ve kanamalar meydana gelmiştir. Bazen öfke o seviyeye gelmiştir ki, silahlar devreye girmiş ve ölümle biten kavgalar bile olmuştur.
    Öfke geçtikten sonra pişmanlıklar, utanmalar olur çoğu kez. Özellikle yakınlarından utanır kişi. Çocuğundan, eşinden, anne-babasından vb.
Atalarımız çok güzel söylemişler:
Öfke gelir, göz kararır; Öfke gider, yüz kızarır” diye
  Öfkesine yenik düşen bir mahkumun söyledikleri çok dikkatimi çekmişti:
“Beş dakikalık öfkemin bedelini, otuzbeş yıl mahkumiyet ile ödüyorum.” (Tabi bu dünyadaki bedeli, Ahirettekini ise Allah bilir.)
Bir anlık öfke sebebiyle nice dostluklar sona ermiş, nice yuvalar yıkılmıştır.
Bir anlık öfke sebebiyle, yıllarca süren düşmanlıklar yaşanmıştır.
Sevgili peygamberimiz kendisinden öğüt isteyen bir kişiye ,
”Öfkelenme” diyerek nasihatte bulunmuştu.
Mübarek kitabımız Kuran-Kerimde müttaki kişilerin özelliğinden bahsederken:” ..Onlar ki öfkelerini yutarlar…” buyurulur. (Al-i imran 133)
Ayrıca, sevgili Peygamberimiz :”Gerçek pehlivan öfkelendiğinde öfkesini yenendir" Buyurarak öfke kontrolünün ne kadar önemli olduğunu bizlere bildirmiştir.
   Peki, öfke kontrol altına alınabilir mi?
   Elbette alınabilir. Öfke kontrolüyle ilgili makalelerden istifade edilebilir.İlgili kitaplar okunabilir. Bu konudaki tecrübeli kişilerle istişare edilebilir.
 Bunlardan netice alınamaz ise, konunun uzmanlarından yardım alabilir (Psikiyatrisler, psikologlar gibi)

DALDAN ELMA TOPLAMAK

DALDAN ELMA TOPLAMAK
Rahmetli dedemin bahçesinde üç beş tane, farklı cinslerden elma ağacı vardı. Meyveler olgunlaşıp toplama zamanı geldiğinde ailemizle birlikte toplardık. Dedem, her yıl meyveleri toplamaya başlamadan önce elma toplama konusunda bize kurs verirdi.

Özet olarak şöyle derdi:” Elmaları, gerek dalından koparırken, gerek kovalara koyarken (daldan kopardığımız elmaları ağacın dalına asılı kovaya koyardık) gerekse kovalardan kasalara yerleştirirken sakın zedelemeyin, berelemeyin.”
Sonra da sebebini izah ederdi. “Toplamanın herhangi bir aşamasında elmanın aldığı küçük bir bere, küçük bir iz, ileride onun oradan çürümesine sebeptir. Kışa dayanmaz. Ayrıca kasada çürüyen bir elma yanındakileri de çürütür” derdi.

Bu sebepten, Ağaca çıkma veya toplama esnasında yere düşen veya berelenen elmaları ayrı bir kasaya koydurup onları diğerlerine karıştırmaz. Berelenmenin büyüklüğüne göre bir kaç gün ile bir kaç hafta arasında çürüyeceğinden onları kısa zamanda dağıttırırdı. Gerçekten de, ilk gün beresi fark edilmeyen elmaların bile bir kaç gün sonra berelendiği yerden çürümeye başladığını müşahede ederdik.

Bu olayı şunun için anlattım. İnsan ilişkileri de bu elma toplama gibi özen ister. Çünkü ,insanlar da elmalar gibi naziktirler. Bazen bilerek veya bilmeyerek incitilen bir gönlün o noktasında problemler oluşmakta, tamir edilmezse, büyüyerek devam etmekte sonunda büyük problemlere sebep olmaktadır. Tabi bu arada şeytanın en çok bu tür incinmeler üzerinde durarak olayı büyütmeye çalıştığını da akıldan çıkarmamak gerekir.

Özellikle evlenecek kişilerin ve ailelerin bu konuya daha çok dikkat etmeleri gerekir. Gerek nişanlılık sürecinde gerekse düğüne hazırlık ve düğün zamanlarında tarafların birbirlerini az da olsa incitmeleri ileride büyük problemlere yol açabilmekte hatta boşanmalara sebep olabilmektedirler.
Malumdur ki, "dil yarası derin olurmuş." "dil" gönül demektir Farsçada. Gönlü yaralayan en önemli şey ise  ağzımızdaki dildir. Dilimize dikkat etmezsek muhataplarımızın gönlünü yaralayabiliriz.
Akıllı kişilere gereken başkalarını incitmemek, incittiğinde tamire çalışmaktır. Kendisi incindiğinde ise problemi büyütmeyip mümkünse affedebilmektir. Affetmek en güzel tedavidir ve şeytanın üzerinde işlem yapacağı bir sahayı kapatmaktır.
İnsanları affetmek Cennetliklerin özelliklerindendir.(Al-i İmran 134)
                                                                            Önceki yazımız: http://www.aliuslu.net/2018/02/yetimlerin-gonlunu-kirmak.html  



                                                                               

İYİLİĞİN BEDELİ


   Satın aldığımız bir malın veya hizmetin bir bedeli vardır değil mi?
Mesela mal bedeli:
 Satın aldığımız malın para veya mal olarak karşılığıdır. Mal, market malıysa fiyatları zaten yazılıdır. Ama arsa gibi, ev gibi bir mal ise, muhitine göre değişir. Fakat uzmanlarınca  aşağı –yukarı tahmin edilebilir.
Hizmet bedeli:                       
 Aldığımız hizmetin para veya mal olarak karşılığıdır. Hizmetin kalitesine, muhitine göre fiyatlar değişir. Ama bunların bedelleri de bellidir. Mesela otellerin, lokantaların,özel okulların ve özel hastanelerin fiyatları bu cinstendir.
 Bir de İyilik bedeli vardır.
İşte bu üçüncü grubun (iyiliğin) bedeli belli değildir. Bazen çok küçük bir iyiliğin bedeli çok fazla olabilir.
Buna bir örnek vereyim. Kütahya'da, Bekir bey veya( Ergen Bekir) namıyla meşhur muhterem bir zat varmış (Bir paşanın çocuğu olan bu zat 1960 lı yıllarda vefat etmiş). Bu şahıs hiç evlenmemiş. Bizim köyümüzde de tarlaları ve evi olduğundan harman zamanı payına düşen ürünleri ambarına koydurmak için bizim köyde otururmuş. Tarlalarını eken köylüler sırayla ona yemek getirirlermiş. Bu durumu Onun tarlalarının bir kısmını eken annem ve babam anlatmıştı. Bekir Bey saatle yemek yiyen, saatle su içen, saatle yatıp saatle kalkan, yani yaptıklarını saate ayarlamış bir kişiymiş. Kütahya'daki evine yakın bir kahveciyle her gün saat  10.00 da evine kahve getirmesi için anlaşmışlar. Bu durum uzun süre devam etmiş. Doğal olarak komşular da bu durumu öğrenmişler. Bir gün  kahveci kahvehaneyi açamamış. Bunu bilen komşulardan birisi (Bekir dedemiz kahvesiz kalmasın"diye düşünerek saatinde Bekir Beye yaptığı kahveyi götürmüş. Yaşlanmış olan Bekir Beyin bu çok hoşuna gitmiş. Kahve getiren geline nerede oturduklarını, eşinin işini falan sormuş. Bir problemleri olduğunda eşinin kendisine gelmesini de tembihlemiş.

Aradan yaklaşık iki sene geçmiş. Bu komşularının kirada oturdukları ev satılığa çıkmış. O zamanlarda kiraya vermek için ev pek yapılmadığından kiralık ev bulmakta zorlanmışlar. Bekir beyin sözü akıllarına gelmiş. Komşu adam gidip Bekir beye durumu anlatmış. "Kiralık ev bulamadıklarını bu konuda yardımcı olursa memnun olacaklarını" söylemiş. Bekir bey evin fiyatını öğrenmesini söylemiş gelen şahsa. Adam öğrenip gelince evi onlar için satın alıvermiş.Tabi aile bu duruma çok sevinmişler, kirada durdukları evin sahibi olmuşlar. (NOT: Bu hikayenin ana fikri aynı olmakla detay kısmında farklı anlatımları da var)

Bir fincan kahvenin bedeli bellidir. En lüks yerlerde içseniz bile fiyat afaki değildir. Fakat örnekte gördüğümüz bir fincan kahvenin bedeli bir ev olarak geri dönmüştür. Bu durum kahvenin değil, iyiliğin bedelidir. Buna benzer olayları belki sizler de duymuş veya görmüşsünüzdür

  Allah Teala’nın rızası için yaptıklarımız da böyledir.
 Hora geçen bir iyilik, çok büyük dualar almamıza sebep olabilir.
Rabbimizin razı olduğu küçük bir iyilik, 
Cennete girmemiz için gereken şeyleri yapmamıza yol açabilir. Bir çok günahımızın silinmesine sebep olabilir. Büyük karşılıklar görmemize sebep olabilir.
Bu karşılık dünyada olduğu gibi ahirette de olabilir. Veya hem dünya hem ahirette olabilir. İyiliğin miktarından daha çok kimin için ve hangi niyetle yaptığımız  önemlidir.
 Unutmayalım ki :
*Allah Teala’nın  zenginliği ve cömertliği kullarla mukayese dahi edilmez.
* Allah Teala “Vehhab” dır. Yani karşılıksız da verir.
* Allah Teala hesapsız rızık vericidir (Bakara/212)
*Bakara / 261 ayette Allah Teala kendi rızası için yapılan iyiliğin bedelini bir örnekle bizlere bidirir: Toprağa ekilen bir taneden yedi  başak çıkar her başakta yüz tane vardır. Yani bir iyiliğe yediyüz kat karşılık verilmiştir.
  Sevgili Peygamberimiz de “Hiç bir iyiliği küçük görme.” Buyurarak bu konunun önemini bizlere bildirmiştir.

DERVİŞ VE KOCASU (Tefekkür Hikayeleri)


   DERVİŞ VE KOCASU
   Derviş, birkaç aydır kendisine uğrayan, öğrenme konusunda  istekli ve gayretli lise çağındaki dört öğrencisini de alarak Kocasu’yun başına gitmeye karar verdi. Koca su ilçeye 25- 30 km mesafeden çıkan ilçenin yakınlarından geçen büyükçe bir çaydı. İlçeye 15 km uzaklıktaki barajdan ise ilçenin şebeke suyu sağlanıyordu.
   Derviş,  modeli eski ama kendisi pek yıpranmamış arabasıyla öğrencileriyle birlikte Kocasu’yun başına doğru yola çıktı. Arabanın gidebildiği yere kadar gidip gerisini yaya olarak yürüdüler. Suyun çıktığı bölge de, suyun çıktığı yer de harikaydı. Fakat suyun kendisi büyüleyiciydi. Kana kana su içtiler. Su sesinin duyulduğu ve suyun görüldüğü uygun bir yere çekilip sohbet ettiler. Dervişin getirdiklerinden yediler. İki saat kadar dinlendikten sonra derviş “kalkalım” dedi.  Yürüyüp arabanın yanına geldiler. Sonra da binip baraja geldiler. Baraj oldukça büyüktü. Çevresinde olta balıkçıları görülüyordu. İçinde balık tutmak için kullanılan kayıklar bile vardı. Barajın etrafında koyun otlatan çobanlar vardı.
 Derviş, öğrencilerinden birine sordu: 
-Ne dersin bu suda yüzülür mü?
"Yüzülür” dedi genç.
-Peki elbise yıkanır mı?
-Tabi ki yıkanır.
-Peki bu sudan içilir mi?
"Pek mecbur kalmadıkça içmem dedi “genç. “Çünkü hayvanlar gelip su içiyorlar, üstü açık büyük bir su birikintisi içine yabancı maddeler karışmış olabilir.
“Tamam öyleyse gidelim” dedi derviş. Arabaya binip uzaklaştılar. Biraz ileride arıtma tesisini gösterdi gençlere.” Burada barajdan gelen sular kum havuzlarından geçirilip temizleniyor. Mikroplara karşı da klorlanıyor ve ilçenin şebeke suyu buradan sağlanıyor.” dedi. Devam ettiler.
   İlçeye yakın bir yerde arabadan inip. Yürümeye başladılar. Burada suyun rengi ve kokusu değişmeye başlamıştı. İlçenin atık suları buralardan nehre atılıyordu.
“Ne dersiniz gençler bu sudan içilir mi?” diyerek sordu gençlere.
“Kesinlikle içilmez” dediler hep birlikte.
-Peki bu suda yıkanılır mı?
“Bu suda yıkanan bence daha da kirlenir” dedi gençlerden birisi. Diğerleri de başlarıyla tasdik ettiler.
   İlçenin alt tarafına geldiklerinde suyun rengi ve kokusu iyice değişmiş. Ayrıca suya kendini bilmez kişilerin attığı çocuk bezleri gibi şeyler de görüntüyü epeyce bozmuştu.
Gençlerden birisi, dervişin ne diyeceğini tahmin etmişçesine.
“Abi, bu sudan kim içerse hastalanır. Kim yıkanırsa iyice pislenir. Elbiselerini yıkasa o elbiseyi temiz su ile iyice yıkamadan kullanılmaz.” dedi.
“Abi bi şey daha söyleyeyim “dedi genç. “Bu suyun yakınlarında uzun süre kalmak da kişiye zarar verir bence.”
“Aferin” dedi derviş gence bakarak, ve devam etti.
"İnsan doğduğunda suyun başındaki gördüğümüz su kadar temizdir. Hayatı boyunca yaptığı hatalar, yanlışlar, günahlar o suya karışan ve suyu kirleten şeyler gibidir.
Şimdi , gezdiğimiz yerleri düşünün. Suyun çıktığı yerdeki suyu, barajdaki suyu, ilçenin başındaki suyu, ilçenin altın yanındaki suyu düşünün... Ve size anlatmak istediklerimi kavramaya çalışın."
Biraz düşünen gençlerden birisi “ buldum galiba” dedi.” İnsan fıtraten temiz yaratılıyor çıkan su gibi. Fıtratı bozulmamış kişiler çevresine yararlı oluyorlar her yönden.
Barajdaki suya gelince, fıtratı bozulmamış ama biraz yabancı maddeler karışmış. Bundan istifade edilir ama dikkatli ve nerede kullanacağını bilmek gerekir.
İlçenin altın tarafındaki kirli suya gelince, Bunu fıtratı bozulmuş kişilere benzetiyorum. Yabancı maddeler o kadar çok ki adeta suyun yapısı bozulmuş. Ayrıca sivri sineklerin üreme merkezi olmuş gibi. Bu tür kişiler çevreye zararlı hale gelebiliyor. Bu tür kişilerle beraber olanlar onlardan her türlü zararı görebilirler. Hatta yakınlarındakiler de olumsuz etkilenebilirler. En iyisi onlardan mümkün mertebe uzak durmak.” Diye açıkladı.
“Çok güzel açıkladın” derviş. Sonra ilave etti.
"Sizlere gösterdiğim arıtma tesisinde yapılan işlemi de tevbe ve istiğfara benzetebiliriz.
“Harika” dedi gençlerden birisi. "Öyleyse bize düşen bizi kirletecek kirlerden (günahlardan) uzak durmak, Bilerek veya bilmeyerek  kir bulaşmışsa pişman olup tevbe etmek.”
   Arabaya binip konuşmadan tefekkür halinde ilçeye kadar geldiler. Şehrin merkezinde gençler inmek istediler. Gençler  tam inecekken derviş dedi ki: “Bakınız gençler! dinimizin gayelerinden birisi de suyun çıktığı gibi tertemiz denize ulaşmasıdır. Denize ulaşmasa bile gideceği yere tertemiz ulaşmasıdır.
Gençler teşekkür ederek arabadan indiler. Dervişin son olarak söyledikleri  üzerinde düşünüp konuştular. Gençlerden birisi dedi ki: "Demek ki dinimizin bizlere emrettiği veya yasakladığı şeylerin amacı bizim tertemiz bir hayat sürmemiz ve temiz bir şekilde Allah'a kavuşmamızdır."
   Gençler, o gün yaşadıklarını baştan sona kadar tekrar düşündüler. Çok şey öğrendiklerini hissettiler. Allah Teala’ya hamd edip dervişe teşekkür ettiler. 
   Gençlerden birisi yatağa yattığında, suyun çıktığı yeri, yanında gülümseyen bir bebekle birlikte hayal etti. İyice kirlenmiş suyun yanında ise, yüzündeki nur-u ilahi kaybolmuş, vicdansız, ırz düşmanlığı dahil bir çok pisliğe bulaşmış bir kişiyi hayal ediyordu.

KİM BU DERVİŞ?
http://www.aliuslu.net/2017/11/tefekkur-hikayeleri.html

MANŞET!

İNSANI ÖZGÜRLEŞTİREN İKİ CÜMLE.

  Allahu Ekber" - Allah en büyüktür, Allah tek büyüktür" Sözüne iman etmiş kimseler için artık diğer tüm büyükler(!) (büyüklük tas...