ANLAŞILABİLİR YEMEK DUASI


(Herkesin anlayabileceği yemek duası hazırladım. Yemek duasının özü ilk cümledeki söz ve anlamıdır. Diğer cümlelerden istediğinizi alıp istediğinizi çıkarabilir veya istediğiniz yeni cümleler ilave edebilirsiniz. Çocuklarınıza ezberletebilirsiniz.)
 
 YEMEK DUASI:
 Elhamdülillahillezî et’amenê ve segânê ve cealenê minel- müslimîn.
“ Bizi yediren, içiren ve müslümanlardan yapan Allah’a hamdolsun” (Ebu Davut) 

Ey bizlere türlü nimetlerini ikram eden Rabbimiz!
 Bizlere verdiğin, bildiğimiz ve bilmediğimiz tüm nimetlerin için sana hamd ediyor ve şükrediyoruz.
 Verdiğin nimetlerin farkına varmayı, ve nimetlerine hakkıyla şükretmeyi bizlere nasip eyle. Bizleri nankörlerden eyleme.
 Bizlere helalinden kazanmayı, kazandıklarımızdan infak etmeyi, helalinden yemeyi ve yedirmeyi nasip eyle.
 Yediğimiz rızıklardan meydana gelen güç ve kuvvete salih ameller işlemeyi bizlere nasip eyle.
 Yaptığımız hatalar yüzünden veya başka sebeplerle verdiğin nimetlerini geri alma.
 Bu yemeği hazırlayanlara ve yiyenlere merhametinle muamele eyle.
 Dualarımızı kabul eyle. Şüphesiz ki sen her şeyi işiten ve dualarımızı kabul edensin. AMİN
Diğer yazılarımız için: www.aliuslu.net
 

SEVGİ-SAYGI ÜZERİNE (Eğitim yazıları:5)

Evlilikte sevgi mi önemlidir? Saygı mı?
Sevginin önemini hepimiz biliyoruz. Sevginin olmadığı veya oluşmadığı evlilik mutluluk getirmez. Lakin, sevgi bir duygudur. Kişinin elinde olmadan oluşur. Zamanla devam edebilir, artabilir veya azalabilir.
Kanaatimce sevginin devamına veya artmasına sebep olan en önemli şey saygıdır. Kişilerin birbirlerine ve eşlerinin ailelerine olan saygısı arttıkça aradaki sevgi artarken saygı azaldıkça, sevgi de azalır.
Saygı adeta manevi dinamo gibidir ki sevgiyi şarj eder.
Arabadan örnek verecek olursak sevgi akü ise saygı, şarj motoru gibidir. Aküsüz araba çalışmaz ama şarj motoru arızalı olan akü de kısa zaman sonra boşalır ve arabayı çalıştıramaz.
“Sevgi bir duygudur" dedik. Kişilerin duygularına müdahalesi pek fazla değildir. Ama “saygı” bir davranıştır ve davranışlarımıza bizim müdahalemiz oldukça fazladır. Karşılıklı saygının olduğu ilişkiler uzun süre devam ederken, saygının olmadığı ilişkiler birden parlayıp hemen sönen ateş gibi kısa süreli olurlar.
Evliliklerde veya ikili ilişkilerde, ilişkinin ve sevginin devamını istiyorsak;
Muhatabımıza, sözlerimizle ve davranışlarımızla saygısızlıktan kaçınmamız gerekir.
Sadece muhatabımıza değil, muhatabımızın değer verdiği şeylere de saygılı olmamız gerekir.
Ayrıca evliliğin güzel yürümesi için Sevgi ve saygıdan sonra (S) ile başlayan üç şey daha şey vardır. Bunlar; sorumluluk, sadakat ve sabırdır.
Özetlersek evlilikte beş (S) formülü:
SEVGI
SAYGI
SORUMLULUK
SADAKAT
SABIR.

Evlilikle ilgili diğer yazımız:
http://www.aliuslu.net/2017/08/daldan-elma-toplamak.html
 

YETİMLERİN GÖNLÜNÜ KIRMAK

   Dinimizin yetimlerle ilgili, özel emir ve tavsiyeleri vardır.
Yetimi  itip kakma” (Duha suresi)
Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler ancak karınlarına ateş doldururlar.”(Nisa/10)  
Kendisi de yetim olarak büyüyen Peygamber Efendimiz her zaman yetimleri koruyup gözetmiş ve onları koruyup gözetmeyi ümmetine de teşvik etmiştir.

Yıllar önce bir ilköğretim okulunda çalışırken, 6.sınıf öğrencilerinden bir öğrencimiz babasının GLİ de çalıştığını söylemişti.  Sonraki günlerde okula gelen annesi, kocasının vefat ettiğini fakat oğlunun bu durumu arkadaşlarının bilmesini istemediğinden GLİ de çalışıyor dediğini aktardı. O zaman yakinen öğrendim ki yetimler daha hassas oluyorlar.
    Babası henüz 25 yaşında iken, çok küçük yaşlarda babasını kaybetmiş önceki öğrencilerimden birisiyle sohbet ederken konu yetimliğe gelmişti.
  Hocam ben pek az akrabamın evine giderdim bayramlarda dedi. Sebebini şöyle açıkladı:
"Bazı akrabalarımız beni görünce  babamı hatırlarlar ve “yazııık babasını küçük yaşta kaybetti . Babası çok genç gitti” gibi acımı tazeleyen şeyler söylerlerdi benim yanımda. Bundan çok rahatsız olduğum için öbür bayramlarda onların evine gitmezdim.
 Bir keresinde de yaşlı bir amca başımı okşadı çok hoşuma gitmişti. Fakat arkasından şunu söyledi:
“Yetimin başını okşamak çok sevapmış.” O an yıkıldım hocam.
   Yetimlerin gönlünü almak ve onlara yardımcı çok önemlidir dinimizde ve kültürümüzde. Ama  gönül alayım derken gönül kırmamak yetimi incitmemek gerek.

TANIMAKTA ZORLANDIĞIM BİR ÖĞRENCİM.(Eğitim yazıları)


Bir kaç yıl önce bir misafirimle pastaneye gitmiştim. Sipariş almaya gelen, kişisel bakımı son derece iyi,  düzgün giyimli, yakışıklı bir genç "hocam hoş geldiniz" diyerek ellerime sarıldı. Hal hatır sordu. Ben de karşılık olarak bir şeyler sordum. Neyse, genç, siparişlerimizi alarak gitti.
Zihnim bu gencin kim olduğuyla meşgul. Genelde öğrencilerimi yıllar sonra da olsa hatırlarım. Zihnim gerilere gitti,gitti derken buldu.
   O kadar şaşırdım ki. Bu genci bir ilk öğretim okulunda 6,7 ve 8. sınıflarda okutmuştum. Pespaye giyimli bir çocuktu. Okul forması olan beyaz gömleğinin yakası renk değiştirmiş olurdu. Pantolon ve ceketi de çoğu kez kir-pas içerisinde  olurdu.
 Dersine giren öğretmenler bu durumundan yakınırlardı.
Hayalinizde böyle yer etmiş bir çocuğu yıllar sonra bu anlatılanların tamamen tersi bir durumda iyi giyimli, bakımlı, saçları briyantinli bir genç olarak görünce elbette zihin tanımakta zorlanıyor.
 Siparişlerimiz gelince ismiyle hitap ettim, tebrik ettim.
Şunları düşündüm: Bazı şeylerin düzelmesi uzun yıllar alabiliyor.
Eğitimde en önemli şeylerden birisi peşin fikirli olmamak ve "bundan adam olmaz" gibi hükümlerden kaçınmaktır. Eğer kişilik yara almamış ve fıtrat bozulmamışsa  kişilerin davranışlarının düzelmesi her zaman mümkündür.
 Bu gencin çocukken pespaye olmasının sebepleri bireysel miydi, yoksa aile ve diğer çevre faktörlerinin etkisi miydi bilemiyorum. Bildiğim şey öğretmenlerin ikazlarının fayda etmemesiydi.
“Yedisinde neyse yetmişinde de odur" sözünün karakterle alakalı olduğunu düşünüyorum. Yedisinde ciddi veya şakacı olanın yetmişinde de öyle olması gibi. Yani karakterler kolay kolay değişmez, fakat davranış ve alışkanlıklar eğitimle veya zamanla değişebilir.
Önceki yazımız: http://www.aliuslu.net/2018/02/tutkularin-seni-kor-ve-sagir-eder.html

TUTKULARIN SENİ KÖR VE SAĞIR EDER

    Uzun  yıllar önce bir lisede çalışırken  lise birinci sınıftaki öğrencilerimi daha iyi tanımak maksadıyla onlara şöyle dedim:
   “Sizin isminizi  biliyorum. Ama  isminizden öte sizi pek tanımıyorum. Kişilerle iyi iletişim kurmak onları daha yakından tanımakla mümkündür. Vereceğim kağıtlara kendinizi tanıtınız. Dertleriniz varsa onu da yazabilirsiniz. İmkanım ölçüsünde çare olmaya çalışırım.”
Oldukça neşeli görünen bir öğrencim şu şekilde yazmış:
"Hocam, bakmayın benim okuldaki neşeli halime. Evde benim ağzımı bıçak açmaz. Benim buradaki neşeli halim, belki de dertlerimi unutmak veya bastırmak için…
  Benim annem başka adamla kaçtı. Ondan nefret ediyorum ama içimdeki sevgiye de engel olamıyorum. Bazen düğünlerde karşılaşıyoruz bana konuşmak için fırsatlar arıyor fakat ben  yanaşmıyorum vs…" Bu minval üzere dertlerini anlatmış.
Uygun bir zamanda çağırdım. Anlattı, ağladı, biraz rahatladı.
Ona, bu olaydan dolayı kendisinin hiç bir sorumluluğu olmadığını bundan dolayı da hiçbir zaman utanmaması gerektiğini anlatmaya çalıştım.
    Peygamber efendimiz "Tutkularımızın birleri kör ve sağır edeceğini" haber veriyor. yani bir şeye tutku derecesinde bağlandığımızda artık adeta gözlerimizin kör gibi olup gerçekleri göremeyeceğimizi,   kulaklarımızın da adeta sağır gibi hakikatleri duymayacağını veya duysa da anlamayacağını bizlere haber veriyor.
   İşte bu bayan da tutkularının esiri olup başka bir erkekle kaçıyor. Fakat hayatı boyunca çocuklarının hasretiyle ve toplumun gözünde aşağılanarak yaşamaya çalışıyordur. Muhtemelen kaçtığı erkeğe duyduğu alaka da zamanla azalmış belki de kendisinin kandırıldığını düşünerek sevgisi nefrete dönüşmüştür.
Bizde bir söz vardır. Şeytan insanın önünden kaçar- kaçar, sonra da arkasına geçer" diye. Bu kızımızın annesi de muhtemelen  gittiğinin haftasına varmadan pişman olmuştur. Fakat geri dönülmez bir yola girmiştir. Hepimiz biliriz ki tutkular sadece kadın -erkek arasında değil bir çok noktada kendini gösterir. Mesela bazı şeylere fanatizm derecesinde ilgi de bir tutkudur.

Kur'an'da Rabbimiz haber veriyor:
"Nefsanî arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı. Bunlar, dünya hayatının geçici menfaatleridir. Halbuki varılacak güzel yer, Allah'ın katındadır.(Âl-i İmrân : 14) 
Önceki yazımız: http://www.aliuslu.net/2018/02/okula-kac-adimda-geliyorsunuz-soru.html

OKULA KAÇ ADIMDA GELİYORSUNUZ (Soru-cevap metoduyla ders)


 Çocuklar!  Evden okula kaç adımda geliyorsunuz.?
-………
O zaman size bir ödev. Haftaya kadar, okul ile eviniz arasının kaç adım olduğunu sayınız.
Bir hafta sonra...
-Çocuklar! Geçen hafta verdiğim ödevi kaç kişi yaptı.
-Ödev neydi öğretmenim.
-Biz yaptık öğretmenim. Ben ölçtüm öğretmenim.
-Söyle bakalım.
-Bin beşyüz elliiki adım öğretmenim.
-Sen söyle.
-Altıyüzonbeş adım öğretmenim.
-Bizimki yakın öğretmenim.
-Ne kadar?
ikiyüz yetmişbir.
Çocuklar! Bir adımda  okula gelemiyorsunuz değil mi? Ama adımlarınızı birbiri peşine atarak evden buraya kadar geliyorsunuz veya daha uzak mesafelere  ulaşıyorsunuz.
 Biliyor musunuz sevaplarımız ve günahlarımız da attığımız adımlara benzer. Bir sevapla Cennet kazanılmaz ama yaptığımız her güzel davranış, bize sevaplar olarak yazılır. Kazandığımız her sevap ise bizi Cennete bir adım, beş adım, yüz adım duruma göre yaklaştırır.
 Her kötü davranış, bize günah olarak yazılır. Günahlar da günahın büyüklüğüne göre bizi Cennet’ten uzaklaştırır, Cehennem’e yaklaştırır.
  Okula gelmek isteyen, bir yere gitmek isteyen kimse için nasıl ki her adım önemliyse, Cennet'e gitmek isteyenler için de her iyilik ve sevap önemlidir ve önemsenmelidir.
-Çocuklar! Koşanlar mı  daha çok mesafe alır, yürüyenler mi?
-Koşanlar öğretmenim. Koşanlar kısa zamanda varırlar varacakları yere.
-Hayır öğretmenim. Varılacak mesafe kısaysa, arkadaşın dediği doğru olur. Ama uzun mesafeleri sporcu olmayanlar pek koşamazlar. Hatta yarı yolda kalabilirler. Fakat yürüyerek daha uzun mesafelere gidebilirler.
  -Evet çocuklar arkadaşınızın yorumu gayet isabetli. İnsanlar normal adımlarla uzun sure yürüyebilir, uzun mesafeleri katedebilirler. Geçtiğimiz yıllarda  altmış yaşlarında bir  kişi yürüyerek Hacca gitmişti Türkiye’mizden. Demek ki  ulaşacağımız yere varabilmek için (acelemiz yoksa) büyük adım atmak veya koşmak önemli değildir. önemli olan, adımları peş peşe uzun süre atabilmektir. Böylece yorulmadan varırız menzilimize.
   Peygamber efendimiz şöyle buyururlar:
Allah Teala’ya en sevimli gelen amel (Allah için yapılan iş, davranış),az da olsa devamlı olandır”
Önceki yazımız: http://www.aliuslu.net/2018/02/siyah-ve-beyaz-kurt.html
 

BEYAZ VE SİYAH KURTLAR

   Kızılderili yaşlı ve bilge adam torununu yanına çağırıp, siyah ve beyaz kurtlarının bulunduğu barınakların kapılarını açmış. Barınaklarından çıkan kurtlar başlamışlar dalaşmaya. Bu zorlu mücadeleyi seyreden torun, dedesine sormuş:
-Dedeciğim sence hangi kurt yener?
Yaşlı bilge cevap vermiş.
-Hangisini daha çok beslersem o yener evlat.
Yaşlı bilge elbette torununa bununla ilgili dersler vermiştir. Ben bu olaydan çeşitli dersler çıkardım. Bunları sizinle paylaşmak istiyorum.
Bildiğimiz gibi, insanlarda; iyi ve kötü, olumlu ve olumsuz birbirine zıt bir çok duygu vardır.
Hatırıma gelenleri ben sayayım. Gerisini siz tamamlayabilirsiniz.
Cömertlik-cimrilik, bencillik-diğergamlık (başkalarının dertleriyle dertlenmek, onları da düşünüp problemlerine çareler aramak), cesaret-korkaklık, çalışkanlık-tembellik, tevazu (alçak gönüllülük)-kibir,
merhamet-vicdansızlık, nezaket-kabalık, sevgi-nefret, af-intikam, doğruluk-yalancılık, Allah Teala’ya itaat etmek veya etmemek gibi.
Bizlerde bu duyguların hepsi de vardır. Bizler hayatımızda hangilerini öne çıkarır uygularsak, her uygulayışımızda o duygu içimizde güçlenirken diğeri zayıflar. Mesela:
Yardım edilmesi gereken bir kişi var. İçimizden bir duygu o kişiye yardım etmeyi bize fısıldarken, başka bir duygu vermemeyi veya az vermeyi fısıldar. Biz hangi duygumuzun sesini dinler ve uygularsak o duygu kuvvetlenir.
 Önceleri zorlanarak yaptığımız o davranış, zamanla kolay hale gelir. Uzun süre devam ettiğimizde ise bizim ahlakımız haline gelir. Her yardım ediş, cömertlik antremandır adeta. Sonunda o kişiye cömert kişi denir. İçimizdeki cimriliğe kulak verir cimri davranırsak da cimrilik duygusu güçlenir, cömertlik duygusu zayıflar, zamanla cimrilik bizim ahlakımız haline gelir.
Diğer duygularımız da böyledir. Hangi duygularımızı beslersek o duygularımız ve davranışlarımız güçlenir ve diğerleri zayıf kalır. Bundan dolayı iyi bir kul ve iyi bir Müslüman olabilmek için, bizi güzel ahlak sahibi yapacak duygu ve davranışlarımızı beslemeliyiz.
Yine aynı şekilde çocuklarımızdaki olumlu duyguların, onların davranışı ve ahlakı haline gelmesi için de gayret göstermeliyiz.
Nitekim Kur'an-ı Kerimde Rabbimiz bazı güzel davranışları ya emrederek, Ya da överek bizi teşvik etmiş, Yine bazı olumsuz davranışları yasaklayarak veya kötüleyerek onlardan uzaklaşmamızı istemiştir.
 Örneğin Leyl suresinde mealen şöyle bildirmiştir:

Şüphesiz sizin çabalarınız çeşit çeşittir.
Artık kim (elinde bulunandan)verir, Allah’a karşı gelmekten sakınır ve en güzel sözü tasdik ederse, biz onu en kolay olana iletiriz.
Fakat kim cimrilik eder, kendini müstağni sayar, ve en güzel sözü yalanlarsa biz de onu en zor olana iletiriz. (leyl suresi 4-7)
Yine Hud suresinde bize "dosdoğru olmamız" emredilmiş,(112.ayet) Hacc suresi 30 da "yalan sözden kaçının" diye emredilmiştir.
Maun suresinde yetimleri hor gören yoksulları düşünmeyenler yerilmiş, Beled suresinde yetim ve yoksullarla ilgilenenler, merhametli olanlar övülmüştür.
Peygamber efendimiz de gerek sözleriyle gerek davranışlarıyla güzel davranışları teşvik edip olumsuz davranışlardan sakındırmaya çalışmıştır. O bir duasında şöyle buyurmuştur:
"Allah’ım! acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten ve ihtiyarlık düşkünlüğünden sana sığınırım”
Diğer yazılarımız için: www.aliuslu.net
 

MANŞET!

İNSANI ÖZGÜRLEŞTİREN İKİ CÜMLE.

  Allahu Ekber" - Allah en büyüktür, Allah tek büyüktür" Sözüne iman etmiş kimseler için artık diğer tüm büyükler(!) (büyüklük tas...