BULDUĞUM SAATİ NE YAPAYIM

Hocam! Güzel bir saat buldum. Araştırdım sahibini bulamadım. İhtiyaç sahibi birisine verebilir miyim?

- Sakın verme kardeşim.

* Niçin?

- Bak kardeşim! şeytan boşlukları dolduruverir.

Bakarsın saatini kaybeden şahıs, garibanın kolunda o saati görüverir.

Meselenin aslını bilmediğinden onu rencide edebilir. Veya başkalarına, saatini falancada gördüğünü söyleyerek garibanı hırsızlık zanlısı olarak gösterebilir.

Saati verdiğin şahıs çocuğuna verir. Kaybedenin çocuğu babasının saatini arkadaşında görür ve telafisi mümkün olmayan problemler oluşabilir.

 


KAYISI

 Eve kayısı almışlar. Görüntüsü, rengi gayet güzel. Fakat yediğinizde hayal kırıklığı yaşıyorsunuz. Çünkü olmadığı halde oldurulmuş (yapay yollarla olgunlaşmış görüntüsü verilmiş) Görüntü ne kadar mükemmel olsa da yediğinizde olayın iç yüzü anlaşılıyor.

Kayısıyı yerken şunlar aklıma geldi: Bazı insanlar da bu tür kayısıya benziyorlar maalesef. Dış görüntü, konuşma itibariyle iyi bir görüntü veriyorlar. Lakin teşrik-i mesaide bulunduğunuzda ham olduğunu hemen anlayabiliyorsunuz.

 

 

KOCAM DEİST, NE YAPABİLİRİM?

KOCAM DEİST OLDU NE YAPABİLİRİM?
2019 yılı kasım ayında Muhterem Prof. Halis Aydemir hocamız Tavşanlı Hayırlı Hizmetler Vakfı Gençlik Merkezinde yatsı namazından sonra  Kuran ve sünnet bütünlüğü üzerine güzel bir konferans verdiler.
Konferans çıkışında bir bayan bana “bir dakika bakar mısınız hocam” dedi. Baktım otuz yaş civarında mütesettire bir bacımız.
“Buyurun” dedim.” Aslında soruyu hocaya (Halis hocayı kastederek) sormak istiyordum ama yetişemedim. Size sorayım “dedi.
“Buyurun” dedim. Kocasının deist olduğunu onu nasıl ikna edebileceğini sordu.
Şaşırdım. “Çocuklarınız var mı” dedim “evet” dedi.
Bir kaç soru sordum verdiği cevaplar kocasının gerçekten deist olduğunu gösteriyordu.
Dedim ki: Kardeşim bu mevzu ayak üstü konuşulacak kadar basit değildir. Siz en kısa zamanda müftülüğe gidin müftü bey ile görüşün. O size yardımcı olur. diyebildim.

Deizm, bildiğiniz gibi Evrenin bir yaratıcı tarafından yaratıldığını yani tanrı inancını kabul eden  fakat vahyi, peygamberliği, dinleri, ibadetleri ve ahireti kabul etmeyen bir inanç/görüştür.

Deizm konusunda bu tür düşünceleri gençlik hevesi gibi düşünüyordum. Bu olayla karşılaştıktan sonra olayın sandığımdan daha ciddi olduğunu düşünmeye başladım. Tavşanlı gibi dindar ve muhafazakar bir ilçede bile böyle durumlar oluyorsa diğerlerini daha iyi anlayabiliriz.

Yapılması gerekenler konusunda aklıma gelenleri sizlerle paylaşmak istedim.
Mutlaka bu konuda çalışma yapan  hocalarımız vardır. Lakin daha organize bir çalışma yapılmalıdır.
1- Bu konuda İlahiyat fakülteleri, Din öğretimi ve Diyanet teşkilatımız  ayrı ayrı veya müştereken çalışmalar yapmalıdırlar.
2-Deizm propagandası yapılan siteler takip edilerek iddialara gençlerin anlayabileceği tarzda cevaplar verilmelidir.
3-Kendisi veya yakınları deist olanlarla görüşüp hangi sebeplerle bu yola girildiği tesbit edilmeli önlem olarak çalışmalar buna göre yapılmalıdır.
4-Liselerde görev yapan din kültürü öğretmenlerinin yararlanabileceği efradını cami, ağyarini mani dökümanlar hazırlanmalı ve gönderilmelidir.
5-Lise ve ortaokul din kültürü öğretmenleri ayrı gruplar halinde seminer dönemlerinde bu konuda eğitim almış kişiler tarafından bilgilendirilmelidir.
6-Orta okul öğrencilerine ve lise öğrencilerine yönelik seviyelerine uygun kısa videolar hazırlanılmalıdır.

7- Bu konuda özel çalışması olanlardan ve çalışmalarından istifade edilmelidir.

 


NİYET HAYIR AKIBET HAYIR...

 Bundan yaklaşık 5-6 yıl önceydi. İmam Hatip Lisesini açık lise programından takip eden öğrencilerimizin meslek derslerini  yüz yüze almaları gerektiğinden, okulumuzda cuma günü akşam ve cumartesi günleri onlar için yüz yüze dersler veriliyordu. Ben de bazı derslerde görev almıştım.

O zamanlar büyük çocuğu orta okula giden müttekî bir bayan öğrencimizin derste anlattıkları beni çok etkiledi. Çünkü anlattığı, Talak suresindeki bazı ayetlerin tefsiri gibiydi.

Anlattığı şeyi aklımda kaldığı kadarıyla aktarayım. Özet olarak şöyle dedi bu öğrencimiz:

"Hocam! Biz kirada oturuyorduk. Eşim bir gün “ev alalım, kiradan çıkalım artık” dedi.(Eşi öğretmen). Az  bir birikimimiz vardı. Eşime evi nasıl alacağımızı sordum. Kredi çekerek alabileceğimizi söyledi.

 Ben faize karşıyım. Gerçi eşim de karşıdır ama başka türlü ev sahibi olamayız diye böyle düşünüyordu.

Ben, faizle alınacak evi istemediğimi, kirada oturmamızın faizle almaktan daha hayırlı olduğu görüşünde olduğumu söyledim. Faizle alınacak ev istemediğimi kesin bir biçimde belirttim ve bu konuda ağırlığımı koydum. Ben kesin kararımı verince eşim de sağ olsun ısrar etmedi.

Aradan biraz zaman geçti ev sahibemiz bayan evimize geldi. Evi satmak istediklerini istersek evi  bize satabileceklerini söyledi.

Ben bu düşüncesinden dolayı teşekkür ettim. Evi peşin alacak yeterli birimimizin olmadığını söyledim.

Ev sahibemiz peşin ne kadar çıkarırsak kabul edebileceklerini üstünü bütçemize göre taksit yapabileceklerini söyledi. (Muhtemelen eşiyle öyle konuşmuşlar)

Teklif bizim için çok uygundu. Netice, bir araya geldik, konuştuk, anlaştık ve elhamdülillah tek kuruş faize bulaşmadan ve ödemelerde zorlanmadan ev sahibi olduk.

Ayrıca başka eve taşınma ve orası için yapılacak ekstra masraflardan da kurtulmuş olduk."

Niyet hayr akıbet hayr diye buna denilir.

Bu kardeşimizin tavrı ve bu konudaki yaşadıkları beni aşağıdaki ayetleri tekrar düşünmeye sevk etti

... Kim Allah'a karşı gelmekten sakınırsa Allah ona bir çıkış yolu açar.

Onu beklemediği yerden rızıklandırır. Kim Allah'a tevekkül ederse, O kendisine yeter. Şüphesiz Allah emrini yerine getirendir. Allah her şeye bir ölçü koymuştur. (Talâk suresi : 2-3)

Daha sonra bir vesile ile evlerine misafir olmuştum. Evlerinin yeri  gayet güzel ve içi ferah bir ev. Rabbim ailesiyle birlikte mutluluk ve huzur içerisinde yaşamayı nasip eylesin.

Ne mutlu kafası net ve hayatı istikamet üzere olanlara...

 Ali USLU        18/06/2021     TAVŞANLI


ÇAM DEVİRMEK

 Yıllar önce bir çay bahçesinde çay içip sohbet ediyoruz. Arkadaşlar var, arkadaşların arkadaşları var. Yani bulunanların hepsi birbiriyle samimi değil. Belki şahsen tanışıyorlar o kadar.

Söz bir ara siyasete geliyor. Birisi diyor ki (Ecevit ve Demirel’i ima ederek)

"Arkadaş! çocuğu olmayan çocuk kıymetini bilmez. Bu adamların çocuğu yok bunlar milletin çocuklarının derdini, kıymetini bilmezler."

Orada yıllardır çocuk sahibi olmak için çareler arayıp henüz çocukları olmamış bir tanıdığım var. Çaktırmadan ona bakıyorum. O kadar rahatsız oluyor ki. Bir şey söylemiyor, söyleyemiyor...

Ben hemen mevzuyu değiştiriyorum, durumu kurtarmaya çalışıyorum. Fakat arkadaşın rahatsızlığı devam ediyor. Kısa bir süre sonra bir şeyi bahane ederek müsaade istiyor, ve ayrılıyor.

Bu tür olaylara tam anlamıyla "çam devirmek" deniliyor.

Konuşulan mevzunun doğruluğu yanlışlığı da ayrıca tartışılır ve bence hiç de isabetli bir görüş değil.

İsabetli bir görüş bile olsa konuşurken birilerinin bu konuşmadan rahatsız olup olmayacağını da hesap etmemiz en azından bir insanlık görevidir.

 


MUSTAFAYA SELAM SÖYLE- UNUTAMADIĞIM HATIRALARDAN

        SELAM SÖYLE MUSTAFA'YA   
Yıl 1988 şubat tatili.Diyanet İşleri Başkanlığının organize ettiği umre ziyareti için bir otobüs öğrencinin başında yola çıktık.
Güzegahımız üzerindeki bazı yerleri ziyaret ederek  Medine sonra Mekkeye gideceğiz.
Yurt içinde Konya, Tarsus, Urfa ziyaret yerlerimiz
Yurt dışında İse Musul, Bağdat, Kerbela var. Sonra birer hafta Mekke ve Medine.
Tarsusa sabahleyin vardığımızda 86-87 yıllarında çalıştığım Endüstri Meslek Lisesine vardık. Sağ olsunlar  idareciler bize misafirperverlik gösterip öğrencilerimize yemekhanede güzel bir kahvaltı verdiler.
    Ben de o sırada oradaki dostlarımı arayıp kısa süreliğine Tarsusta olduğumu bildirdim. Arzu ederlerse gelebilecekleri yeri belirttim. Çok geçmeden bazı dostlarımız geldiler. Hoş-beş edip hasret giderdikten sonra bie arkadaş. Medine'deki Mustafa'ya selam söyle dedi. Kim bu Mustafa dedim. Peygamberimizden bahsetse bu şekilde bahsetmez daha saygılı konuşurdu.
Arkjadaşımız Mustafa var ya Medineye çalışmaya giden. Yine tanıyamadım. Sonra araştırırken anladım kiBen 86 da Tarsusta göreve başlamadan Medineye gitmiş bir arkadaşmış.Bu durum anlaşılınca o arkadaş. "İyi bakalım görürsen selamımızı söylersin" dedi. Ve aleyküm selam dedim. O zamanlar cep telefonları yok. Musatafa'nın adresi de yok arkadaşlarda.    
   Neyse biz planladığımız biçimde ziyaretlerimizi yaparak  Mekke'ye vardık Unremizi yaptı ziyeret yerlerini ziyaret ettik Medineye döndük. Orada da ziyeret yerlerini ziyaret ederek Mesci-i Nebide namazlarımızı kılarak geçirdik. Son günmüydü yoksa son günden bir gün öncemiydi hediyelik hurma almak için yatsı namazından sonra hurma pazarına gidiyoruz öğrencilerle. O zamanlar Mescid-i Nebi şimdiki gibi büyük değildi Mescidin kenarlarında küçük hediyelik dükkanları vardı sonro boş araziden geçip hurma pazarına gidiliyordu.
Şimdilerde o dükkanların olduğu yerler hatta daha ilerisi Mescide veya avlusuna dahil edilmiş. Hurma pazarıyla Mescidin arası dükkanlarla ve otellerle doldurulmuş.
   Biz tarif üzere boş arazide ay ışığında giderken arkadan bir kiş türkçe gurbet türküsü çekmiş geliyor. İster istemez dönüp bakıyoruz arapların giydiği entari giymiş bir kişi. Bizim baktığımızı görünce selam veriyor aleykümselam diyoruz. Nerelisiniz diye soruyor. Kütahyalıyız. Siz nerelisiniz. Tarsusluyum. İsminiz ne? Mustafa
Sehaddin hocayı ve şunları tanırmusun
Evet tanırım arkadaşımdırlar.
Onların sana selamı var. diyorum. Ve olan biteni anlatıyorum.
Bize mihmandarlık yapıyor orada hurma konusunda bize yol gösteriyor ve toplu alacağımız için pazarlık yapıveriyor.

AT İZİ İT İZİNE KARIŞTIĞINDA...

*Derviş! ne düşünüyorsunuz? Hiç konuşmuyorsunuz da…

-Konuşmak kârlı değilse susmak daha iyidir kardeşim. En azından zarar etmeyiz.

Eskiden de at izi it izine karışırdı çok kereler.

Lakin bilgi kanalları arttıkça doğru bilgi, doğruya yakın yanlış bilgi, yarısı doğru yarısı yanlış bilgi ve tümü yanlı /yanlış bilgiler birbirine karışır oldu.

Tabiri caizse, sadece at iziyle it izi bir birine karışmıyor artık. Kuzu izi kurt izine, kartal izi tavuk izine, ceylan izi aslan ve tilki izine, insan izi ayı izine karışmış. Yılların tecrübeli iz takipçileri bile işin içinden zor çıkarlar.

*Peki ne yapalım o halde?

-Peygamber Efendimizin bir hadisini ezberlemiştim fakülte yıllarında. Mealini söyleyeyim:

“Ümmetimin fesada uğradığı bir zamanda benim sünnetime sarılana yüz şehit sevabı vardır”

Burada şunlara dikkat edilirse güzel olur kanaatimce:

Birincisi, Bu ödül peygamberimizin bir sünnetini yapana değil O’nun sünnetine sım sıkı sarılana (temessük edene) veriliyor. Buradaki sünnete sarılmak peygamberimizin yoluna uymak demek. Çünkü sünnet kelimesinin buradaki anlamı yol demektir. Yani ibadetlerinden olaylar karşısında gösterdiği tavıra kadar her konuda O'nun yoluna uymaya çalışmak. Tabii, O’nun ahlakının Kuran olduğunu da hiç unutmadan.

İkincisi bu işi yapmak ve devam ettirmek çok zor bir iş olduğunu ödülün büyüklüğünden anlayabiliriz. Çok büyük bir azim ve gayret gerektirir. Çünkü fesat zamanında çevremiz ayartıcılarla doludur.

Mesela Onun tavsiyelerinden birisini konuyla alakalı olduğu için bildireyim.

Efendimiz buyurmuşlar ki: “Her işittiğini başkasına aktarması o kişiye yalan (günahı) olarak yeter”

Bu hadis-i şerifin uygulama alanlarını zamanımızın bilgi edinme yollarını da düşünerek bulmaya çalışalım. Uygulaması büyük bir titizlik gerektirir değil mi?

MANŞET!

İNSANI ÖZGÜRLEŞTİREN İKİ CÜMLE.

  Allahu Ekber" - Allah en büyüktür, Allah tek büyüktür" Sözüne iman etmiş kimseler için artık diğer tüm büyükler(!) (büyüklük tas...