DERVİŞİN GÖRÜŞÜ

Derviş, uzun zamandan beri görmediği arkadaşıyla yolda karşılaşınca ikisi de birbirlerini özlediklerini fark ettiler.
Arkadaşı:
"Vaktiniz müsaitse uygun bir yerde oturup bir şeyler içelim. Bu vesile ile biraz da sohbet ederiz" dedi. Derviş teklifi kabul etti. Beraberce çay bahçesine gittiler. Gelen garsondan kahve istediler. Biraz geçmiş hatıralarından bahsettiler. Sohbetin konusu günümüze gelince arkadaşı toplumdaki ahlaki çöküntüden örnekler vererek dert yandı. Bunların nasıl düzeleceğini sordu.
Derviş, gelen kahvesinden bir yudum aldıktan sonra dedi ki:
"Bak değerli arkadaşım! Söylediğiniz şeylere katılıyorum. Özellikle değerlerimizin erozyona uğradığını ben de müşahede ediyorum. Fakat bunlar toplumun bozulmasının sebepleri değil sonuçlarıdır. Şöyle bir örnek vereyim: Kasaptan aldığımız eti uygun şartlarda muhafaza etmediğimizde et koku yaymaya başlar. Müdahale edilmezse kokusu çok iğrenç bir hale gelir. Bu koku etin bozulmasının sebebi değil sonucudur.
Bu örnekteki gibi, toplumda bizim gördüğümüz bazı olumsuz şeyler de bu koku gibi bir sonuçtur. Dolayısıyle alınacak tedbirleri sonuçlara göre değil sebeplere göre almak daha mantıklı olacaktır. Yani etin bozulmaması için neler yapılması gerekiyorsa onu yaptığımızda et bozulmaz ise Toplumun değerlerini bozan şeyler üzerine yoğunlaşmalı ve ona uygun projeler üretmeliyiz."
İkisi de sustular. İkisi de biliyorlardı ki, bu konuda ailelere düşen görevler vardı. Devlete düşen görevler vardı. Topluma düşen görevler vardı. Okullara düşen görevler vardı. Medyaya düşen görevler vardı. Özellikle toplumdaki ve medyadaki bu konudaki farklı görüşlerin ikisi de farkındaydı.
Derviş devam etti:"Bizim için daha önemlisi şudur: "Bu konuda biz üzerimize düşen sorumluluklarımızı yerine getirebiliyor muyuz? Yoksa şikayet ederek kendimizi rahatlatıp, kendi görevlerimizi de başkalarından mı bekliyoruz?"

İNSAN ÇOK ENTERESAN BİR VARLIK KARDEŞİM.

Yaptıklarına çabuk alışır ve hep biraz fazlasını ister.
Mesela:
Çok uyuyan kişinin git gide daha çok uyuyası gelir.
Kişi tembelleştikçe her gün biraz fazla tembelleşir.
Yemeyi artırdıkça daha da artırır iyice obez olur.
Nafile ibadetlerden uzaklaştıkça git gide nafile ibadetler zor gelmeye başlar. Hatta farzlar bile zor gelir.
Namaz için bir şeyleri bahane edip camiye gitmeyi azalttığında, cemaate gitmek zor gelmeye başlar ve giderek azalır.
Dini sohbetlere devam eden kişiler bir şeyleri bahane edip gitmediğinde ertesi hafta gitmek iyice zorlaşır.
Bunun tersi de olur.
Çalıştıkça daha çok çalışası gelir.
Yemeği azaltıp diyet yaptıkça daha çok azaltası gelir.
İbadet yaptıkça daha fazla nafile ibadetler yapası gelir.
Namazlarını camide kılmak için gayret gösterdikçe git gide bu gayreti artar.
Uykuyu azalttıkça daha da azaltası gelir.
İyilik yaptıkça daha çok yapası gelir.
Okudukça daha çok okuyası gelir.
Yazdıkça daha çok yazası gelir.
Spor ve hareket yaptıkça daha çok yapası gelir.
Demem o ki, kişi kendini bırakmamalı, zor da olsa doğru olanı yapmaya çalışmalı ki bu durum bir müddet sonra kolaylaşacaktır inşaallah.

CAM KIRIKLARI

   Derviş, yolda yürürken şayet acele bir işi yoksa, yolda gördüğü şişe, şişe kırıkları, çivi gibi zararlı şeyleri alıp uygun yere bırakırdı. Bunu uzun zamandan beri alışkanlık haline getirmişti.

Yine bir gün yolda yürürken, yol kenarında kırılıp bir kaç parçaya bölünmüş maden suyu şişesi gördü. Küçük parçaları şişenin kırılmayan bölümüne koydu. Etrafına bakındı atacak çöp konteyneri bulamayınca şişe elinde olduğu halde yürüdü. "Önüme gelen konteynere atarım" diye düşünmüştü.

Derviş'in yaptıklarını gören bir tanıdığı arkasından yetişerek selam verdi.

"Ve aleykümselam" dedi derviş. Adam istihzâ karışık bir espriyle dervişe takıldı:

"Arkadaş! gördüğüm kadarıyla temizlik işçilerine iş bırakmıyorsun. Söyleyelim de belediyeden maaş bağlasınlar bari..."

Derviş espriye gülmedi. Yumuşak bir ses tonuyla cevap verdi:

"Peygamber Efendimiz, yoldan geçenlere zarar verecek şeyleri yoldan kaldırmanın sadaka olduğunu söylemişler ve müminleri buna teşvik etmişlerdir. Peygamber Efendimizin tavsiyesini uygulamak ne zamandan beri istihza ve espri konusu oldu acaba? "

Sonra devam etti:

"Bak arkadaş! Birisi içtiği maden suyu şişesini çöpe atmak yerine buraya bırakmış. Belki burada kırmış, belki başka birisi onu kırmış. Yapılanlar hoş şeyler değil. Keşke, boş şişelerin buraya bırakılmayacağını veya yoldaki şişelerin kırılmayacağını çocuklarımıza / insanımıza öğretebilseydik...

Bu kırık cam parçaları buradan geçen bir hayvanın ayağını kesebilir. Üzerine düşen bir çocuğun dizini veya kolunu kesebilir. Bu çocuk senin bir yakının da olabilir... Bu sebeple bunları zararsız hale getirmek bizim bir insanlık görevimiz olsa gerektir. Elbette bunları temizlik görevlileri alırlar. Ya onlar almadan birileri bundan zarar görürse bundan biz rahatsız olmaz mıyız?

Adam hiç bu şekilde düşünmemişti. Söylediği şeyden dolayı pişman olmuştu. Dervişe teşekkür ederek ayrıldı. Giderken kendi kendine "Bu günkü dersimizi almış olduk elhamdülillah" diye mırıldanıyordu.

PROF. İSMAİL CERRAHOĞLU HOCAMIZIN ŞAHİT OLDUĞU BİR OLAY


 Hocaların hocası Prof. İsmail Cerrahoğlu hocamız bir kaç gün önce 93 yaşında vefat ettiler. Allah Teala rahmet eylesin. Ankara İlahiyat Fakültesinde öğrenci iken Tefsir Usulü dersimize girmişti. Öğrencilerin sevdiği ilmi ile amil bir hocamız idi.

Derste anlattığı bir anısını sizlerle paylaşmak istedim. Anlattığı olay özet olarak şöyleydi:

Hocamız, Medine-i Münevvere'de bir caddede yürürken  birbirleriyle tartışan (Arapça konuşan) iki kişiye rastlamış. Tartışanların ses tonları git gide yükselmiş ve birbirlerine bağımaya başlamışlar. Bu arada yumruklar sıkılmış.Tartışma kavgaya dönmek üzere iken oradan geçen bir kişi yüksek sesle "Sallû alâ Rasûlinâ Muhammed" demiş. Bu sözü duyan o iki kişinin ikisi de bir anda 180 derece dönüp "Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed" diyerek hızla birbirlerinden uzaklaşmışlar. Bu durum hocamızın çok dikkatini çekmiş.

 Hocamız demişti ki: "Sallû alâ Rasûlinâ Muhammed" diyen şahıs, muhtemelen "Siz Peygamberimizin huzurundasınız, veya Onun beldesindesiniz, utanmıyormusunuz Onun huzurunda sesinizi yükseltmeye ve kavga etmeye" demek istedi" Bunu duyan iki mümin de Peygamberimizin hatırına tartışmayı ve kavgayı bırakıp oradan hızla uzaklaştılar" 

Peygamber Efendimize olan sevgi ve saygı müminlerin davranışlarına ne kadar etki ediyor diye bu olay benim de çok dikkatimi çekmiş ve etkilemişti.

Allah Teala Hocamıza rahmet eylesin. Ahirette Peygamber Efendimize komşu eylesin. Bizlere de Peygamber Efendimizi layıkıyla sevmeyi ve yolundan gitmeyi nasip eylesin.


NASİHATLER-1

 NASİHAT-1 

*-Hocam! Bana nasihat edermisiniz?

-Estağfirullah kardeşim.Madem böyle bir talebiniz oldu başta kendi nefsime olmak üzere şunları diyebilirim; Hiç bir zaman büyük konuşmayasın!...

*-Başka bir öğüdünüz???

-Daha önceki bilerek veya bilmeden de (farkında olmadan) olsa yaptığın (bildiğin-bilmediğin) tüm büyük konuşmaların ve  kibir sayılacak davranışların için tevbe et.

İnsanın başına dert açan en önemli şeylerden birisi büyük konuşmalarıdır.

Bu gün yaptığın böyle bir hata belki kırk sene sonra başına dert açabilir.

***

NASİHAT-2

-Hocam! Bana nasihatte bulunur musunuz?

-Estağfirullah kardeşim. Ben size nasihatte bulunmak yerine, Peygamber Efendimizin bizlere yaptığı nasihati özet olarak, hem kendime hem de size hatırlatmış olayım:

"Ya hayır konuş(iyi/güzel şeyler söyle); ya da sus"

Eğer bu nasihate uyarsak dünyada ve ahirette bir çok problemden emin oluruz inşaallah.

 ***

NASİHAT-3

*-Bizlere hem dünyada hem de Ahirette kazandıracak en karlı işlerden birisi nedir biliyor musun kardeşim?

- Nedir hocam?

*- (İmkanı olanlar için) Ana- baba duası almaktır.

***

NASİHAT-4

*-Çare nedir biliyor musun kardeşim?

-.....

*-Gönülden tevbe etmek ve istiğfara devam etmek...

-Neyin çaresi bu hocam?

*-Maddi ve manevi bir çok problemin çaresi...

 ***

-Hocam!

Bana, kısa ve öz, nasihat verebilir misiniz? Uzun öğütler aklımda pek kalmıyor da....

*-Ahirete inanıyor musun?

- Tabii ki inanıyorum...

*- O halde Ahirette hesabını vereceğini düşünerek hareket et.

***

-Hocam!

Çekindiğiniz en önemli şeyler nelerdir?

-Çok var kardeşim. Ama bir tanesini söyleyeyim. BÜYÜK KONUŞMAK...

Büyük konuşmalar kişinin başına büyük badireler açarlar. Hatta düşüncesi bile olumsuz yönde etkiler bazılarını. Mütevazilik ve istiğfara devam etmek bir çok belayı önleyebilir.

***

Bak kardeşim.

Yaptığımız şeyler (sözlerimiz, yazılarımız, davranışlarımız, tavırlarımız, derslerimiz, yardımlarımız, işlerimiz, vb.) çok güzel ve çok faydalı bile olsa, eğer "sâlih amel" kapsamına girmiyorsa ahirette bir faydası olmaz.

 

 

 


NASİHATLER-2

 -Hocam bana nasihat eder misiniz?

-Değerli kardeşim yaptığın tüm şeyleri niçin yaptığını düşünerek yapmanı tavsiye ederim.
*Yaptığın şeylerin mantıklı bir izahı var mı? bir daha düşün.
*"Herkes böyle yapıyor onun için" diyorsan bunun ne kadar mantıklı olduğunu tekrar düşün.
*-Sen ahirete inanan bir müminsin. Bu davranışın ahirette kaybettirecekse tekrar gözden geçirmeni tavsiye ederim.
***

-Hocam! bana nasihat eder misin?

*-Değerli öğrencim, sana akılda kolaylıkla kalacak bir şey söyleyeyim, hayatın boyunca bunu uygulamaya çalış.

Malından, infak et, ikram et, fakat israf etme.

İnfak ve ikram Allah Teala'nın hoşlandığı, israf  ise hoşlanmadığı bir davranıştır.

İnfak ve ikram kişiyi cennete yaklaştırırken israf cennetten uzaklaştırıp cehenneme yaklaştırır.

***

-Hocam! Bana nasihat eder misiniz?

*-Ölüm var kardeşim. Hem de hiç kimseyi ıskalamayan, yüzde yüz herkesin karşılaşacağı ölüm var... Sonra da hesap var.

-Biliyorum hocam...

*-Gerçekten biliyor musun?

-Evet hocam, biliyorum.

*-Gerçekten bir gün öleceğini ve sonra da hesap vereceğini biliyor musun? Bunun idrakinde misin? Bunun bilincinde misin?

"Bunun idrâkinde olanların ayrı bir nasihate ihtiyacı olmaz" diye düşünmüştüm.

 

TİCARİ NAMUS NEDİR? VEYA NE KADARDIR?

Ticaretle uğraşan yakınlarımdan birisi, yıllar önce, ticaret için gittiği şehirlerden birisinde, bir yerlerde otururken bir şahısla tanışmışlar. Şahıs güngörmüş/ bilge bir kişiye benziyormuş. Yakınımın ticaretle uğraştığını öğrendiğinde sormuş:
-Beyefendi bir tüccarın ticari namusu nedir? Ne kadardır?
Bizimki cevap vermiş: "Hile yapmamaktır. Malı zamanında teslim etmektir. Parayı günü geldiğinde ödemektir v.b."
Adam demiş ki: "Bir tüccarın ticari namusu sermayesi artı mal varlığıdır. Ve tüccar ancak mal varlığı kadar ticari anlamda namuslu olur."
Bizimkisi biraz şaşırmış tabi ki.
Adam anlatmaya devam etmiş:
Diyelim ki siz bir yerden veresiye mal aldınız ve onu veresiye sattınız. Sattığınız şahsın başına olumsuzluklar geldi parayı size ödeyemedi. (Veya işleriniz ters gitti mal heder oldu) O durumda siz ne yapacaksınız? Şayet yeterli sermayeniz yoksa borcunuzu nasıl ödeyeceksiniz?
Bu durumda eğersiz dürüst ve namuslu bir kimse iseniz alacaklınıza şunu diyebilirsiniz:
"Beyefendi başıma şu haller geldi bu sebeple size olan borcumu zamanında ödeyemedim. Fakat benim arsam var, arabam var, evim var, bahçem var... yani her ne var ise ben bunları satıp size olan borcumu ödeyeceğim bana biraz müsade edin.
Bu durumda karşıdaki kişi size müsade eder. Siz de elinizdekileri satıp borcunuzu ödersiniz. Peki mal varlığınız da yoksa istediğiniz kadar dürüst olsanız bile borcunuzu ne ile ödeyeceksiniz?
Diyelim ki, sizin yüz milyar borcunuz var. Mal varlığınız elli milyar. İstediğiniz kadar dürüst de olsanız elli milyarı nasıl ödeyeceksiniz? Demek ki sizin ticari namusunuz elli milyar imiş.
Yani kişinin ticari namusu sermayesi artı mal varlığı kadardır."
Adamın bu konuşması yakınımın çok hoşuna gitmiş ki bana bir kaç kez bu olayı anlattı. Benim de genel manada hoşuma gitti. Ben de sizlere aktarayım dedim. Belki okuyanlardan birilerine faydası dokunur.

MANŞET!

İNSANI ÖZGÜRLEŞTİREN İKİ CÜMLE.

  Allahu Ekber" - Allah en büyüktür, Allah tek büyüktür" Sözüne iman etmiş kimseler için artık diğer tüm büyükler(!) (büyüklük tas...