AJANLAR ÜLKEMİZDE NELER YAPAR

 Görevi ülkemizi karıştırmak ve mümkün olduğunca zayıflatmak, güçsüz duruma düşürmek olan,Türkçeyi ve Türkiyeyi çok iyi bilen bir ajan sizce neler yapar?

Ben biraz düşündüm, ülkemizin hassas, kırılgan yerleri nerelerse oralar üzerinde yoğunlaşır oraları kaşır? Mesela:

*Türk- Kürt meselesi kaşınabilir

*Alevi - sünni meselesi kaşınabilir.

*Dindar- sekülerler, dindarlık- laiklik meselesi kaşınabilir.

Bunlar üzerinde çalışmak bu meseleleri kaşımak için muhtemelen önce şunları yapar:

* Önce gerek yurt içinde gerek yurt dışında pek çok sahte sosyal medya hesapları açar. Sonra faaliyet yapacağı hedef kitleye uygun profil resmi ve takma isimler oluşturur. Mesela:

Bir tanesine PKK  lıların kullandığı yüzünün bir kısmı kapalı fotoğraf koyar. Oradan Kürtlerin haklarıyla ilgili, onlara haksızlık yapıldığıyla ilgili yalan yanlış paylaşımlar yapar. Bu arada devlete ve Türklere de hakaretler eder.

Bir tanesine Türk bayrağı fotoğrafı koyarak Türk milliyetçisiymiş gibi görünüp Kürtlere hakaretler paylaşır.

Bir tanesine sarıklı bir fotoğraf veya kelime-i tevhid yazılı bayrak koyar. Dini paylaşımlar yapar. Özellikle dindar olmayanları tahrik edecek, onları dindarlardan nefret ettirecek paylaşımlar yapar. Onlara hakaretler eder.

Bir tanesine  laikliği temsil eden fotoğraf koyar dindarlara, dine , dince kutsal sayılan değerlere hakaretler eder.

Bir tanesine aleviliğin simgelerinden ucu çatal kılıç  resmi veya Hz. Ali'nin sonradan çizilmiş hayali resmini koyar, oradan sünnilere hakaretler eder. Alevilerin haklarının yendiğine dair paylaşımlar yapar.

Bir tanesine yine dindarlığın simgelerinden bir fotoğraf koyup alevilere, şiilere hakaretler eder. Yine sahte hesaplarla paylaşımlarının altına ortalığı kızıştıracak mahiyette yorumlar yapar.

Sonra gülerek seyreder. Çünkü her kesimden heyecanlı tipler bu paylaşımların altına lehte veya aleyhte yorumlar yazar, karşı tarafa hakaretler eder. Bu durum içten içe toplumdaki bazı kişileri diğerlerine karşı keskinleştirir. Onlara karşı olumsuz duygu beslemekten nefrete kadar varan bir ruh hali oluşturur.

Bir de ne kadar fazla yorum olursa o kadar fazla kişiye ulaşır. 

Bu arada bir not düşeyim: Benim paylaşımlarım istatistiklerine baktığımda genelde 1500 ile 6000 arasında  "görüntü" alır. Geçenlerde bir mevzu sormuştum, iş tartışmaya döndü yorumlar, yorumlar...  kısa zamanda 210 000 görüntülenmiş. Hiç tanımadığım kişilerin ilginç yorumları, su-i zanda bulunmalar falan. Hemen paylaşımı kaldırdım. Demem o ki, tartışmalı paylaşımlar hiç tahmin edemeyeceğimiz yerlere kadar ulaşıyor.

Elbette ajanların çok karmaşık faaliyetleri de vardır yukarıda saydığımız muhtemel şeyler hiç risk taşımayan, masraf istemeyen en basit ajanlık faaliyetleridir. 

Başka neler yapabilirler? 

Nasıl ki binanın sağlamlılığı binanın direklerinin ve kolonlarının sağlamlığına bağlıdır. Toplumun sağlamlılığı da onu ayakta tutan milli ve manevi değerlerimizin gücüne bağlıdır. Çeşitli bahanelerle milli ve manevi değerlerimizi itibarsızlaştırma için yapılan faaliyetler binanın direk ve kolonlarına yapılan müdahale gibidir.

Bizler sosyal medyadaki paylaşımlara hemen inanır ve altına yorumlar yaparken dikkat etmezsek ajanların yaktığı ateşe odun taşımış olabiliriz.

09,03,2026   Ali USLU - TAVŞANLI

ÖĞRETMENİN BIÇAKLANMASI /ÖLDÜRÜLMESİ ÜZERİNE...

ÖĞRETMENLERİN BIÇAKLANMASI /ÖLDÜRÜLMESİ ÜZERİNE...
Değişik kademe ve değişik okullarda çalışmış emekli bir eğitimci olarak bu konudaki görüşlerim şunlardır:
Okullardaki bu tür müessif olayların en önemli sebebi, zorunlu 12 yıllık kesintisiz eğitimdir.
Okumak istemeyen çocukları zorunlu olarak okula getirmek hem onlara zulüm, hem sınıf arkadaşlarına zulüm, hem öğretmenlerine zulüm, hem de bu topluma zulümdür.
Öğrenciye zulümdür. Çünkü: "Zorla güzellik olmaz" fehvasınca zorla okula getirilen çocuk okuldan ve derslerden sıkılır. Okuldan istifade edemediği gibi, o zaman aralığında öğrenmesi gereken diğer mesleklerden de mahrum kalır.
Arkadaşlarına zulümdür. Çünkü:
Okumak istemeyen öğrenci derslerde bir varlık gösteremez. Kendini göstermek kendinden bahsettirmek için akran zorbalığına başvurabilir, çete oluşturarak arkadaşlarına zarar verebilir. Dersleri sabote ederek arkadaşlarının dersleri anlamasına engel olabilirler.
Öğretmene zulümdür.Çünkü:
Okumak istemeyen çocukları normal öğrencilerin çekindiği şeylerle korkutamazsınız. Notlardan düşük almak, zayıf almak onlar için önemli değildir. Disiplin cezası, ki -en ağırı örgün eğitimden çıkarmaktır- onlar için bir ödül mahiyetindedir. Dayak zaten yasak, ki yasak olmasa bile delikanlı çocuklarla herkes baş edemez. Bu sebeple öğretmen bu çocuklar üzerinde hakimiyet kuramaz, sınıfta otorite boşluğu oluşur. bilgisini sınıfa istediği biçimde aktaramaz, enerjisinin çoğunu sınıf sükunetini sağlamaya harcar. Bu esnada bu tip bazı öğrenciler öğretmene kafa tutarlar, çok nadir de olsa öğretmene şiddet uygalayanlar da olur.
Bu gibi durumlar onun manevi tatmin duygusunu olumsuz anlamda etkiler, mutsuz olur, hatta öğretmenlikten bıkanlar olur.
Topluma zulümdür.Çünkü:
Toplumun vergileriyle yürüyen eğitim öğretim faaliyetleri istenilen sonuca ulaşamadığı için bu manada masrafların bir kısmı boşa gitmiş olur. Ayrıca bu tür öğrencilerin kötü alışkanlıkları diğer öğrencilere nispetle daha fazladır. Bunlar bazen normal öğrencileri kandırarak, kendine uydurarak onların da kötü alışkanlıklar edinmesine sebep olabiliyorlar. Kendilerine uygun yerlerde istihdam edilseler kendisine ve topluma faydalı olabilecek bireyler, zorunlu eğitim sebebiyle bazıları hem okulda hem okuldan sonraki hayatında problemli bireyler olarak toplum içerisinde yasamaya devam ediyorlar. Toplum bunların olumsuzluklarıyla da uğraşmak zorunda kalıyor.
Tabii bu durum tek sebep değildir, mutlaka başka etkenler de vardır. Fakat benim tesbit edebildiğim en önemli sebep budur.
Sosyal medyadaki bu tür haberlerin yorumlarında bir çok kişi çocuk eğitiminin ailede başladığından vb bahsediyorlar ki haklılar. Fakat problemin kaynağı aile ise bu durumda ne yapacağız?
Zannedersem her aile normal olarak görülüyor. Durum hiç de öyle değil... Öyle aileler var ki ha var, ha yok... Öyle aileler de var ki onların verdiği yanlış eğitimi düzeltmek, çocuğun olumsuz davranışlarını sıfır noktasına getirmek bile zaman alıyor.
Ben bu konuda bildiklerimi paylaştım.. Çünkü bu konuda elimden ancak bu geliyor.
Ölenleri geri getiremeyiz fakat gelecekte yaşanması muhtemel bazı olumsuz vakaları önleyebiliriz.
Bu vesile ile genç yaşında hayattan koparılan öğretmenimize Allah Teâlâ'dan rahmet, yakınlarına sabırlar diliyorum. Yaralanan öğretmen ve öğrenci kardeşlerimize de şifalar diliyorum.
04/03/2026 Ali USLU -TAVŞANLI

GOCA GAVUR

 GOCA GAVUR

Rahmetli babam, ABD, Rusya, İngiltere gibi emperyalist devletlerden bahsederken "goca gavur" derdi.

Evet, her zaman yaptığı gibi goca gavur yine gavurluğunu yapıyor.

Bunların müdahale / işgal için her zaman bir bahaneleri vardır;

Özgürlük, insan hakları, demokrasi... gibi.

Allah Teâlâ zulümlerini kendi sonlarına vesile kılsın..

Ali USLU

AKIL PAMUK İPLİĞİ İLE BAĞLIYMIŞ

 Kim olduğunu unuttum, fakültedeki hocalarımızdan birisi "Aklınıza fazla güvenmeyin. İnsanın aklı pamuk ipliği ile bağlıdır" demişti. Bu söz hep aklımda kaldı.

Malum pamuk ipliği pek sağlam değildir, zora geldiğinde kopma ihtimali oldukça fazladır.
Ne zaman bir intihar vak'ası duysam bu söz aklıma gelir. Allah Teâlâ aklımızı almasın.
Yakın çevresinde psikolojik problemi olanlar lütfen daha dikkatli olsunlar. Çünkü onların pamuk ipliği biraz daha hassas ve biraz daha yıpranmış oluyor.
Bir de çevremizdekilerin, maiyetimizdekilerin psikolojisini olumsuz anlamda etkileyecek, bozacak söz ve davranışlardan uzak duralım.
Bazen bir söz, bir tavır insanı hayata bağlarken bazen de ters bir söz, ters bir tavır kişiyi hayattan koparır.
Öfkenin belli dozajdan sonrası da aklı gideren bir durumdur. Öfke sebebiyle kişiler hem kendilerine hem çevresine zarar verebilirler. Onun için öfkemizi kontrol etmek ve çevremizdekileri öfkelendirecek şeylerden uzak durmak da önemlidir.
24/02/2026 Ali USLU - TAVŞANLI

CAN-U GÖNÜLDEN ŞÜKÜR

 Mahallemizde camiye gelip giderken tanıştığımız bir abi var, bir kaç senedir kanser hastalığı ile imtihan oluyor. Hastalığı bazen ilerliyor, bazen iyiye yakın oluyor. Camiye gelebilecek duruma geldiğinde namazlarını camide kılmaya çalışıyor.

Dün yatsı namazında yan yanaydık. Maske ile gelmişti. Ezan okunmaya başlayınca ellerini kaldırdı (çok yüksek olmayan bir sesle fakat ben duyabiliyordum) Ramazana kavuşturduğu için Allah Teala'ya (gerek duruşuyla, gerek ses tonuyla, söyleme biçimiyle) öyle can-u gönülden şükür etti ki, hayran kaldım.

Yatsıyı kılıp teravihe geçiş esnasında da aynı şekilde teravih namazını kılmasını nasip ettiği için şükür etti.

Düşündüm de, psikolojik olarak kendisini ölüme çok yakın hissetmek, acaba "önümüzdeki Ramazana kavuşur muyum" diye düşünmek, sonra o güzel günlere camiye gelebilecek kadar da olsa sağlıklı olarak ulaşmak ne kadar farklı bir duygudur... Rabbimiz abimize hayırlı şifalar ihsan eylesin.

Kendimize verilen nimetler konusunda ne kadar gaflette olduğumuzu bir kez daha anladım.

Rabbimiz cümlemizi gafletten uyandırsın. Nimetlerin farkına varmayı, bize verilen fırsatları en güzel biçimde (rızasına uygun olarak) değerlendirmeyi nasip eylesin.

19/02/2026   Ali USLU - TAVŞANLI



KAÇ YANLIŞ KAÇ DOĞRUYU GÖTÜRÜR ?

4 YANLIŞ BİR DOĞRUYU GÖTÜRÜR MÜ? 

Testli sınavlarında  4 yanlış veya 3 yanlış 1 doğruyu götürür. 

Bu durum sınavlarda böyle olsa da, günlük hayatta böyle değildir. 

Yaptığımız yanlışın büyüklüğüne ve muhatapların algılama durumlarına göre, bazen bir yanlış dört doğruyu, bazen kırk doğruyu, bazen daha fazlasını götürür. 

Dinimizin amele taalluk eden meselelerinde yapılan yanlışlar da bazı doğruları götürebilir.(Bakınız Hucurat suresi 1 ve 2. ayetler)

İtikadi manadaki yanlışların bazıları ise (mesela şirke girmek, veya  küfre /inkara girmek gibi) Allah  katındaki doğruluk namına yaptığımız ne varsa hepsini götürebilir.

Ve'l- hasıl çok dikkat etmek gerekir.

07/02/2026   Ali USLU

İYİ TARAFLARI DA VARDI

 Derviş, son vazifesini yapmak üzere tanışık olduğu, az da olsa aralarında hukukun bulunduğu bir kişinin cenaze namazına katılmıştı.

Namazdan sonra imam efendi cemaate sordu:

-Ey cemaat-i müslimin merhumu hal-i hayatında nasıl bilirdiniz?

Cemaatten bazıları "iyi biliriz" derken, bazıları sessiz kalmayı tercih ettiler. Derviş ise "Allah Teâlâ rahmet deylesin" dedi.

 İmam efendi bu sefer:

-İyiliğine şahitlik edermisiniz? diye sordu.

Cemaatten bazıları sessiz kalırken bazıları "iyi biliriz" diye cevap verdiler.

Derviş kendi duyacağı bir sesle "iyi tarafları da vardı" diye cevap verdi.

İmam efendi aynı soruları üç kez tekrarladı.

Her defasında derviş de aynı sözlerle karşılık verdi.

İmam efendi "merhuma hakkınızı helal edermisiniz?" diye sorduğunda cemaatten çoğu kimseler "helal olsun" diye cevap verirken derviş de kısık bir sesle "helal olsun" dedi.  Fakat bunu söylerken içinde tuhaf bir burukluk oluşmuştu.

MANŞET!

İNSANI ÖZGÜRLEŞTİREN İKİ CÜMLE.

  Allahu Ekber" - Allah en büyüktür, Allah tek büyüktür" Sözüne iman etmiş kimseler için artık diğer tüm büyükler(!) (büyüklük tas...