UMREDEN DÖNÜŞ/ UMRE NOTLARI-11

Dönüş günümüz yaklaştığında herkes eşyalarını valizlerine yerleştirdi. Fakat küçük öğrenciler eşyalarını valizlerine zor zahmet yerleştirebildiler. Gümrüklerde valizleri açtırıp eşyalar dağıtılırsa kolay kolay bu eşyalar toplanamaz diye düşündüm.  Öğrencilerin aldıkları hediyelikler o kadar çoktu ki otobüse nasıl sığdıracağız diye de endişe ettim. Zaten herkesin Mekke'de doldurduğu epey yekün tutan zemzemleri vardı. Alınan hurmalar, normal giyecek valizlerimiz, hediyelik eşyaların yerleştiği valiz ve koliler hakikaten çok fazla olmuştu.

Otobüslerimiz otelin önüne geldiklerinde lastiklerinin tümünün yenilendiğini gördük. Lastikler orada Türkiye ye göre oldukça ucuz olduğundan, giderken normal lastikle gidip orada değiştirmiş ve çıkanları orada bırakmışlar.

Eşyalarımızı otelden indirip büyük olanları otobüsün bagajlarına düzenli bir biçimde yerleştirdik. Otobüsün koridorlarını çocukların zor geçeceği bir biçimde doldurduk küçük eşyaları yukarılara koyduk. Çocukların aldığı kumaş türü şeyleri oturacakları koltuklara koydurduk. Bazıları ayaklarını koyacakları yerlere de eşyalarını koyarak bağdaş kurarak oturdular.

Aksaray'dan öğrenci getirmiş bir otobüse baktım eşyalarını bagaja koymuşlar artan bazı malzemeler de arka camın oralardaydı. Koridorlar  bom boştu. O zaman bizim Tavşanlının eşya konusundaki hırsını daha iyi anladım. Çünkü öğrencilerin aldığı şeylerin pek çoğu ailesi veya akrabaları tarafından sipariş verilen şeylerdi.

Medine'ye veda edip yola çıktığımızda gözümüzü Ülkemize diktik. Yollarda kısa ihtiyaç ve namaz molaları haricinde pek durmadık. İkinci şöförümüz Turgut abinin ayağı da nisbeten iyileştiği için uzun süreli yolculuk problem oluşturmuyordu.

Irak gümrüğüne girdiğimizde oradaki görevli evraklarımızı imzalamıyor resmen rüşvet istiyordu. Rüşvet olarak "müseccel" yani teyp istiyordu. Epey dil dökmemize rağmen adam imzalamıyor. Valizleri tek tek açtırıp kontrol etmeye kalksa zaman ve emek bir tarafa, çocukların o valizleri tekrar toplama ihtimali oldukça zordu. Bir de Irakta savaş devam ettiği için teyp, dürbün gibi bazı eşyaların Irak'a girişi zaten yasaktı. Kendi ülkemize girişi yasak olmadığından öğrencilerin çoğu teyp (kasetçalar) almışlardı. 

Aklıma bir fikir geldi.İsmail İsimli bir öğrenci seyyar satıcılardan çin malı bir teyp almış otele geldiğinde teybin çalışmadığını söylemişti. Değiştirmek için gittiğinde aldığı yeri bulamamış (veya adam yokmuş)ve bayağı üzülmüştü. İsmail'e arızalı teybin yakınlarda olup olmadığını sordum. Otobüsün üst rafında olduğunu söyledi. Onu alıp görevliye verdim. İmzayı atıp yola devam ettik. Durumu müsait olanlardan zaten ucuz olan teybin parasını toplayıp İsmail'e verdim. Allah Teala bizleri affetsin. Rüşvet vermek zorunda olduğum bu olay benim bu konudaki ilk ve son vukuatımdır. 

Daha sonraki yıllarda bir arkadaş Suriye üzerinden arabasıyla bir kaç arkadaşıyla birlikte hacca gitmişti. O arkadaş da geldikten sonra "bir daha arabamla gitmem arkadaş. Hacca sevap kazanmaya gittik ama kaç yerde rüşvet vermeden geçemedik. Eksik bir belge yok ama işini yapmayıp bekletiyorlar en sonunda lanet olsun deyip ufak tefek hediye mahiyetinde rüşvet verip işimizi yaptırabildik." demişti.

Irak'ta sık sık yol kontrolleri oluyordu.  Genelde otobüsteki sayı ile resmi listedeki sayıyı karşılaştırıyorlardı. Bir keresinde yine bir kontrolde görevli asker (kırk yaşlarında bıyıklı bir asker) listeyi istedi. Kontrol etti.İmza atacakmış gibi kalem istedi. Ben de oradan (burada bayağı pahalı, orada normal fiyata olan) sheaffer marka tükenmez ve dolma kalem seti almıştım. Tükenmez kalemi yanımdaydı. O kalemi verdim. Adam imza atacakmış gibi yaptı fakat atmadı. Niyeti başkaymış. Kalemi cebine koydu. Ne kadar istesem de vermedi. "El kalemu ındek" diyor. Kalemi verdim, kalem sende diyordu. Bu da bana ayrı bir ders oldu. 

Irak çöllerinden gece geçtik. Şoförlerimiz çölde durmanın çok tehlikeli olduğunu, duran arabalara pusuya yatmış bazı çetelerin hırsızlık amaçlı saldırılar düzenlediklerini bildirdiler. (Şoförlerin kendi aralarındaki yol muhabbetinden öğrenmişler) Bu sebeple bazı çocuklar ihtiyaç için ısrar etmelerine rağmen durmayıp akaryakıt istasyonuna kadar devam ettiler. 

Ülkemizin gümrüğüne girdiğimizde çok sevindik. Orada bandrol alınması gereken cihazlar için bandrol alındı. Valizleri açtırmadılar yoksa işimiz zordu.

Mola verilen yerlerde öğrenciler telefon kulübelerine koşuyor ailelerine nerede olduklarını haber veriyorlardı. Üç günlük yorucu bir yolculuktan sonra  çok şükür büyük bir problemle karşılaşmadan sağ salim Tavşanlı'ya geldik. Çoğu ilk defa ailesinden ayrılan öğrencilerle aileleri doğal olarak birbirlerini özlemişler. Sarılma faslından sonra eşyaları indirdik. Herkes eşyasını ayırarak ailesine veriyor onlar da arabalarına koyuyorlardı. Eşyalarını yükleyen aileler çocuğunu da alarak gittiler.

Sadece iki öğrencinin babası bize hoş geldin deyip öğrencileriyle ilgilendiğimiz için teşekkür ettiler. Diğerlerinin aklına gelmedi zannedersem. Bu da benim için unutamadığım bir hatıra oldu.

Rabbim oralara gitmek isteyen kardeşlerimize en hayırlı şekilde gidip gelmeyi nasip eylesin.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

MANŞET!

RÖPORTAJ

 https://youtu.be/Wo_cX-JKGWU?si=O2IpQY7RbOpsRdhV