BİR AYET VE DUA


BİR AYET VE DUA
Allah kimin gönlünü İslâm'a açmışsa o, Rabbinden bir nûr üzerinde değil midir? Allah'ı anmak hususunda kalpleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun! İşte bunlar apaçık bir sapıklık içindedirler.”(Zümer : 22)

AYET-İ KERİMEDEN ÇIKARDIĞIMIZ DUA
Allahım! Gönlümüzü İslam’a, imana ve Kur’ana aç.
Bizlere,maddi ve manevi yolumuzu aydınlatacak nur ihsan eyle.
Her zaman seni zikreden, kalbi senin zikrine yumaşamış müminlerden eyle.
Dalalete(sapıklığa) düşmekten bizleri muhafaza eyle.

DERVİŞİN SİNEKLE İMTİHANI

    Derviş, gittiği yolculuktan gecenin geç saatlerinde dönebildi. Uykusuzluk ve yorgunluğu hat safhadaydı. Saatinin alarmını sabah namazına camiye yetişecek şekilde ayarlayıp hemen yattı.

Saatin alarm sesini duyar duymaz doğruldu ve saatine baktı. Cemaatin farza durmasına az bir zaman kaldığını görüp aceleyle kalktı.
 İçindeki bir ses, çok yorgun olduğunu namazı evde kılmasının daha mantıklı olacağını söylüyordu. Başka bir ses, cemaate  yetişemeyeceği için namazı evde eda etmesi gerektiğini söylüyordu.
Derviş, bu seslerin şeytanın fısıldaması olduğunu düşündü. "Camiye gideceğim. Yetişemesem bile niyetimden dolayı cemaat sevabını kaybetmemiş olurum." dedi.
Aceleyle hazırlığını yaparak hızlı adımlarla camiye doğru yürüdü. Caminin avlusuna girdiğinde açık olan kapıdan, namaza yeni başladıklarını gördü. Cemaate yetişmenin sevinciyle imama uydu. Namazdan sonra tesbih çekerlerken dervişin elindeki teşbih düşüverdi. Tesbihin düşüşüne uyanan derviş uyukladığını o zaman fark etti. Cemaatin dağılmasından sonra beklemeden evine doğru yürüdü.  Yürürken tesbihin elinden düşüşünü hatırlayıp uyku karşısında insanın ne kadar aciz olduğunu tefekkür ediyordu.
Normal zamanlarda namazdan sonra işrak vaktine kadar uyumaz, Kur'an okur, tesbihat ve zikir yapardı. Bu gün böyle yapamadı. Yorgunluk ve uykusuzluktan gözleri istemsiz olarak kapanıyordu. Elbisesini değiştirip yatağa uzanmasıyla uykuya dalması bir oldu.
Güneş doğalı hayli olmuş, odası iyice aydınlanmıştı ama derviş hala derin uykulardaydı.
 Bir sineğin sesini duydu önce, sonra da yüzünde yürümesini hissetti. Gözlerini açmadan eliyle kovaladı, uykusunun bölünmesini istemiyordu.
Çok geçmeden yine duydu aynı sesi. Burnuna konmuştu bu sefer. Gözlerini açmadan yine kovaladı. Uykusu yine bölünmüştü. Fakat o biraz daha uyumak istiyordu. Tekrar uykuya dalmıştı ki yine vızıltıyı duydu. Sinirlenmeye başladı. Gözlerini azıcık açtı. Sineği öldürerek kurtulmayı düşündü.
 Biraz bekledi, gözleriyle takip etti. Konduğu yere eliyle hışımla vurdu fakat sinek çoktan kaçmıştı. Biraz daha bekledi sinek gelmedi bu sefer. Gözlerini tekrar yumdu, tam uykuya dalmak üzereyken sineğin yüzünde yürüdüğünü hissetti. Uykusu iyice dağılmıştı, biraz daha öfkelendi derviş.
"Sen öldün sineeek" diye bağırdı. Kalkıp eline havlu aldı, sineği aramaya başladı fakat bir türlü göremedi.
Hem uykusu hem keyfi kaçmıştı.
Yüzünü  yıkamak için lavaboya gitti. Aynada yüzünü gördüğünde şaşırdı.
 Aynadaki yüz, asık suratlıydı ve büyük  problemi olan kişinin yüzüne benziyordu.
 Halbuki derviş, büyük problemler karşısında bile duygusallaşmaz, sükunetini muhafaza ederdi ve yüzü her zaman güleç olurdu.
Kızmasına sebep olan şeyleri hızla zihninden geçirdi. Sineğin yaptıklarına karşı gösterdiği tepkiye şaşırdı, biraz mahcubiyet duygusu yaşadı. Yüzünü yıkamaktan vazgeçip güzelce abdest aldı. Aynada yüzünün düzeldiğini, tekrar eski mütebessim halini aldığını gördü. Fakat hala, bir sineği, akıllı bir insan gibi kabul edip onun normal davranışlarına kendisinin bu derece sinirlenmesine hayret ediyordu.

 Kuran'daki sinekten bahseden ayet olduğunu düşündü. Ayeti tam hatırlayamamıştı. “Zübab” kelimesinden yola çıkarak Kuran fihristinden ayeti buldu. Hem ayeti, hem mealini okudu.

Meali şöyleydi:
 “Ey insanlar! (Size) bir misal verildi; şimdi onu dinleyin: Allah'ı bırakıp da yalvardıklarınız (taptıklarınız) bunun için bir araya gelseler bile bir sineği dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan geri de alamazlar. İsteyen de âciz, kendinden istenen de!”(Hac : 73)
"Zayıflığımı sinek vasıtasıyla bana hatırlatan Rabbime hamdolsun” dedi. İki noktadaki acizliği hala zihnindeydi.
1-Küçücük bir sineğin hakkından gelememişti.
2-Nefsine karşı aciz kalmıştı. Çevresine nasihat eden, ağırbaşlılığıyla bilinen derviş, bir sinek yüzünden  tabiri caizse zıvanadan çıkmıştı. 
"Bu günkü dersimiz de böyle başladı demek" dedi derviş. Tesbihini alıp penceresinin yakınına oturdu.  Önce, bildiği ve bilmediği bütün günah ve hataları için istiğfar etti. Sonra uzaklara dikti gözlerini. Gözleriyle uzakları seyrederken zihni tefekküre dalmıştı.

EĞİTİMDE GÜZEL ÖRNEKLERİN ÖNEMİ


  1973 Yılında, Tavşanlı Atatürk Lisesi'nin orta okuluna başladım. Üç yıllık ortaokul hayatımda Okul Müdürümüz Arslan Ergüç beyin verdiği derslerin bazıları hala hatırımdadır. Müdürümüzün o zamanki yaptıklarını şimdi bir eğitimci olarak daha iyi anlıyorum.
  Müdürümüz pazartesi ve cuma günkü İstiklal Marşı törenlerinde, törenden önce öğrencileri sıkmayacak şekilde birkaç dakikalık konuşmalar yapardı. Konuşmaların bir çoğu iyi örnek üzerinde olurdu.
  Okulun fiziki şartları uygun olduğundan törende bütün öğrencileri rahat görebileceği bir yere çıkar, mutlaka ceketinin düğmelerini ilikler ve çok saygılı ifadelerle bizlere hitap ederdi.
  Mesela, cuma günkü törenlerin birinde şuna benzer bir konuşma yapmıştı.
"Çocuklar bu gün çok mutluyum."
Tabii bizler meraklandık acaba müdürümüzü mutlu eden nedir diye. Devam etti.
 "Bu gün cüzdanını kaybetmiş bir hemşehrimiz geldi. Cüzdanını bizim bir öğrencimiz bulup, belediye ilan bürosuna götürmüş. (O zamanlar öyleydi.) Büroya teslim etmiş. Oradan ilan etmişler. Bu şahıs da gitmiş cüzdanını teslim almış.
Gerçekten de o kaybettiği paraya çok ihtiyacı varmış. Cüzdanı bulunca çok sevinmiş ki...  Cüzdanı bulup da büroya teslim eden o öğrencimiz için bana teşekküre geldi. Bu sağlam karakterli öğrencimizi tebrik ediyorum."
Gerçekten de o dönemler Tavşanlı'da ilanlarda "Bir miktar para bulunmuştur...."  veya " Çanta bulunmuştur sahibinin yayın bürosuna gelmesi rica olunur." gibi ilanlar sık duyduğumuz ilanlardı.
O cüzdan bulan çocuk hayalimde bir kahraman olarak canlandı. Keşke ben de bulup büroya teslim etsem diye zihnimden  geçirmiştim.
Böyle bir olay yaşanmış mıydı? yoksa müdürümüz bizi güzele yönlendirmek maksadıyla senaryo mu yazıyordu bilmiyorum. Fakat güzel bir eğitim metoduydu.
 Müdürümüz, temizlikle, dürüstlükle ilgili, kibarlık ve saygı vb. konularda  öğrencilerin yaptığını söylediği güzel örnekleri bize anlatırdı. Bazen de güzel davranışlarından dolayı bazı öğrencilere törenden önce küçük ödüller verir ve alkışlatırdı.
Bu törenlerdeki anlatılanlar ve yaşananların hayatımda hala olumlu etkileri olduğunu düşünüyorum.
 Diğer yazılarımız için: www.aliuslu.net
 


DERVİŞ VE ÇİÇEK AÇAN KİRAZ AĞACI (Tefekkür hikayeleri)

 

Derviş sabahleyin işine giderken komşusunun kiraz ağacı dikkatini çekti. Kiraz ağacı beyaza bürünmüş, çiçekten başka bir şey görünmüyor gibiydi. Yeni doğan Güneş ışınları da ağaca yansıyınca gelip geçenlerin dikkatini çekmemesi imkansız gibiydi.

Derviş her zaman geçtiği bu ağacın yanından geçerken ağaçtan çevreye bu gün güzel bir koku yayıldığını hissetti. Bu sefer ağacın yanında biraz bekledi. Harika kokuyu  birkaç kez içine çekti. Sonra ağacı seyretti. Bütün dallarında  binlerce çiçek vardı.

Çiçeklerin her biri tornadan çıkmış gibi aynı büyüklükte ve şekilde gözüküyordu. Birkaç gün önce  ağaçta çiçek görmemişken aynı emri almışçasına bir- iki gün içerisinde  ağacın tüm çiçekleri açıvermişti.

Derviş işine geç kalmamak için fazla beklemeden yürüdü. Yürürken, ağaçla ilgili tefekkürünü derinleştirdi.
Önce çiçeklerin yaydığı güzel kokuyu düşündü. Toprakta böyle bir koku yoktu. Suda da yoktu. Peki bu güzel koku nasıl oluşuyordu. Acaba bu kokunun amacı  neydi?
Arıların dikkatini çekip polenlerini taşıtmak mıydı? Şayet böyleyse çok akıllı bir tasarımdı.
Kendisinin dikkatini çektiği gibi başka kişilerin de dikkatini  de elbette çekmiştir bu kokuyu diye düşündü. Peki bunda insanlara da bir mesajı olabilir miydi?
"Bence olmalı "dedi, kendi kendine.
Sonra çiçeklerin çokluğunu, rengini ve şeklini düşündü. İyi bir ressamı kıskandıracak kadara güzel bu manzaranın da bir amacı olmalı diye düşündü.
Amacını şöyle düşündü:
Bu çiçekler gerek kokusuyla gerek şekliyle geçenlerin dikkatini celb ediyor ve sanki yakın zamana kadar kütük gibi bir şey olan ağacın bu hale gelmesini tefekküre davet ediyordu. Onun üzerinde kudret sahibi olan zatı düşünmeye davet ediyordu.


"... Meyve verirken ve olgunlaştığı zaman her birinin meyvesine bakın! Kuşkusuz bütün bunlarda inanan bir toplum için ibretler vardır."(En'âm : 99) Ayet-i kerimesi geldi aklına.
 Sonra yeniden düşünmeye başladı, kiraz çekirdeğinin toprakla buluşmasından sonraki aşamaları düşündü önce. Fide olarak bitmesini ,büyümesini, dallanmasını, kök salmasını, köklerinin ağaç için önemini.
Sonra yapraklarının renginin ve şeklinin oluşmasını düşündü, çiçeklerinin kokusunun ve şeklinin oluşumunu, Sonra meyveye dönüşümünü, meyvenin olgunlaşmasını, meyvelerinin şeklini, rengini tadını, kokusunu.


 Bu evrelerin herbirisi mükemmel şeylerdi ve her bir evre mükemmel tasarımların eseriydi. Değil bir ağacın, botanik proflarının bile yapabileceği şeyler değildi bütün bunlar.
 Bir an kafası duracak gibi oldu. İşte o an bütün benliğiyle “sübhanallah” dedi. Bütün bunların her şeye gücü yeten Yaratıcının eseri olduğunu itiraf etti. Zihninin berraklaştığını, ruhunun dinlendiğini hissetti.

Diğer yazılarımız için: www.aliuslu.net  
     

KİMLİK VE KİŞİLİK EVLİLİĞİ

  Prof. Nevzat Tarhan “Evlenmeden önce gözünüzü dört açınız. Evlendikten sonra birini kapatınız” diyor.
Ben de bu konudaki görüşlerimi aktarayım:
Bazen müşahede ettiğim problemli evliliklerde problemin, kişilik dikkate alınmadan kimlik evliliğinden kaynaklandığını seziyorum.
Ne demek kimlik evliliği? Şu demek. Mesela ,Müslümanlık, veya falan ırka mensup olmak üst kimliktir.
Falan şehirden olmak, öğretmenlik, doktorluk, falan okul mezunu olmak bir kimliktir. Falan gruba ait olmak, falan siyasi görüşe sahip olmak da alt kimliklerdir
Evlilikte kimlik önemlidir ama yeterli değildir. Kimliğin yanında kişiliğin de birbirine uygun olması önemlidir.
Her meslek erbabının içerisinde dindarı, az dindarı veya dinsizi  olabilir. Her grubun içerisinde ahlaklısı-ahlaksızı, cömerti -cimrisi, kibarı –kabası olabilir.

 Evliliğin mutlu bir şekilde devam edebilmesi için kişiliklerin de birbirine yakın olması önemlidir dedik. Mesela, aynı meslek grubundan ahlak anlayışları farklı kişilerin evliliği ne kadar mutluluk getirir. Aynı dünya görüşüne, hatta aynı mesleğe sahip kişilerden birisi son derece nazik, diğeri kaba saba bir kimseyse bu evlilikte huzur olabilir mi?

Rabbimiz Yüce Kitabında buyuruyor ki:
"Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.”(Rûm : 21)
Ayeti-i kerimeden anladığım, normal bir evlilikte Rabbü'l- Alemin eşlerin arasına sevgi ve merhameti koyuyor. Bu iki duyguyu devam ettirmek ise, eşlerin gayretine ve uyumuna bağlı oluyor.  Mesela eşlerin  birbirlerine karşı saygı, sadakat, sabır, sorumluluk dibi davranışları sevgi ve merhametin artmasına sebep olurken, bunların azalması bu iki duyguyu azaltabiliyor.

Netice olarak sevgi ve merhametin sürdüğü evlilikler uzun soluklu ve huzurlu oluyor. Bunların tükendiği evlilikler ya yürümüyor ya da ayıp-günah korkusuyla zoraki yürüyor. Sevginin kalmadığı fakat merhametin devam ettiği evlilikler ise eşlerin çok fazla beklentileri yoksa huzurlu bir şekilde  devam edebiliyor.

 Diğer yazılarımız için: www.aliuslu.net
 

DUA (ÖĞRETEN) AYETLER-1


DUA( ÖĞRETEN) AYETLERİ-1

Bismillahirrahmanirrahim.
"De ki: "Rabbim! Bağışla, ve merhamet et. Çünkü sen merhamet edenlerin en hayırlısısın!" (Mü'minûn : 118)
Buradaki "de ki" ifadesini, "şöyle dua et" biçiminde anlamalıyız.
Dua bölümünü ezberleyip, dualarımızın arasına katabiliriz. Kurandaki ifadesini okumak isteyenler için "Rabbiğfir verham ve ente hayrur-rahimin"


DUA (Öğreten) AYETLER-2
“Ve şöyle derler : Rabbimiz! Cehennem azabını üzerimizden sav. Doğrusu onun azabı gelip geçici değil, devamlıdır.

Orası cidden ne kötü bir yerleşme ve ikamet yeridir!” (Furkân : 65-66)

Not:  Buradaki “derler” kelimesini “dua ederler olarak anlamalıyız. Ayetin orijinal haliyle dua etmek isteyenler Kuran’dan ezberleyebilirler.

 DUA (ÖĞRETEN) AYETLER-3
“(Onlar şöyle yakarırlar:) Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Lütfu en bol olan sensin”(Âl-i İmrân :8)


DUA (öğreten) AYETLER-4
“Ve şöyle niyaz et: Rabbim! Gireceğim yere dürüstlükle girmemi sağla; çıkacağım yerden de dürüstlükle çıkmamı sağla. Bana tarafından, hakkıyla yardım edici bir kuvvet ver.”( İsrâ : 80)
DUA (öğreten) AYETLER-5
De ki: "Ey mülkün sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin."(Âl-i İmrân : 26)

Geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katarsın. Ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkarırsın. Dilediğine de sayısız rızık verirsin.(Âl-i İmrân : 27)

Not: Buradaki "de ki" ifadesini, "şöyle dua et" biçiminde anlamalıyız.
Ayetin orijinal haliyle dua etmek isteyenler Kuran’dan ezberleyebilirler.
 

 






 

 


 



MÜJDELEYEN VE UYARAN AYETLER


Bismillahirrahmanirrahim
MÜJDELEYEN VE UYARAN AYETLER: 1
 "Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; ondan başka günahları dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah'a ortak koşarsa büsbütün sapıtmıştır."(Nisâ : 116)
NOT: Burada affedilmeyeceği belirtilen şirk günahı, o inanç üzere ölenler içindir. Önceden şirk koştuğu halde tevbe eden,iman edenler bunun dışındadır.
 
MÜJDELEYEN VE UYARAN AYETLER-2
“Ey Muhammed! Kullarıma, benim elbette çok bağışlayıcı, çok merhametli olduğumu, azabımın da elem dolu azap olduğunu haber ver.” (Hicr : 49-50
MÜJDELEYEN VE UYARAN AYETLER -3(ve dua)

Şüphesiz "Rabbimiz Allah'tır" deyip de, sonra dosdoğru olanlar var ya,(ölümleri anında*) onların üzerine  melekler iner ve derler ki: "Korkmayın, üzülmeyin, size vadedilen  Cennet'le sevinin!" (Fussilet : 30)

"Biz Dünya hayatında da Ahirette de sizin dostlarınızız. Çok merhametli olan ve çok bağışlayıcı olan Allah'tan bir ağırlama olarak, orada canlarınızın çektiği her şey var ve istediğiniz her şey orada sizin için hazırdır." (Fussilet:31)

*Müfessirler, meleklerin inmesini; a)ölümleri anında  b)yeniden diriltilmeleri anında  c) ölümleri, kabirdeyken ve yeniden dirilmelerinde üç kez olacağı şeklinde anlamışlardır.
"Melekler yüzlerine ve arkalarına vurarak ve «Tadın yakıcı cehennem azabını» (diyerek) o kâfirlerin canlarını alırken onları bir görseydin!" (Enfâl : 50)
"İşte bu, ellerinizle yaptığınız yüzündendir, yoksa Allah kullara zulmedici değildir." (Enfâl : 51)

"Ya melekler onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını alırken durumları nasıl olacak!" (Muhammed : 27)

"Bunun sebebi, onların Allah'ı gazaplandıran şeylerin ardınca gitmeleri ve O'nu razı edecek şeylerden hoşlanmamalarıdır. Bu yüzden Allah onların işlerini boşa çıkarmıştır. (Muhammed : 28)  

DUA:
Ey Rabbimiz! Bizleri Müslüman olarak istikamet üzere yaşat ve Müslümanlar olarak ruhumuzu kabz eyle.Ölümümüz anında meleklerin müjde vererek canlarını aldığı müminlerden eyle.  Razı olmadığın şeyleri yapmaktan, amellerimizin iptal olmasından muhafaza eyle.


MÜJDELEYEN VE UYARAN BİR AYET -4(ve dua)

“Kim güzel bir (işte) aracılık ederse, ona o işin sevabından bir pay vardır. Kim de kötü bir (işte) aracılık ederse ona da o kötülükten bir pay vardır. Allah'ın her şeye gücü yeter.” (Nisâ : 85/ Diyanet İşleri Başkanlığı Meali)

 
“Kim iyi bir işe aracılık ederse onun da o işten bir nasibi olur. Kim kötü bir işe aracılık ederse onun da ondan bir payı olur. Allah her şeyin karşılığını vericidir.” (Nisâ : 85/Diyanet Vakfı Meali)
DUA:
Ey Rabbimiz! Bizleri hayra anahtar, şerre kilit olanlardan eyle.
 
 
 
 

 



















































  


 


 

MANŞET!

İNSANI ÖZGÜRLEŞTİREN İKİ CÜMLE.

  Allahu Ekber" - Allah en büyüktür, Allah tek büyüktür" Sözüne iman etmiş kimseler için artık diğer tüm büyükler(!) (büyüklük tas...