DİN EĞİTİMİNDE KARŞILAŞILAN PROBLEMLER

 DİNİ DEĞERLERİMİZİN ÇOCUKLARA AKTARIMI

Dini değerlerin topluma dolayısıyle çocuklara aktarımında iki problemle karşılaşıyoruz.

Birincisi: Bilginin aktarımı

İkincisi: Bilgiyi aktarma metodu.

BİGİ AKTARIMI / KARŞILAŞILAN ZORLUKLAR 

Sizlere 35 yıllık öğretmenli hayatımda sahada tespit ettiğim  problemleri /zorlukları aktarmaya çalışacağım inşaallah.

a) Aktarılan bilgilerin sahih veya hurafe olması

*Öğrenciler dini bilgileri ya resmi görevlilerden (Din Kültürü Öğretmeni, İHL meslek dersleri öğretmenleri, imam, vaiz)

*Ya ailesinden (Aile büyüklerinin anlattıklarından ve dini yaşama biçiminden)

*Ya da mahallesindeki bu konuda gönüllü eğitim veren kişiler veya bazı tarikat ve cemaatlerin değişik isimlerde açtıkları kurslardan öğreniyorlar.

Öğrencilerin anlattıklarından ve sorduklarından, onlara doğru bilgilerin yanında bazen sahih dini bilgilere uymayan hatta tamamen zıt bilgilerin de onlara dini bilgi adı altında verildiğini görüyoruz. Bu bilgilerin kaynağını araştırdığımızda menkıbeleri din olarak anlatan aile büyüklerini ve bazı grupların merdiven altı faaliyetlerini görebiliyoruz.

Çok sık olmasa da camilerdeki vaazlarda da bu tür sahih bilgilere aykırı bilgilere zaman zaman rastlıyoruz. Bu durumlarla önceleri daha sık karşılaşırdık. Son yıllarda vaizlerin Diyanette görevli ilahiyat mezunu vaizler olması sebebiyle bu durumlar epeyce azaldı. 

b) Dini bilgileri öğreten resmi görevlilerin dinin kaynaklarına bakışı:

Gerek Din kültürü öğretmenleri, gerekse İHL Meslek dersleri öğretmenleri, imamlar ve vaizler dini eğitimlerini alırken bazıları, çeşitli tarikat, cemaat veya değişik dini oluşumlarla irtibat halinde olabiliyorlar. Bu durum onların dini anlama / yorumla ve dini kaynaklara bakışı  konusunda farklılık oluşmasına sebep olabildiği gibi, İlahiyat fakültesindeki hocaların da kaynakları sahih kabul edip etmeme ve ayetlere farklı yaklaşım biçimleri sebebiyle ilahiyat fakültelerinden mezun olan kişilerin dine ve kaynaklara bakışı birbirinden farklı olabiliyor. Bu da derslerine girdikleri öğrencilerin kafa karışıklığına sebep olabiliyor. Mesela, sınıfın birisinde mübarek gün ve geceleri  öğrenen öğrenci sonraki yıllarda dersine giren farklı hoca tarafından Kadir gecesi harindeki mübarek olduğu söylenen bütün gün ve gecelerin uydurma olduğunu söyleyerek körpe zihinlerin bulanmasına ve kendisine anlatılan diğer dini bilgilerin de sorgulamasına sebep olabiliyor. Temel kaynaklarımızda sahih kabul edilen bazı hadisler bazıları tarafından uydurma olduğu söylenerek öğrencilerin kafası karışabiliyor.

Yine tasavvufa olumlu bakan bir öğretmen tasavvuf ve tarikatlerle ilgili şeyler anlatıp onun güzelliklerini anlatırken, öbür yıl veya ikinci dönem derse giren farklı hoca tarikatlerin şirk olduğunu söyleyerek zihinler karmakarışık olabiliyor.

İmam hatip liselerinde ise öbür yıla gerek kalmadan aynı sınıfa giren öğretmenlerin aynı mevzuda birbirine zıt görüşleri çocuklarda kafa karışıklığına sebep olabiliyor.

Yine sosyal medyada ve bazı TV programlarında kendisini din alanında selahiyetli gören kişilerin ulu orta tartışmaları, veya birbirlerini itham eden konuşmaları din konusunda alt yapısı olmayan çocuklarda dine ve dindarlara bakışlarını olumsuz etkileyebiliyor ve din adına her şeyi sorgulamaya başlayabiliyorlar.

c) Dini öğreten bazı hocalardaki bilgi yetersizliği veya bilgi aktarımındaki beceriksizliği

Dini öğretme konumunda olan kişilerin sorulan sorulara doyurucu ve ikna edici cevaplar verememesi veya aktarımdaki zayıflık/ beceriksizlik derse ilgiyi azaltarak öğrencileri ilgili bilgileri almaktan mahrum bırakabiliyor.

d) Din öğreten bazı hocaların iyi örnek olamaması 

Din öğretimi veren bazı hocaların  dinin  kurallarına aykırı davranışlar sergilemeleri de  dini bilgilerin aktarımı ve öğrenciler tarafından benimsenmesinde olumsuz anlamda etkilemektedir.

Dindar bir öğrenci velimiz  kızına tesettürle ilgili öğütler verirken "ama anne bizim din kültürü hocamız bile şöyle şöyle giyiniyor" diyerek annesine tepki gösteriyor. 

BİLGİ AKTARIMINDA OLMASI GEREKENLER VE KARŞILAŞILAN SORUNLAR

Gerek Yüce Kitabımızda gerekse Peygamber efendimizin hadis ve uygulamalarında din eğitiminin metotları ana hatlarıyla belirtilmiştir.  Bu  kurallara uygun davranan eğitimciler başarılı olmuş uymayanların ise ürünlerinde sıkıntılar oluşmuştur.

İsra suresi 53. ayetteki emir ve tavsiyenin eğitimde özellikle din eğitiminde uygulanması durumunda neticenin  çok daha güzel olacağı aşikardır.

"Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler. Sonra şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan, insanın apaçık düşmanıdır." İsrâ : 53 (DV Meali)

Gerek kendi öğrencilik yıllarımda gerek öğretmenlik yıllarımda öğrenciye hakaret eden ve kaba davranışlar sergileyen  din eğitimcileri yüzünden bazılarının din ve dindarlardan soğuduğunu müşahede etmiştim.

Ayrıca çocuğuna hakaret ve/veya tehdit ederek dinin kurallarına uymaya çağıran velilerin çocuklarının bazıları da bu sebeple din ve dindarlardan uzaklaştırmışlardır.

Sekizinci sınıfa giden bir kız öğrencimin babası, kızının namaz kılmadığını, ailesi hatta akrabalarındaki bütün bayanların tesettüre riayet ederek giyindikleri halde kızının tesettüre yanaşmadığını söyleyerek kızıyla özel görüşmemizi benden rica etmişti.

Kızıyla özel görüşmemde bana söylediği şey hala aklımdadır.

Hocam ben yedi yaşındaydım. babam köpeğini göstererek (babası avcılıkla da uğraştığı için köpekleri varmış) "Sana söylediğim kadar şu köpeğe söyleseydim şimdiye kadar namaza başlardı" dedi.

Babasının bazı söz ve davranışları sebebiyle babasının inanç ve düşüncelerinden uzaklaştığını söyledi. Hatta ilgi alanlarını sorduğumda babasının en rahatsız olacağı şeyleri yaptığını gördüm. Mesela müzik olarak babasının hiç sevmediği isyan müziklerini metalik grupları dinlediğini söyledi. Biraz inatçı yapısı olan kız belki de babasından bu şekilde intikam alıyordu. Babasını uzun zamandır tanıdığımı söylediğim için olsa gerek bana ve nasihatlerime karşı da mesafeli durdu. Yani bu konuda hiç faydam olmadı.

Yine Al-i İmran suresi 159. ayette insan eğitiminde özellikle din eğitiminde önemli bir kural hatırlatılıyor;

 Muhataplara yumuşak, nazik davranmak, şefkatli olmak, kaba davranışlardan uzak durmak. Yapılan ufak tefek hataları görmezden gelmek, hatalar ve yanlışlar karşısında ceza yerine affın ilke edinilmesi. Ayrıca mümkün olduğunca dersle ilgili veya başka konularda onların görüşünü de almak.

"Allah'ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah'tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah'a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever. (Âl-i İmrân : 159 )   

"Peygamber efendimizin Kolaylaştırınız zorlaştırmayınız; müjdeleyiniz nefret ettirmeyiniz" hadisini eğitim, özellikle din eğitiminde uygulamanın ne kadar önemli olduğunu öğrencilik ve öğretmenlik hayatımı düşündüğümde daha iyi anlıyorum. Öğrencilik hayatımda derslerden nefret ettirilerek  veya hocadan korkusuna hoca mektebini bırakanları biliyorum. Yine aynı sebeplerle Kuran Kursunu ve okulunu yarıda bırakanları biliyorum.

Hadis-i şerifin uygulaması çok basit aslında, eğitimciye diyor ki,

Öğrencinin başarılı taraflarını görerek onu teşvik et. kolaylaştır. Dersini yapabildiği kadar yapsın yeter ki sevsin, benimsesin. Sakın nefret ettirme, sen yapamazsın deme. Dersten dolayı veya başka sebeplerle hakaret etme. 

Bu metot uygulandığında bu gün yapmadığı veya yapamadığı dersleri ileride öğrenme şansı var. Fakat nefret ettirilirse büyük ihtimalle öğrenmek istemeyecek, öğrendiklerini de uygulamayacaktır.

İlçemizdeki hafızlık müessesi olan Kuran Kursunda benim yaşıtım olan hafızların anlattığına göre o zamanki hocalardan birisi dersini yapamayan veya eksik yapanları her defasında sorgusuz sualsiz acımasızca dayak atarmış.. Bu sebeple hafızlık yapmaya gelenlerin ekserisi kursu bırakmışlar ki ben de bırakanların çoğunu tanıyorum. Oradan hafız olarak çıkabilenlerin çoğu ise dini anlamda arızalı tiplerdi. Uzun süre beş vakit namaz kılanların sayısı çok azdı. Bazıları ileriki yıllarda kendilerini manevi olarak toparlayabildiler.

EĞİTİM İLE İLGİLİ YAZILARIMDAN ÖRNEKLER

EĞİTİM KONUSUNDA UFKUMU AÇAN BİR AYET-İ KERİME

Kur'an-ı Kerim'i okurken doğal olarak Hz. Meryem'den bahseden Al-i İmran suresi 37. ayetini de değişik yer vezamanlarda defalarca okumuşumdur. On yıl kadar önce Kuran okurken bu ayete geldiğimde bir bölümün kelimeleri dikkatimi çekti:

"...fe-enbetehe nebeten hasenen..." Fe-enbetehe: Onu bitirdi, yetitirdi. Nebeten hasenen: Güzel

bitki (gibi) Toplu manası:"... (Rabbi) Onu(Meryemi) Güzel bir bitki gibi yetiştirdi..."(Diyanet Vakfı Meali)

Bu bölüm üzerinde uzun süre düşündüm. Ayette, insan yetiştirmek bitki yetiştirmeye benzetiliyordu. Bu konuda tefekküre devam ettim.Önce bitki tohumlarını düşündüm.

Tohumları toprağa ektiğimizde hemen bitmesini, bittikten sonra da hemen meyve / sebze vermesini beklemiyoruz. Demek ki eğitim işi sabır işiydi ve bu, bir süreç içerisinde oluyordu. Öğrencinin zihnine, kalbine attığımız davranış tohumlarının yeşermesi ve istenilen aşamaya gelmesi için bir zaman gerekir. Nasıl ki değişik tohumların filizlenmesi ve ürün vermesi farklı farklıysa, öğrencilerin öğrenme süresi ve öğretilen şeylerin davranışa dönüşmesi de kişiden kişiye farklılık gösterebilirdi.

Bir çiçeği düşündüm. Çiçeğin cinsine göre, suyuna, Güneşine, ortamına dikkat etmek gerekiyordu. Suyu fazla verildiğinde de, az verildiğinde de çiçek bundan zarar görüyordu. Uygun olmayan ortamlarda çiçek gerektiği gibi büyüyemiyor hatta giderek soluyor veya yapraklarını döküyordu. Demek ki eğitim metodu olarak verilmesi gerekenler çocuğun/öğrencinin ihtiyacına göre ne az ne de fazla olmalı ve zamanında verilmelidir. Ve eğitim için uygun ortam sağlanmalıdır.

Nasıl ki bitkilerin farklılıklarına göre bakımı da farklılık gösterebiliyorsa, öğrenciler de farklı yapıda, karakterde olabilirler. O halde her öğrenci için in iyi metodu da bulmaya çalışmak gereklidir.

Sonra meyvelerinde şekil bozukluğu olan bir elma ağacı düşündüm. Diyelim ki elma ağacımızın meyveleri yamru yumru olmaya başladı. Ziraat mühendisinden yardım istedik. Gelip tahlillerini yaptı ve bazı ilaçlar önerdi. O ilaçları verdiğimizde meyvelerin hemen düzelmesini beklemiyoruz, öbür sene meyvelerin düzelmesini bekliyoruz değil mi? Öğrencide veya çocuğumuzda bazı hatalı veya yanlış davranışlar gördük diyelim. Onları uyardık veya gerekli nasihatleri yaptık. Hemen ertesi günü davranışın düzelmesini beklemek ve bu konuda aceleci, olmak bizi ve muhatabımızı yorar ve ümitsizliğe sevkeder. Yani sabırla hareket etmek gerekir. Son olarak, diyelim ki, tohumun ekilmesinden bitkinin yetişmesine kadar elimizden gelen her şeyi yaptık. Sonra ne yapıyoruz? Allah Teala'ya tevekkül ediyoruz değil mi? Çünkü onu büyütmek yetiştirmek Allah Teala'ya aittir. Bakarsınız kırağı vurur. Bakarsınız soğuk vurur. Bakarsınız fırtına veya dolu mahveder bu durumda bizim yapacağımız pek bir şey yoktur. Eğitim de böyledir. Biz elimizden gelen her şeyi usulüne uygun yaptığımız halde sonuç bizim istediğimiz gibi olmayabilir de. O zaman da "Allah Teala'nın takdiri" deriz.


DEĞERLERİMİZİN VE KÜLTÜRÜMÜZÜN AKTARIMINDA EN ETKİLİ YÖNTEMLER

Öğretmenlik hayatımda öğrencilerin dikkatle dinledikleri ve etkilendikleri derslerimin birincisi, yaşanmış ibret verici olayları anlattığım dersler olmuştur. Sonra olaylardan yola çıkarak sınıf olarak dersler çıkarırdık. Buna hemen hemen sınıftaki tüm öğrenciler katılırlardı. 

İkincisi ise, bildikleri somut örneklerden yola çıkarak anlattığımız dersler... Bu tür dersler de daha çok dikkat çekmiş ve etkili olmuştur. Bu konuda "merhamet" kavramını öğretirken  ve önemini anlatırken anlattığım (daha sonra yazıya döktüğüm ) olayı, ve öğrencilerin  bildikleri nesneler üzerinden anlattığım dersin yazısını  paylaşıyorum. 


BİR MERHAMETSİZLİK OLAYI VE İBRETLİK SONUCU

    Tavşanlımızın yakınından Kocasu ismi verilen bir çay geçer. 

Bundan 50 yıl evvel Tavşanlı'nın nüfusu az olduğundan, çay daha temiz akarmış.

Çayda çeşitli tatlı su  balıkları, hatta yayın balıkları bile bulunur, balık meraklıları, olta veya germe ile balık avlarlarmış. 
1970 li yıllarda balık avı meraklılarından (A) isimli şahıs farklı bir metot kullanarak şu şekilde balık avlarmış:

Akşama yakın Kocasu'ya gidip bir kaç büyük balık tutar, tuttuğu balıkların sırtlarına olta iğnelerine takarmış. Oltayı da gerdiği urgana bağlar ve geri dönermiş. Gece, avlanmak için gelen yayın balıkları oltadaki balıkları yer,  doğal olarak misinedeki diğer iğneleri de yuttuğundan yayın  balığı yakalanırmış. O şahıs da sabahleyin bisikletiyle gidip yayın yakalandıysa, yayını çıkarıp bisikletinin sepetine koyar, kuyruğu yerde sürüyerek evine getirirmiş.
Yayın yakalanmadıysa sırtına olta iğnesi takılı balıklar, yayın yakalanıncaya veya ölünceye kadar öyle kalırlarmış.
   Bu durumu bilen - duyan bazı büyükler ikaz etmişler . Canlı bir hayvanın sırtından iğne takılarak günlerce bekletilmesinin insani ve İslami yönden yanlış olduğunu anlatmışlar. Fakat nasihatin pek faydası olmamış.  O şahıs aynı metotla yayın avlamaya devam etmiş.
Bir gün bisikletiyle Tavşanlı-Tunçbilek yolunda giderken yanından geçen bir kamyonun  kasasındaki zincirin ucundaki kanca nasıl olduysa bu şahsın sırtına takılmış. Şoför fark etmemiş. Kamyonun arka tarafında kanca sırtında kancaya asılı vaziyette Tavşanlı'ya kadar gelmiş. Tabii altındaki bisiklet düşmüş.

Görenler şoförü durdurmuşlar. Acilen hastaneye kaldırmışlar fakat kurtarılamamış. Bu şahsın balık avlama şeklini ve ölüm şeklini duyan Tavşanlılılar, ölüm şeklini balık avlama metoduna bağlamışlar ve uzun süre normal olta  balıkçılığı yapmaktan bile imtina etmişler.Bu olayı (A) isimli şahsı tanıyan bir kaç kişiden bizzat dinledim. İlk duyduğumda Peygamber Efendimizin şu mealdeki Hadis-i Şerifi aklıma geldi: “Merhamet etmeyene merhamet edilmez.” (Buhari/edep. Müslim/Fedail)

Ayrıca Rasulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) başka bir Hadisinde de şöyle buyurmuşlar:
"Allah, merhametli olanlara rahmetiyle muamele eder. Öyleyse sizler yeryüzündekilere karşı merhametli olun ki, semada bulunanlar da size rahmet etsinler…” (Tirmizi /Birr 16. Ebu Davut /edep 66)

KOCA SU

İki binli yılların başında Tavşanlı’nın alt yanından geçen çayın yanında bulunan Belediye İlköğretim Okulunda din kültürü derslerine giriyordum. Şehrin kirinin bulaştığı bu çay çok dikkatimi çekiyordu ve aynı zamanda şehrin önemli meselelerinden de biriydi. Burayla ilgili kafamdaki şeyleri öğrencilerle paylaşmaya karar verdim. O gün derste öğrencilere şöyle sordum:

-Çocuklar, Koca Suyu gördünüz mü? Elbette görmüşlerdi, hep birlikte atıldılar:

-Tabi öğretmenim, hem de çok gördük. İyi bildikleri konulardan devam ettim:

-Peki, suyu içilir mi? Kararlı bir şekilde cevap verdiler:

-İçilmez öğretmenim, kirli akıyor.

-Peki, orada yıkanılır mı yahut çamaşırlarınızı orada yıkar mısınız? Yine hiç tereddüt etmeden cevap verdiler.

-Hayır öğretmenim orada yıkanan kirlenir.

-Niçin?

-Tavşanlı’nın atık suları Kocasuya akıyor da ondan.

-Peki bu çayın üst taraflarına (Tavşanlı’ya gelmeden önceki yerlerine) gideniniz oldu mu? Sınıfın yarısından fazlası gitmişti.

-Evet öğretmenim baraja kadar gittik.

-Orada su nasıl?

-Daha temiz öğretmenim.

-Peki suyu içilir mi, yüzülür mü? Bu kez biraz daha iyimser cevaplar geliyor.

-Yüzülür ama gönül rahatlığıyla içilmez.

-Niçin?

-Su kirli değil ama üzerinde bazı yabancı  maddeler var. Bu kez daha yukarısını sordum.

-Suyun çıktığı yere gideniniz oldu mu? Üç öğrenci parmak kaldırdı.

-Biz ailemizle gittik öğretmenim.

-Orası nasıldı? Çocuklar gözlerinde ışıltıyla cevapladılar.

-Çok güzel öğretmenim, suyu çok berrak. İçimi çok güzel, tertemiz görünüyordu.

Çocukların kafasında bu su ile ilgili ön bilgilerden sonra şunları anlattım:

-Evet çocuklar, bizler doğduğumuzda suyun başındaki su kadar berrak ve temizdik. Zaman içerisinde bazı olumsuz davranışlar eklendi bazı insanlara…  yalan, hile, kıskançlık, bencillik, dedikodu, haksızlık gibi. Yani günahlar nehre karışan her pislik nasıl suyun berraklığını bozup zamanla kirletiyorsa insanların işledikleri günahlar da onların manevi dünyalarını kirletir.

    Su temizken ondan insanlar ve hayvanlar yararlanır ama aynı su kirlenince o sudan içen hastalanır, yıkanan kirlenir.

   İnsan da öyle, iç dünyası temiz iken ondan birçok kişi yararlanır ama iç dünyası kirlenmiş kötü kimselerin çevresine yararı değil zararı dokunur. Ona yakın olan kişiler onun şerrinden emin olamazlar, malları, canları, namusları  tehlikededir.

Dinimizin gayesi de doğduğumuz zaman nasıl temiz idiysek hayatımızı aynı temizlikte devam ettirmektir. Kirlenmemiş bir nehir nasıl ki denize tertemiz dökülüyor bizim de tertemiz hayatımızın son bulmasıdır.

Sözün burasında yine öğrencilere sormaya devam ettim.

-Peki Ayşe, söyle bakalım Tavşanlı’nın içme suyu barajdan geliyor değil mi?

-Evet öğretmenim.

-Barajın suyu gönül rahatlığıyla içilmez demiştik…

-Öğretmenim barajda arıtma tesisi varmış. Orada temizlenen suyu içiyor ve kullanıyormuşuz..

Mehmet de söze katıldı hemen.

-Bir de mikropların ölmesi için klor katıyorlarmış öğretmenim.

-Yani arıtma tesisinde sular temizleniyor ve mikroplardan arındırılıyor öyle mi? Bu bilgiden sonra devam ettim.

-Çocuklar! Samimi biçimde tövbe etmek de  arıtma tesisine benzer. Bilerek veya farkına varmadan bize bulaşan olumsuzlukları, günahları hayatımızdan temizler. Sevgili peygamberimiz şöyle buyurmuşlar:

“Tövbe eden günah işlememiş gibi olur"

ORMAN YANGINI:

   Çocuklar! Orman yangını göreniniz oldu mu?

-“Televizyonda gördüm öğretmenim.”

-“Ben yangını televizyondan gördüm ama yangından sonraki bir ormanı n bir bölümünü gördüm.”

-Nasıldı?

“ Yanmadan önceden de görmüştüm,çok güzeldi her yer yeşillikti, büyük –küçük bir çok çam ağacı vardı.Yangından sonra  her yer simsiyahtı. Ağaçların bir çoğu hiç kalmamış bazıları da yarısına kadar yanmış,dalları falan pek gözükmüyordu.”

-Bir orman kaç yılda yetişir? Değişik cevaplar…

“yirmi sene,otuz,hayır en az elli..”

-En az diyeniniz yirmi dedi.yirmi yıl…Peki, ne kadar zamanda yandı,

“üç beş gün.”

 Peygamber efendimiz  demişler ki:

“Hasetten (kıskançlıktan) kaçınınız. Çünkü, ateşin odunu yakıp tüketmesi gibi, haset de iyilikleri yeyip tüketir."

-Kıskançlık duygusunu dizginleyemeyenler “hesap gününde” büyük sürprizlerle karşılaşabilirler.

Yaptıkları bazı iyilikleri,ibadetleri amel defterinde gördüğü halde sevaplarının kıskanlık sebebiyle silindiğini görebilirler.

EĞİTİMLE İLGİLİ BAZI TESBİTLERİM.

*Çocuğa değer vermek ve bunu söz ve davranışlarla hissettirmek eğitimin anahtarıdır.

*Çocuğun olumlu davranışları takdir edildikçe çocuk onlara yenilerini de ekler.

*Olumlu davranışları görmezden gelinen çocuğa, olumsuz davranışları söylendiğinde nasihat etkisiz kalır.

*Önce olumlu davranışları takdir edilip, sonra olumsuz davranışı hatırlatılıp "Bu sana yakışmıyor" gibi sözlerle ikaz edilen çocuğa bu uyarı daha çok etki eder.

*Çocuğun olumlu davranışlarını arkadaşlarının yanında takdir etmek, hatalarını özelde söylemek etkiyi artırır.

*Küçük düşürücü ifadeler çocuğun sizden uzaklaşmasından / nefret etmesinden başka işe yaramaz.

*Bir çocuğun hataları devamlı söylendiğinde söz etkisini kaybeder.(yalama olur.)

*Güzel örnekler anlatmak çocukları olumlu düşünmeye ve anlatılan  örnek kişileri rol model almaya yönlendirir.

*Her çocuğun öğrenme / kavrama süreleri aynı değildir. Bunu dikkate alarak sabırla yaklaşmak öğrencinin ve öğretmenin ruh sağlığı açısından önemlidir.

*"Her çocuk özeldir" diye bir söz vardır. Bu söz eğitim açısından çok önemlidir.

ÖĞÜT DİNLEMEK İSTEMEYEN GENÇLERE NASIL YAKLAŞALIM.

Gençlerin çoğu öğüt dinlemekten hoşlanmıyor diye duymuştum. Ben de bu durumu gözlemledim. Bilmiyorum belki de gençler nasihat dinlemek yerine ikna edilmek istiyorlardır.

Bu sebeple bir kaç yıldır ben de metot değiştirdim. Gençler benden nasihat istemedikçe nasihat etmiyorum.

Benimle görüşmeye gelen gençleri önce sözünü kesmeden dinliyorum. Konuşması bitince bazı konulardaki düşüncelerini daha iyi anlamak için sorular yöneltiyorum. Kesinlikle düşüncelerini küçümsemiyorum ve saçma da olsa "böyle saçma düşünceleri nereden öğrendin" veya "yanlış düşünüyorsun, yanlış biliyorsun" gibi cümleler kurmuyorum.

Bazen de ona hak veriyorum ve "Ben de senin durumunda olsam muhtemelen öyle düşünürdüm" gibi şeyler söylüyorum.

Kafasına takılan konularla ilgili.(Veya önceden bana söylenmiş problem ettiği konularla ilgili) Meseleye daha geniş perspektiften bakmasını sağlayacak, Onun ufkunu açacak farklı şeyler anlatıyorum. Bu metotla genç direk nasihat almadığı için iyi dinliyor. Olaylara daha farklı bakıp önceki düşüncesinin eksik veya hatalı olduğunu anlayabiliyor ve buna kendisi karar vermiş oluyor. Böylece nasihat etmeden problemi çözmeye çalışıyorum.

O genç kardeşim için içimden dua ediyorum. Sonucu Rabbime bırakıyorum.

***

ÇOCUK EĞİTİMİNDE İKNA YÖNTEMİ VE TEHDİT

Gerek çocuk eğitiminde gerekse öğrenci eğitiminde en önemli şey çocuğa değer verdiğini hissettirip gönlüne dokunmak ve onu ikna etmektir. Bir de iyi örnek olmaktır.

Gerek kendi çocukluk ve öğrencilik yıllarımdan, gerekse öğretmenlik hayatımdaki gözlem ve tecrübelerimden biliyorum ki, sertlikle, tehditle, hakaretle kimse ikna olmaz. Belki korkudan dolayı o davranışı gizler veya ara verir. Fakat ikna edilmiş bir çocuk davranışını kendi isteğiyle tamamen değiştirebilir.

Hakaret etmenin hiç bir zaman hiç bir faydası olmadığı gibi, hatta zararı olur.

Peki eğitimde sert davranmanın veya tehdit etmenin hiç faydası olmaz mı?

Duruma göre bazen olur. Mesela arkadaşlarına zarar veren veya onları olumsuz şeylere teşvik eden bir çocuk bu davranışının yanlış olduğu anlatıldığı halde ikna olmuyorsa, arkadaşlarını korumak amacıyla onu tehdit etmek işe yarayabilir.

Veya çocuğun, kendine zarar veren alışkanlık ve davranışları varsa, güzel sözlerle ikna olmuyorsa, eğer işe yarayacaksa sertlik ve tehdit kullanılabilir. Bu sayede rüşt çağına gelene kadar ikna olmasa da bazı yanlış veya zararlı davranışlardan korunabilir. Rüşt yaşına geldikten sonra yapacağı iyi ve kötü davranışları bilinçli olarak tercih edeceğinden sadece nasihat edilebilir. Suç işlerse cezası toplum veya devlet tarafından verilir.

 

AHLAKİ İLKELERİMİZİ ÖĞRENCİLERE NİÇİN TAM VEREMİYORUZ?

Öğrenciler okullarımızda en az 12 yıl öğrenim gördükleri halde niçin istenilen seviyede ahlaki ilkelerimizi, manevi değerlerimizi benimsetemiyoruz?

 Elbette bunun birden çok sebebi var. Ben önemli gördüklerimi aktarayım.

Mesela öğrencilerin geldiği çevreler manevi değerlerimiz konusunda aynı hassasiyete sahip olmadıkları gibi, ahlaki ilkeler konusunda da farklı görüşlere sahip olabiliyorlar.

Bir de öğrenciler sadece aile ve okuldan eğitim almıyorlar. Arkadaş çevresi ve girdikleri internet siteleri de onların bakış açıları, düşünce dünyaları ve davranışları üzerinde etkili oluyorlar.

  Ayrıca, bizim toplum olarak benimsediğimiz ahlaki ilkelerimiz var mı acaba? Varsa hangi ahlaki ilkeler?

Okullarda öğretilen ahlak ilkeleriyle çevrede gördükleri birbirini desteklemiyorsa bu çocuklara ahlaki ilkeleri benimsetebilir misiniz?

Mesela; Okullarda kumarın kötülüğünü öğrenen çocuklar milli piyangonun ve spor totonun devlet eliyle organize edildiğini gördüğünde neler düşünüyorlardır?

Okullarda saygı ve hoşgörüyü öğrenen çocuklar televizyon kanallarında toplumun değer verdiği büyüklerinin birbirlerine hakaretlerini gördüğünde neler düşünürler?

Okullarda zinanın zararlarını öğrenen çocuklar magazin programlarında ve dergilerinde bazı sanatçıların nikahsız birlikteliklerini öğrendiklerinde kafaları karışmaz mı?

Örnekleri çoğaltabiliriz.

  Tesbit ettiğim en önemli etkenlerden birisi de toplumun bir yansıması olan öğretmenlerin de ahlak anlayışları birbiriyle aynı değil. Bu sebeple her öğretmen kendi benimsediği ahlakı vermeye çalışıyor.

Yaşadığım bir olayı anlatırsam meramımı daha iyi anlatmış olurum.

Yıllar önce bir ilköğretim okulunda çalışırken, sınıf rehber öğretmeni olduğum sekizinci sınıflardan iki kız öğrencim, iki erkek arkadaşlarının kendilerini rahatsız ettiklerini, çıkma teklifinde bulunduklarını bundan rahatsız olduklarını söyleyerek şikayette bulundular. Çocukları Md.yardımcısı odasının boş olduğu bir zamanda oraya çağırdım ve nasihat ediyordum. Onlara, bulunduğumuz ilçenin çok büyük olmadığını bu gün teklifte bulunduğu kızların belkide ileride bir yakınıyla evlenebileceğini o durumda bu kızlardan utanacaklarını vs. anlatıyordum. Bir arkadaş geldi. Biraz dinledikten sonra. (muhtemelen çocukların kız yüzünden bunalıma girdiğini zannetti )ve söze girdi. Dedi ki:

"Bak oğlum ben on bir tane kızla gezdim on ikincisiyle evlendim."

Bir hocaya baktım, bir öğrencilere baktım. Öğrencilerime "çıkabilirsiniz" diyebildim.

AİLELER ÇOCUKLARININ GÜZEL AHLAKLI OLMALARINA NASIL KATKIDA BULUNABİLİRLER?

1-Onlara güzel örnek olarak.

2-Güzel ortamlara gitmesini sağlayarak.

3-Örnek şahsiyetlerin hayatlarından okuyarak veya varsa filmlerini izleterek. Veya anlatarak.

4-Onların güzel davranışları söylenip takdir ve tebrik edilmelidir. Hataları ise uygun bir ortamda uygun bir lisan ile söylenmelidir.

4-Tepkiler vererek. Çocuklar bizim tepkilerimize göre neye ne kadar önem verdiğimizi tesbit ederler. Mesela çocuk dersinden düşük not aldığında telaşlanan ve çareler arayan ebeveynler, ahlaksız bir davranışı karşısında bu kadar telaşlanmıyor, zamanı gelince düzelir diye düşünüyorsa çocuk iyi not almanın güzel ahlaktan daha önemli olduğunu öğrenmiş olur.

   Çocuk parasını kaybettiğinde buna üzülen ve sıkı sıkı tembihleyen ebeveynler, ahlaksız sayılan bir davranışı karşısında bu kadar üzülmüyor ve telaşlanmıyorsa çocuk paranın, ahlaktan daha önemli olduğunu öğrenmiş olur.

ÖĞRETMENLER, ÖĞRENCİLERİNİN GÜZEL AHLAKLI OLMALARINA NASIL KATKIDA BULUNABİLİRLER?

1- Dersleri normal, güzel ahlaklı, çevresiyle uyumlu öğrencilere, başarılı fakat uyumsuz, kaprisli öğrencilerden daha fazla değer verilmelidir.

Bu sayede öğrenciler güzel ahlaklı olmanın önemini daha iyi kavrarlar.
  Öğretmen güzel ahlakın önemini anlattığı halde, ahlaken zayıf fakat başarılı öğrencilere daha çok ilgi gösterip değer veriyorsa , bu konuda anlattıklarının  fazla bir faydası olmayacaktır.

 2- Ders başarısının önemli olduğu, fakat güzel ahlakla desteklenmeyen başarının  bir öneminin olmadığı sık sık vurgulanmalıdır.

 Önemli mevkilere gelmiş, başarılı, fakat ahlaksız kişilerin toplumun başına bela olduğu isim vermeden olaylar üzerinden örneklerle anlatılmalıdır.

3-Öğretmen bu konuda örnek olmalı, söz ve davranışları birbirini desteklemelidirler.
(Kızım ilkokula giderken sigaranın zararlarını öğreten öğretmeninin öğretmenler odasında sigara içtiğini görünce hayatının şokunu yaşamıştı.) 
4-Çevreden güzel örnekler, veya tarihimizden güzel örnekler anlatılarak öğrencilerin o davranışı öğrenmesi ve özenmesi ve benimsenmesine çalışılmalıdır.
5-Öğrencilerin güzel davranışları öne çıkarılmalı, övülmeli bu öğrenciler ödüllendirilmelidir. (Bu ödül “aferin” olabilir. Arkadaşlarına alkışlattırma olabilir. Not olabilir. Küçük hediyeler olabilir.)

 Bu övme ve ödüllendirme iki şekilde olabilir.
 Birinci metot: Arkadaşlarının huzurunda.(Bu metot ilköğretim öğrencilerinde etkilidir.)
 Mesela:

 *Falan arkadaşınızın uzun zamandan beri temizlik hususundaki hassasiyeti dikkatimi çekti. Hatta masasının altını da üstü de her zaman temiz ve düzenli gördüm. Arkadaşınız bu davranışıyla dinimizin önemli bir kuralını da yerine getiriyor. Huzurunuzda arkadaşınızı tebrik ediyorum.

 *Çocuklar! Falan arkadaşınızın, arkadaşlarıyla uyum içerisinde oluşu, okul kurallarına uyması dikkatimi çekti. Peygamberimiz, İyi müminlerin başkalarıyla iyi geçineceğini belirtmiş, geçimsiz, uyumsuz kimselerde hayır yoktur buyurmuş". Onu tebrik ediyorum.

 *Çocuklar! Falan arkadaşınızın yardımseverliği dikkatimi çekti. Ne güzel bir davranış kazanmış. Bu güzel davranışın kazanılmasında kimler etkili olmuşsa ayrıca onları da tebrik ediyorum. Ayrıca Allah’ımız da başkalarına yardım edene yardım eder. Arkadaşınızı tebrik ediyorum.

*Çocuklar! Falan arkadaşınızın dürüstlüğü benim dikkatimi çektiği gibi idarecilerin de dikkatini çekmiş. Falan olayda kendisinin ceza alacağını bildiği halde doğruyu söylemiş. Böyle dürüst öğrencilerimle gurur duyuyorum. Onu tebrik ediyorum. Dinimiz dürüst insanları hep övmüştür.

 Bu örnekler çoğaltılabilir.

 Bu tür, arkadaşlarının arasında övme ve ödüllendirme hem öğrencide güzel davranışın pekişmesine yardımcı olur, hem de sınıftaki diğer öğrencilere teşvik olur.

İkinci metot ise: Öğrenciye, özel olarak, yaptığı güzel davranış söylenerek tebrik edilir ve bu davranışın devamı dilenir. Bu da davranışın pekişmesine yardımcı olduğu gibi öğrencinin kendini değerli hissetmesini sağlar. Öğretmene bağlılığını artırır. Söylediklerini daha çok dikkate alır.
Ayrıca, birkaç kez güzel davranışı kendisine söylenen öğrencinin olumsuz davranışı olduğunda, öğretmeni yine özel olarak konuşup "bu davranış sana yakışmıyor" dediğinde öğrenci bu uyarıyı dikkate alır.

 Not: Övgü arkadaşlarının yanında da, özel olarak da yapılabilir. Fakat eleştiri mutlaka teke tek olmalıdır.


OTOFAJİ VE ORUÇ

 OTOFAJİ VE ORUÇ

Son yıllarda sağlık alanında dilimize yeni bir kavram girdi; Otofaji...

İnternete yazdığımda şöyle bir açıklama ile karsılaştım:

"Otofaji, vücutta eski hücreleri parçalayarak yeniden kullanılmasına izin veren arınma sürecidir. Hücreler gıdalardan yoksun kaldığında ve strese girdiğinde doğal bir duruma girerek otofaji gerçekleştirir. Otofaji çeşitli hastalıkların önlenmesi ve mücadelesinde doğal yöntem olarak kullanılır."

Anladığım kadarıyla otofaji vücudumuzun hastalıklardan kurtulmasına ve hastalıklara karşı korunmasına katkı sağlıyormuş. Bir kaç uzmandandan dinlediğime göre otofaji için vücudun uzun süre (yaklaşık 16 saat) aç kalması gerekiyormuş.

Malumunuz, Peygamber Efendimizin oruç ile ilgili bir tavsiyesi var. 

“Oruç tutunuz, sıhhat bulunuz”

Sağlık alanında son yılların en önemli buluşlarından olan otofaji tekniğini uzmanlarından dinlediğimizde Peygamber efendimizin yukarıdaki hadis-i şerifini daha iyi kavramış oluyoruz. 

Ali USLU

Aşağıdaki bilgileri Memorial Hastaneleri internet sitesinden alıntıladım (AU)

OTOFAJİ NEDİR?

Kendi kendini yemek anlamı taşıyan ve vücudun hücresel geri dönüşüm sistemi olan otofaji, herhangi bir nedenle hasarlı hale gelmiş hücrelerin parçalandığı ve lizozom tarafından sindirildiği, stres ve açlık durumunda hücrelerin kullanılabilir olanlarının dönüştürüldüğü, vücudun kendini koruma mekanizmasıdır.

Vücudun her doku ve organın yapı taşı olan hücrelerin çalışmasını sağlayan birden çok parçası bulunur. Zaman içerisinde bu parçalar zarar görerek çalışmasını durdurur. Yani sağlıklı bir hücre işlevsiz bir hale gelir.

Otofaji, hücrelerin geri dönüşüm sistemi olarak bilinir. Hücrelerin hasar gören parçalarını ayırarak yeniden kullanılabilir hale getirir. Bu yüzden hücrelerin kalite kontrolü olarak da karşımıza çıkar. Hücrelerin düzgün çalışmasını engelleyen ve yavaşlatan parçaları ayırarak onları işlevsel kılar. Otofaji vücutta doğal olarak oluşur ve haberimiz olmadan gerçekleşir.

OTOFAJİNİN FAYDALARI NELERDİR?

Otofaji hücrelerin yenilediğinden yaşlanma karşıtı oluşu en büyük faydaları arasında sayılır. Bunların yanında otofajinin vücuda sağladığı faydalar şöyle sıralanabilir:

• Hücreler stres altındayken koruma sağlayarak yaşam süresini uzatır

• Otoimmün ve kanser, diyabet gibi hastalıkların oluşumunu engeller

• Bağışıklık sisteminin desteklenmesinde önemli rol oynar

• Sinir sistemine etki ederek beyin gelişimine destek olur

• Hücreler için enerji ve yapı taşları sağlar

• Hücreleri parçalayarak yeniden kullanır ve böylelikle vücutta hareketi artırır.

• Parkinson ve Alzheimer hastalıklarına karşı toksik proteinlerin ayrışmasını sağlar

• Vücudun yenilenmesinde etkili olarak sağlıklı hücreleri harekete geçirir

• Otofaji Nasıl Uygulanır?

Otofaji, hücreleri strese sokarak hayatta kalma moduna girmesini sağlar ve böylelikle onları harekete geçirmiş olur. Otofajiyi harekete geçirmenin yolları şöyle sıralanır:

ORUÇ TUTMAK

Oruç, belli bir süre aralığında yemek yemenin durdurulması anlamına gelir. Oruç tutarak vücudu besinlerden mahrum bırakarak otofajiyi harekete geçirebilirsiniz. Böylelikle hücrenin bileşenleri yeniden işlevsel olmak için harekete geçer...

DÜNÜN GÜNEŞİYLE BU GÜNÜN ÇAMAŞIRLARI KURUTULMAZ

Bir kişi duş aldığında bu eylemi onu ne zamana kadar temiz tutabilir?
Kişinin yaşadığı çevreye, yaptığı işe, biyolojik özelliklerine göre bu durum değişir, fakat hepimiz biliriz ki bu süre çok uzun bir süre değildir.
Kötü kokan birisine bu durum hatırlatıldığında "daha geçen ay duş almıştım" demesi ne kadar gülünç olur değil mi?
Yani kişinin temiz olabilmesi/kalabilmesi için uygun aralıklarla banyo yapması gerekir.
Yediğimiz içtiğimiz gıdalar da bize enerji verir sağlığımıza fayda sağlar, fakat bunun etkisi de çok uzun süre devam etmez. Yani sağlıklı kalabilmek için yeme içme eylemini gerektiği aralıklarla tekrarlamak gerekir.
Manevi temizlik ve manevi sağlık da bunun gibidir. Manevi yönden sağlıklı ve temiz olabilmemiz/kalabilmemiz için de manevi gıdalarımızın tam alınması gerekir. Bunların en önemlileri farz ibadetlerdir. Bedenimizin ihtiyacı olan yemeği günde iki - üç öğün alıyorsak manevi gıdamız olan namaz ibadeti günde beş kezdir. Yine manevi gıdamız olan Kur'an okumak, tesbihat, zikir, istiğfar gibi ibadetler de önemli manevi gıdalarımızdandır.
Uzun zaman gıdasız kalan kişi nasıl hastalanırsa, vücudu güçsüzleşip hastalıklara açık hale gelirse müminin manevi gıdası olan ibadetlerden günlerce uzak kalmış bir kişi de manevi yönden gıdasız kalıp manevi hastalıklara yakalanabilir, savrulabilir tehlikelere açık hale gelebilir. Hatta bu kişiler geçmişinde çok iyi dini tahsil görmüş kişiler bile olsalar bu böyledir.
Hani meşhur bir söz vardır. "Dünün güneşiyle bu günün çamaşırları kurutulmaz diye". Geçmişte yaptığımız ibadetler geçmişte aldığımız gıdalar gibidir. Bu gün yeni gıdalar almamız gerektiği gibi, her yeni gün yeni manevi gıdalar almak zorundayız. Fark şu ki geçmişte yediklerimizin eseri çok az kalmışken geçmişte yaptığımız ibadetlerin sevapları amel defterimizde kayıtlıdır.
Rabbim manevi kirlerden ve her türlü manevi hastalıktan nefsimizi ve neslimizi muhafaza eylesin.
23/12/2025 Ali USLU

HER AN AYAĞIMIZ KAYABİLİR.

 Eğer dikkat etmezsek, her an kalplerimiz eğrilip ayağımız kayabilir, dosdoğru hidayet yolundan, farklı farklı dalalet yollarına sapabiliriz.

Aşağıdaki ayet-i kerime meali üzerinde düşündüğümüzde meramım daha iyi anlaşılacaktır.

"Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalplerimizi saptırma, bize tarafından bir rahmet bağışla. Hiç kuşku yok, lutfu bol olan yalnız sensin." (Âl-i İmrân : 8)

Demek ki son nefesimize kadar ayağımızın kayma tehlikesi var.

Öyleyse yukarıdaki ayet-i kerime ile Rabbimize her zaman dua edelim, O'na iltica edelim ve davranışlarımıza dikkat edelim inşâallah.

EĞİTİMDE AİLE FAKTÖRÜ

 Eğitimci olduğumdan olsa gerek , ne zaman okullardaki problemlerle ilgili haber çıksa dikkat kesilirim. Olayı anlamaya çalışır (insanların düşüncelerini öğrenmek adına) yorumlara bir göz atarım.

Son olarak Ankara'daki bir lisede öğretmenle dalga geçilen bir video gündeme düşmüştü. Yorumların çoğunda aile terbiyesinden bahsediliyordu.

Yorumcuların önemli bir şeyi gözden kaçırdıklarını fark ettim. 1986 yılında göreve başladığımdaki parçalanmış aile sayısı, emekli olduğum 2021 yılına kadar epeyce artmıştı.

Parçalanmış ailelelerin hepsinin olmasa da çoğunun  öğrencilerinde problemler daha fazla oluyordu.

İkinci olarak toplumda problemli bireyler olarak gördüğümüz ve git gide artan kişilerin bir çoğunun da birer anne-baba olduğunu unutmayalım. Kendisi problem olan uyumsuz tipler çocuklarına hangi eğitimi verebilirler. Hatta bazı çocuklar ailelerinden o kadar olumsuz şeyler alıyorlar ki, onları eksiden sıfır noktasına getirmek bile emek ve zaman istiyor.

Üçüncü olarak, sorumluluklarını bilen aileler zaten çocuklarının eğitimiyle, terbiyesiyle ilgileniyorlar. Fakat bu aileler çok iyi, düzgün aileler bile olsalar acaba çocuklar ailelerini ne kadar dinliyorlar. Veya aileler gayret göstermelerine rağmen çocukları üzerinde ne kadar etkili olabiliyorlar? 

İçinde bulunduğumuz dijital çağda pek çok çocuk eğitimlerinin, terbiyelerinin önemli bir kısmını girdikleri internet sitelerinden, sanal ve normal arkadaş çevrelerinden alıyorlar.

Anlatmak istediğim eğitimdeki problemlere çözüm ararken ailelerin bu durumları göz önünde bulundurarak çözümler üretirsek daha gerçekçi oluruz.

Allah Teâlâ nefsimizi ve neslimizi her türlü yanlıştan muhafaza eylesin.

UTANDIM

 UTANDIM

Bu sabah, sabah namazı için camiye gidiyordum. 60-65 yaşlarında bir zat, ağır-aksak zorlanarak camiye geliyordu. Biraz dikkat ettim. Bacağının birisinde ve ayağında baya bir engel var. Benim yürüyüşümün üçtebir, dörtte bir hızla ağır aksak yürüyebiliyor.

 Bazen basit bahanelerle sabah namazına camiye gitmediğim için utandım. 

Anladım ki asıl engeller kalpte, beyinde ve niyette.

Bu vesile ile tüm engelli kardeşlerime kolaylıklar ve sabırlar diliyorum.                                    

YILDIZLARIN YERLERİ

 Yıllar önce, ASELSAN'da çalışan bir mühendisle karşılaşıp tanışmıştım.  Konuşmalarından  ve tavırlarından zeki olduğu belli olan bu kardeşimizle kısa süreli birlikteliğimizde sohbet ederken konu nereden geldiyse "uzay" mevzu'una gelmişti.

Ona, benim de çok dikkatimi çektiği için uzun uzun düşündüğüm Vakıa suresi 75,76.  ayetlerini ve meallerini okumuştum. Bunun üzerine o arkadaş uzun süre hiç konuşmadan durdu. Bu arada bakışlarından  çok derin mevzulara daldığı belli oluyordu.

Okuduğum ayetler şunlardı:

"Yıldızların yerlerine yemin ederim ki, -eğer bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir-" ( Vâkıa : 75-76)

Şimdi "yıldızların yerleri / mevkileri" üzerine biraz düşünelim:

Malum dünyada yaşayan bizler Samanyolu Galaksisinde Güneş sistemindeki bir gezegende bulunuyoruz. Bu Galakside yaklaşık iki yüz milyar yıldız bulunuyormuş ki, bu yıldızlardan bir tanesi de Güneş'tir.

 Samanyolu Galaksisinin çapı yüz bin ışık yılıymış. (Işık hızı saniyede 300 000 km) yani ışık Samanyolunun  bir ucundan öbür ucuna 100 000 yılda ulaşabilirmiş. Bu galaksideki yıldızların bazılarının ışığı dünyamıza binlerce yılda ancak ulaşabiliyormuş.

Bu konuyla ilgilenenlerin paylaştığı bilgilere göre evrende Samanyolu Galaksisi gibi (büyüklü - küçüklü) yaklaşık iki trilyon galaksi varmış. Evrendeki yıldızların sayısı dünyanın bütün kumsallarındaki kum tanelerinden daha fazla imiş.

O mühendis arkadaş uzun süre düşündü. Olumlu ya da olumsuz hiç bir şey söylemedi. (Bu arada o arkadaşın dinimize bakışını da bilmiyordum / bilmiyorum) Sonra ayrılma zamanımız geldiği için tanıştığımız için memnun olduğumuzu bildirerek iyi günler temennisiyle ayrıldık.

Bu olayı anlatmaktaki maksadım eğer düşünmediyseniz sizin de bu ayetler üzerinde düşünmenizi sağlamaktır.

Bu ayetleri anladığımızda  Fatiha Suresinde geçen "Hamd, alemlerin Rabbi Allah'a mahsustur" ayetindeki "alemler"i daha iyi anlamış oluruz. Dolayısiyle Alemlerin Rabbını da daha iyi tanımış oluruz inşaallah. 

MANŞET!

İNSANI ÖZGÜRLEŞTİREN İKİ CÜMLE.

  Allahu Ekber" - Allah en büyüktür, Allah tek büyüktür" Sözüne iman etmiş kimseler için artık diğer tüm büyükler(!) (büyüklük tas...