
Olay Güneydoğuda
geçiyor, Normal işinin yanında
bağcılıkla uğraşan dindar bir şahıs, yirmi yıldır tanıdığı hergün camiye gelen
piyasa iççisi komşusuyla pazar günü bağda çalışmak üzere anlaşırlar.
Pazar günü
gidip akşama kadar çalışırlar. Yanlarına hiç kimse gelmez. Akşam dönüşte mal
sahibi ceketini giyer, para vermek için elini cüzdanına attığında cüzdanının
olmadığını farkeder. “Acaba evde mi unuttum” diye düşünür önce. Çünkü yirmi
yıldır tanıdığı komşusunun böyle bir şey yapacağına ihtimal vermez.
Evine
geldiğinde sağa sola, bakılacak yerlere
bakar, cüzdan yok. Aklı karışmaya başlar. Cin işleriyle uğraşan meşhur bir
kişiye gider. Cüzdanının kaybolduğunu söyler.
Bir müddet
sonra, Hoca dedikleri o adam derki:
“Beyefendi
sen, birkaç gün önce birisiyle bağa çalışmaya gitmişsin. Ceketini bir ağaca
asmışsın. Çalışırken ceketten uzaklaşmışsınız. Senin işçi tuvalet bahanesiyle
oraya gitmiş ceketi yoklamış. Cüzdanı almış. Paraları cebine atmış. Cüzdan
delil olmasın diye boş cüzdanı falan ağacın dibine atmış.”
Adam aracına
binip doğru bağına gider. Tam da cincinin dediği yerde boş cüzdanı bulur. Bir
şeyden haberi yokmuş gibi, işçiye gider ve önümüzdeki pazar günü tekrar bağa
gidip çalışmayı teklif eder. Fakat işçide hiçbir tedirginlik yoktur. İşçinin sanki hiçbir şey
olmamış gibi davranması onu biraz daha kızdırır.
Pazar günü
yine beraber bağa giderler. Mal sahibi hazırlıklıdır. Yani yanına silah falan
almıştır. Fakat bir şey belli etmemeye çalışır.
Bağda
çalışmaya başlarlar. Adamın niyeti bir zamanını bulup mevzuyu açmak ve paraları
kurtarmaktır. Saat dokuz buçuk, on sularında
bahçeye iki jandarma ve bir jandarma çavuşu gelirler. Selam -kelamdan
sonra çavuş, geçen hafta burada çalışıp çalışmadıklarını sorar. Olumlu cevap
alınca parası kaybolan var mı diye sorar. Mal sahibi mevzuyu anlatır.
Çavuş derki:
“Beyefendi
bizim askerin birisinin parası yoktu. Havalesi de gelmemişti (o zamanlar paralar posta
havalesiyle gelirdi.) üzerinden fazla miktarda para çıkınca şüphelendik,
rüşvet mi aldın, hırsızlık mı yaptın diye sıkıştırınca buradan aldığını itiraf
etti. Kusura bakmayın." Der ve parayı sahibine verir.
Meğer onlar
yukarıda çalışırlarken karakola kestirmeden giden asker, bağın alt tarafından
geçerken (ki kimse onu farketmemiştir) ağaçta ceketi görür, ceketi yoklar
cüzdanı alır, parayı cebe atıp boş cüzdanı bir yere fırlatır.
Şimdi gelelim asıl konumuza. Askerler gelip mal sahibine durumu izah etmeseydi acaba neler olurdu? Muhtemelen şunlar olurdu:
1-Yıllardır tanışan iki komşu birbirine hasım olurdu.
2-Cincinin anlattıkları ve boş cüzdanın bulunması dahil bütün deliller, işçiyi suçlu gösterdiğinden çevredeki bu olayı duyan hemen herkes işçinin aleyhinde konuşacak, iftira ve gıybete ortak olacaktı.
3-Namusuyla ve alınteriyle yaşayan dindar ve ahlaklı işçi, zan altında kalacak toplum tarafından dışlanacaktı.
4-İşçi ve ailesi, işlemedikleri bir suçun üzerlerine atılmasından dolayı kötü duruma düşecek, belki hasta olacak, belki de orayı terk etmek durumunda kalacaklardı.
5-Belki ailesi işçinin bu işi yaptığına inanıp aile faciası yaşanacaktı.
Bu olaydan ne gibi dersler çıkarabiliriz:
En kötü yalan, bir kısmı doğru olup insanların rahatlıkla inanabileceği yalandır. Bu olayda cinci yalan söylemiş olabilir, o doğru söylese bile cin yalan söyleyebilir. Söylemem o ki, cincilerin verdiği haberlere karşı uyanık olun. Yoksa Ahiretinizi perişan edebilirsiniz. Cincilerin söylediğine inanmak, sizi en yakınlarınıza düşman yapabilir.
diğer yazılarımız için: www.aliuslu.net
Şimdi gelelim asıl konumuza. Askerler gelip mal sahibine durumu izah etmeseydi acaba neler olurdu? Muhtemelen şunlar olurdu:
1-Yıllardır tanışan iki komşu birbirine hasım olurdu.
2-Cincinin anlattıkları ve boş cüzdanın bulunması dahil bütün deliller, işçiyi suçlu gösterdiğinden çevredeki bu olayı duyan hemen herkes işçinin aleyhinde konuşacak, iftira ve gıybete ortak olacaktı.
3-Namusuyla ve alınteriyle yaşayan dindar ve ahlaklı işçi, zan altında kalacak toplum tarafından dışlanacaktı.
4-İşçi ve ailesi, işlemedikleri bir suçun üzerlerine atılmasından dolayı kötü duruma düşecek, belki hasta olacak, belki de orayı terk etmek durumunda kalacaklardı.
5-Belki ailesi işçinin bu işi yaptığına inanıp aile faciası yaşanacaktı.
Bu olaydan ne gibi dersler çıkarabiliriz:
En kötü yalan, bir kısmı doğru olup insanların rahatlıkla inanabileceği yalandır. Bu olayda cinci yalan söylemiş olabilir, o doğru söylese bile cin yalan söyleyebilir. Söylemem o ki, cincilerin verdiği haberlere karşı uyanık olun. Yoksa Ahiretinizi perişan edebilirsiniz. Cincilerin söylediğine inanmak, sizi en yakınlarınıza düşman yapabilir.
diğer yazılarımız için: www.aliuslu.net
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder