DERVİŞİN KIRILAN VAZOSU (Tefekkür yazıları)


   Dervişin arkadaşlarından birisi, kendisine anlatılan bir meseleden dolayı dervişe kızdı. Dakikalar geçtikçe, kızgınlığı giderek büyüyüp öfke halini aldı.
   Doğru dervişin evine gidip, ziline bastı. Derviş kapıyı açıp daha hoş geldin bile diyemeden, öfkesinden adeta deliye dönmüş arkadaşı  içinde biriken öfkesini dervişe boşalttı. Ağzına geleni söylüyor bazen sitem bazen hakaret ediyordu.
  O konuşurken derviş başı öne eğik vaziyette sadece dinledi. Biliyordu ki cevap vermeye kalksa iş daha da büyüyecek, belki yumruklar konuşacaktı. Bunun için sabırla ve üzüntüyle arkadaşını dinledi.
Arkadaşı sözünü bitirip gitmek üzereyken, derviş sakin olmaya çalışarak. "Sözün bittiyse beni dinleyebilir misin?" dedi.
Arkadaşı, "senin gibi birisini dinlemek istemiyorum" deyince, derviş kararlı bir biçimde
"Yoo, bu iş o kadar kolay değil. Evime gelip, bunca hakaret ettiğin halde ben seni sonuna kadar dinledim. Şimdi de sen beni sözümü kesmeden dinleyeceksin. Ondan sonra istediğin yere gidebilirsin." dedi. 
Arkadaşı öfkesi biraz geçmiş ve kırgın vaziyette dervişi dinledi.
Derviş meseleyi anlattı. Arkadaşının söylediği bir çok şeyin kendisiyle alakalı olmadığını, ya yanlış anladığını veya yanlış anlatıldığını söyledi. Hatta şahitlik yapabilecek kimseleri de söyledi. "Hala tereddüdün varsa hemen arabaya binip şahitleri de alıp o kişilerle yüzleşelim" dedi.
   Dervişin bu kararlı ve kendinden emin konuşması karşısında arkadaşı epey yumuşadı ve dervişe söylediklerinden dolayı içten içe pişmanlık duymaya başladı.
   Derviş arkadaşını evine buyur etti. Fakat arkadaşı mahcubiyetinden dolayı eve girmek istemedi. Müsaade isteyerek ayrıldı.
  Dervişin arkadaşı, normalde sakin ve güzel ahlaklı bir kişiydi. Fakat, çabuk öfkelenen ve çarçabuk öfkesi geçen birisiydi. Aniden öfkelenir, öfkelendiğinde sanki başka bir kişiliğe bürünürdü. Daha önceleri de bu şiddette olmasa da dervişe kızıp sonra özür dilemişti.
   Mahcubiyet duyguları içerisinde evine gitti. Evinde, içindeki mahcubiyet duyguları iyice artan arkadaşı, gidip çiçekçiden bir buket alıp doğru dervişin evine gitti. Tekrar zile basıp bekledi. Kapıya gelen derviş arkadaşını evine buyur etti.
 Arkadaşı çiçeği dervişe verip olanlardan özür diledi. Derviş, " önemli değil" dedi, demesine de sesinden arkadaşına olan kırgınlığı belli oluyordu.
 Derviş, kolay kolay darılmazdı, ama önemli şeylerde kırılırdı ve bu kırgınlığı hemen geçivermezdi.
Oysa arkadaşı, kısa zaman içerisinde adeta yaz yağmurunun bulutları gibi, kararmış, gürlemiş, yağmış ve birden yüzünün gülleri açmıştı.
Özür dilediğinde bir anda her şey eskisi gibi olsun, derviş ona eski samimi haliyle konuşup davransın istiyordu.
Dervişe bir şeyler soruyor, derviş ise mümkün mertebe kısa cevaplarla geçiştiriyordu. Derviş yapmacık davranmaktan da hoşlanmazdı.
Arkadaşı dervişe:
-Derviş! Tamam hatamı anladım ve özür diledim. Fakat senin hala kırgınlığın devam ediyor. Bana eskisi gibi samimi davranmıyorsun. deyince; Derviş masadaki vazoyu alıp birden yere bıraktı. Paramparça olan vazoyu gösterip bu vazoyu yapıştırırsan sana eskisi gibi davranabilirim dedi.
   El becerisi oldukça iyi olan arkadaşı hemen kolları sıvayarak işe başladı. O vazo parçalarını birleştirmeye çalışırken, derviş bir kitap alıp okumaya koyuldu.
İki saate yakın bir zaman sonra arkadaşı dervişe seslenerek " tamam birleştirdim" dedi. O zaman içerisinde biraz daha kendine gelmiş olan derviş, vazoyu eline alıp "brova iyi toparlamışsın" dedi.
Sonra arkadaşına sordu, ne kadar zamanda toparlayabildin?
Arkadaşı "iki saate yakın" dedi. Peki ne kadar zamanda kırılmıştı bu vazo diye sordu. Arkadaşının cevap vermesini beklemeden "iki saniyede değil mi?" dedi.
Sonra arkadaşına dönerek yavaş yavaş anlattı.
-Bak arkadaşım! Küçük bir dikkatsizlik sebebiyle bile iki saniyede kırılan vazo, ancak iki saatte, dikkatini vererek toparlanabiliyor.
Kalp kırmak da böyledir. İki saniyede kırabilirsin ama onarması iki saniyede olmaz. Biraz zaman gerekir.
İkinci olarak, ne kadar yapıştırsan da izleri duruyor değil mi? İşte kalp de böyledir. Bir kez kırılınca o artık hiçbir zaman kırılmamış gibi olmayacaktır ve izi kalacaktır.
Üstünden farklı şeyler yapıp izlerini kaybettirsen bile içte o izler kalmaya devam edecektir.
Bak vazoda küçük de olsa birkaç parça eksik. Çünkü neredeyse bulunması imkansız. İşte kalp de böyledir. Kırılan kalpten illaki bir şeyler eksilir kırana karşı.
Bak güzel kardeşim. Bir şey duyduğunda hemen öfkelenip duyduğun şey mutlak doğruymuş gibi hareket etme. Önce bir araştır. Söyleyeceklerini ölç, tart. İllaki söylemen gerekiyorsa ertesi gün de söyleyebilirsin. Ama aceleyle karar verirsen geri dönüşü zordur.
Gelip bana sitem ve hakaret edeceğine, Sakinleştikten sonra gelip, şöyle bir şeyler duydum, meselenin aslı nedir diye sorsaydın bu durum olmazdı. Senden ricam bundan sonra daha dikkatli olmandır. Hızır aleyhisselam Hz. Musa'nın ancak üç kez özrünü kabul edip üçten sonra yolları ayırmıştır. Demem o ki, insan hata yapabilir, hatasını anladığında da özür diler, ki bu da büyük bir erdemdir. Lakin önemli olan hata yapmamaya çalışmaktır. insanlar arasında sınırsız özür olmaz."
Dervişin arkadaşı dervişi başı önde dikkatlice dinledi. Derviş haklıydı. Özür dilemekten daha önemli olan hata yapmamaya çalışmaktı. Teşekkür ederek dervişten izin aldı.
Evine giderken kendi eksikliklerini daha fazla farketmiş ve düzeltmek için planlar yapıyordu.
Diğer derviş yazıları: http://www.aliuslu.net/2017/11/tefekkur-hikayeleri.html

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

MANŞET!

RÖPORTAJ

 https://youtu.be/Wo_cX-JKGWU?si=O2IpQY7RbOpsRdhV