
Doğru dervişin evine gidip, ziline bastı.
Derviş kapıyı açıp daha hoş geldin bile diyemeden, öfkesinden adeta deliye
dönmüş arkadaşı içinde biriken öfkesini
dervişe boşalttı. Ağzına geleni söylüyor bazen sitem bazen hakaret ediyordu.
O konuşurken derviş başı öne eğik vaziyette
sadece dinledi. Biliyordu ki cevap vermeye kalksa iş daha da büyüyecek, belki
yumruklar konuşacaktı. Bunun için sabırla ve üzüntüyle arkadaşını dinledi.
Arkadaşı
sözünü bitirip gitmek üzereyken, derviş sakin olmaya çalışarak. "Sözün
bittiyse beni dinleyebilir misin?" dedi.
Arkadaşı,
"senin gibi birisini dinlemek istemiyorum" deyince, derviş kararlı
bir biçimde
"Yoo,
bu iş o kadar kolay değil. Evime gelip, bunca hakaret ettiğin halde ben seni
sonuna kadar dinledim. Şimdi de sen beni sözümü kesmeden dinleyeceksin. Ondan
sonra istediğin yere gidebilirsin." dedi.
Arkadaşı öfkesi
biraz geçmiş ve kırgın vaziyette dervişi dinledi.
Derviş
meseleyi anlattı. Arkadaşının söylediği bir çok şeyin kendisiyle alakalı
olmadığını, ya yanlış anladığını veya yanlış anlatıldığını söyledi. Hatta
şahitlik yapabilecek kimseleri de söyledi. "Hala tereddüdün varsa hemen
arabaya binip şahitleri de alıp o kişilerle yüzleşelim" dedi.
Dervişin bu kararlı ve kendinden emin
konuşması karşısında arkadaşı epey yumuşadı ve dervişe söylediklerinden dolayı
içten içe pişmanlık duymaya başladı.
Derviş arkadaşını evine buyur etti. Fakat
arkadaşı mahcubiyetinden dolayı eve girmek istemedi. Müsaade isteyerek ayrıldı.
Dervişin arkadaşı, normalde sakin ve güzel
ahlaklı bir kişiydi. Fakat, çabuk öfkelenen ve çarçabuk öfkesi geçen birisiydi.
Aniden öfkelenir, öfkelendiğinde sanki başka bir kişiliğe bürünürdü. Daha
önceleri de bu şiddette olmasa da dervişe kızıp sonra özür dilemişti.
Mahcubiyet duyguları içerisinde evine gitti.
Evinde, içindeki mahcubiyet duyguları iyice artan arkadaşı, gidip çiçekçiden bir
buket alıp doğru dervişin evine gitti. Tekrar zile basıp bekledi. Kapıya gelen
derviş arkadaşını evine buyur etti.

Derviş, kolay kolay darılmazdı, ama önemli
şeylerde kırılırdı ve bu kırgınlığı hemen geçivermezdi.
Oysa arkadaşı,
kısa zaman içerisinde adeta yaz yağmurunun bulutları gibi, kararmış, gürlemiş,
yağmış ve birden yüzünün gülleri açmıştı.
Özür
dilediğinde bir anda her şey eskisi gibi olsun, derviş ona eski samimi haliyle
konuşup davransın istiyordu.
Dervişe bir
şeyler soruyor, derviş ise mümkün mertebe kısa cevaplarla geçiştiriyordu.
Derviş yapmacık davranmaktan da hoşlanmazdı.
Arkadaşı
dervişe:
-Derviş!
Tamam hatamı anladım ve özür diledim. Fakat senin hala kırgınlığın devam
ediyor. Bana eskisi gibi samimi davranmıyorsun. deyince; Derviş masadaki vazoyu
alıp birden yere bıraktı. Paramparça olan vazoyu gösterip bu vazoyu
yapıştırırsan sana eskisi gibi davranabilirim dedi.

İki saate
yakın bir zaman sonra arkadaşı dervişe seslenerek " tamam
birleştirdim" dedi. O zaman içerisinde biraz daha kendine gelmiş olan
derviş, vazoyu eline alıp "brova iyi toparlamışsın" dedi.
Sonra
arkadaşına sordu, ne kadar zamanda toparlayabildin?
Arkadaşı
"iki saate yakın" dedi. Peki ne kadar zamanda kırılmıştı bu vazo diye
sordu. Arkadaşının cevap vermesini beklemeden "iki saniyede değil
mi?" dedi.
Sonra
arkadaşına dönerek yavaş yavaş anlattı.
-Bak
arkadaşım! Küçük bir dikkatsizlik sebebiyle bile iki saniyede kırılan vazo,
ancak iki saatte, dikkatini vererek toparlanabiliyor.
Kalp kırmak
da böyledir. İki saniyede kırabilirsin ama onarması iki saniyede olmaz. Biraz
zaman gerekir.
İkinci
olarak, ne kadar yapıştırsan da izleri duruyor değil mi? İşte kalp de böyledir.
Bir kez kırılınca o artık hiçbir zaman kırılmamış gibi olmayacaktır ve izi
kalacaktır.
Üstünden
farklı şeyler yapıp izlerini kaybettirsen bile içte o izler kalmaya devam
edecektir.
Bak vazoda
küçük de olsa birkaç parça eksik. Çünkü neredeyse bulunması imkansız. İşte kalp
de böyledir. Kırılan kalpten illaki bir şeyler eksilir kırana karşı.
Bak güzel
kardeşim. Bir şey duyduğunda hemen öfkelenip duyduğun şey mutlak doğruymuş gibi
hareket etme. Önce bir araştır. Söyleyeceklerini ölç, tart. İllaki söylemen
gerekiyorsa ertesi gün de söyleyebilirsin. Ama aceleyle karar verirsen geri
dönüşü zordur.
Gelip bana
sitem ve hakaret edeceğine, Sakinleştikten sonra gelip, şöyle bir şeyler
duydum, meselenin aslı nedir diye sorsaydın bu durum olmazdı. Senden ricam
bundan sonra daha dikkatli olmandır. Hızır aleyhisselam Hz. Musa'nın ancak üç
kez özrünü kabul edip üçten sonra yolları ayırmıştır. Demem o ki, insan hata
yapabilir, hatasını anladığında da özür diler, ki bu da büyük bir erdemdir.
Lakin önemli olan hata yapmamaya çalışmaktır. insanlar arasında sınırsız özür
olmaz."
Dervişin
arkadaşı dervişi başı önde dikkatlice dinledi. Derviş haklıydı. Özür dilemekten
daha önemli olan hata yapmamaya çalışmaktı. Teşekkür ederek dervişten izin
aldı.
Evine
giderken kendi eksikliklerini daha fazla farketmiş ve düzeltmek için planlar
yapıyordu.
Diğer derviş yazıları: http://www.aliuslu.net/2017/11/tefekkur-hikayeleri.html
Diğer derviş yazıları: http://www.aliuslu.net/2017/11/tefekkur-hikayeleri.html
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder