Bu gün sizlere muhtemelen 2005 yılında NTV de izlediğim çok etkilendiğim bir belgeseden bahsedeceğim.
Belgesel, National Geographic 2003 yapımı adı: Ağlayan devenin öyküsü
Hatırımda kalanların önemlileri şunlar: Olay Moğolistan çöllerinde geçiyor. Çadırda yaşayan ve hayvancılıkla geçinen bir ailenin koyu renkli bir devesinin beyaz bir yavrusu doğuyor. Deve, yeni yavrusunu emzirmiyor. Günlerce denemelerine rağmen deve, yavruyu kabul etmiyor. Evin gelini sağdığı sütü, ince tarafından ucu delinmiş bir boynuza koyup parmağıyla deliği kapatıyor. Yavrunun ağzını yukarıda tutarak boynuzdaki sütü yavrunun ağzına delikten akıtıyor. Sütün bir kısmı yavrunun boğazına giderken, çoğu ağzının kenarından yere dökülüyor.
Yavru, besinsizlikten iyice zayıflıyor. Evin yaşlı adamı "bunları barıştıralım" diyor. Çölden bir müzik öğretmeni getiriyorlar. Gelen hocanın ilkel bir kemanı var. Kemanı bir şeye bağlayıp devenin hörgücüne asıp biraz bekliyorlar. Sonra yavru deveyi annesinin yanına getiriyorlar.
Hoca, keman çalmaya başlıyor. Evin 25 yaşlarındaki gelini de bir yandan eliyle devenin boynundan göğsüne doğru sıvazlıyor(dokunarak okşuyor), diğer yandan kemanın ritmine uygun (şarkı gibi) bir şeyler söylüyor. (deveyle ilgili, onu öven sözler söylüyormuş) Fakat sesi, ses tonu ve söyleyiş tarzı etkileyici.
Bir müddet böyle devam ettikten sonra deve ağlamaya başlıyor, gözlerinden yaşlar boşalıyor. Bu arada keman çalması ve gelinin şarkı söyleyip ve deveyi sıvazlaması /okşaması devam ediyor.
Deve uzun müddet ağlıyor. Yaşlı adam" tamam, barışmışlardır artık" diyor. Yavruyu annenin altına doğru getiriyorlar. Yavru anneyi emmeye varıyor. Bu sefer anne deve, yavrusunu kabul edip emmesine müsade ediyor. Yavru, doyuncaya kadar annesini emiyor. Ve ikisini birlikte bağladıkları yere götürüyorlar.
Burada iki şey dikkatimi çekti
1-Acaba anne deve, yavrusunu niçin kabul etmedi. Bunu arkadaşlarımızla aramızda biraz tartıştık değişik görüşler ortaya atıldı fakat bunların bir önemi yok. Tabi bunu hayvan davranışlarını inceleyen uzmanlar belki daha iyi biliyorlardır.
2-Beni asıl etkileyen hayvanın ağlaması. Hayvanın olumsuz duygularının ber taraf edilip duygusallaşması. Burada onu okşamanın, güzel sözün ve etkileyici bir enstrumanın etkisi oldukça fazla diye düşündüm.
Bu belgeselden çıkardığım en önemli dersler şunlar oldu: Hayvanlarda bile problemin çözümünde en etkili şey; güzel söz söylemek, söylerken etkili bir tonda söylemek ve okşamak.
Bitkilere güzel söz söylenildiğinde daha da güzelleştikleri konusunda epeyce deney ve araştırma olduğunu biliyorsunuzdur.
İnsanlar, hayvanlara göre duyguları daha gelişmiş, akıllı ve irade sahibi varlık olduklarından, insanlar arası iletişimde güzel söz, ve güzel sözün güzel bir biçimde söylenmesi çok daha önemlidir.
Bu olaydan İnsanlar arasında güzel sözün önemini daha iyi kavradım. İncitici, kahredici bir söz, bazen kişinin, ailesini, memleketini terk etmesine hatta hayattan kopmasına sebep olurken; Gönül alıcı bir söz, iç ısıtan bir gülümseme, hatalarımız için samimi bir özür dileme bir çok kişi için adeta can suyu olabilmektedir.
NOT: Güzel sözün önemi ile ilgi öğrencilerimizle yaptığımız deneyi anlattığım yazımızın linki aşağıdadır. Arzu ederseniz. Buyrun...
http://www.aliuslu.net/2017/10/guzel-sozun-onemi.html
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder