HAYATIMDAN KESİTLER-1 (DOĞDUĞUM EV)

 1962 yılının muhtemelen ekim ayında, Tavşanlı ilçemize bağlı Şahmelek Köyünde, altı ahır, üstü iki oda ve bir yazlıktan oluşan bir evde evin 4. çocuğu olarak doğmuşum.

Malzeme olarak taş, çamur ve ahşap kullanılarak yapılmış olan evimiz oldukça eski bir evdi. Anlatılanlara göre dedemiz (babamın anne tarafından dedesi) evi yıkıp yeni ev yapmaya karar verdiği yıl seferberlik çıkmış. Seferberliğe giden dedem şehit olmuş geri dönmemiş. Evde dul bir eş ve bir kız kalmışlar. Onlar da geçimini nasıl temin edeceklerinin derdine düşmüşler. 

Çok fakir olan babamın babası iş güvesi olarak o eve damat gelmiş. Lakin babam henüz 7 yaşında iken dedem 32 yaşında vefat etmiş. Babam ve annesi o eski evde  yaşamak zorunda kalmışlar. Evin duvarları ve çatısı epeyce yıpranmasına rağmen önemli yerleri kalın “öz”lerden yapıldığı için olsa gerek ev hala ayaktadır.

Odalarımızın tavanındaki ağaçlar ve tahtaları simsiyahtı. Muhtemelen aydınlanma için yakılan çıraların, ve ocak başında yemek yapmak ve ısınmak için yakılan odunların isi uzun yıllar içerisinde tavanı bu hale getirmişti.

Odamızın birisinin kuzey yönüne bakan duvarında tahminim 35 cm  55 cm boyutlarında sabit (açılıp kapanmayan) bir penceresi vardı.  Kış günlerinde ikindi zamanından sonra ev karanlık olurdu. Zaten küçük bir gaz lambamız vardı. Avlumuza bakan odada ise  nispeten daha büyük pencere vardı. Oranın akşamı biraz daha normal zamanda olurdu.

Lodos estiği zamanlar ahıra giren kuvvetli rüzgar tahtalarının aralığından  odalardaki kilimleri alttan şişirirdi.

İki odanın açıldığı yazlık dediğimiz bir boşluk vardı. Yazlıktan yukarı baktığımızda eski tip el yapımı kiremitlerin altında eskimiş ve seyrek bir biçimde dizilmiş bedavra tahtalarını (çam ağaçlarından yarılarak elde edilmiş ince ve kısa tahtalar) ve kiremitleri görürdüm. Özellikle çatının omurgasındaki kiremitler iki yana kaydıklarından bazı yerlerinden gök yüzü görünürdü. Kar yağdığında rüzgarın da etkisiyle yazlığın bir kısmına kar birikirdi. Kar yağmadığı günlerde de rüzgarın etkisiyle kiremitlerin üzerindeki karlar  yazlığa birikirdi. Sabahleyin annem  onları süpürürdü.Yazlığın güneye bakan duvarında camı ve çerçevesi olmayan bir pencere vardı. Yaz aylarında iyiydi ama, kış aylarında oradan bol rüzgar ve soğuk içeri dolar, bazen de rüzgarın etkisiyle yağan kar içeri girerdi.

Yazlık dediğimiz yerin bir tarafında biri büyük biri küçük karşılıklı iki anbar vardı. Büyüğüne buğday, küçüğüne un koyardık.

Yazlığın avluya yakın kısmında ise küçük bir balkona benzer ağaçtan yapılmış bir çıkıntı halinde tuvaletimiz vardı. Tuvaletimiz, ahırın artıklarının atıldığı  b*kluk denilen yerin üst bölümüne yapıldığından kanalizasyona gerek yoktu

Tuvaletin kenarları da bedavra tahtasıyla kaplanmıştı.Tabi kışın soğuk günlerinde bir taraftan gelen rüzgar öbür tarafa geçerdi. Şiddetli rüzgarlarda ince tahtaların uçlarının titremesi  ve hareketi sebebiyle anormal sesler çıkar, rüzgarın tahtaların aralarından geçerken çıkardığı ses de ürkütücü olurdu.

Evimize çıkılan ağaç merdivenin sadece basacak yerleri vardı, karşılarına gelen tahtaları yoktu. yukarı çıkılırken ayaklar rahat basarken, inerken ayakları yan basmak dırumunda idik. Dikkatsiz basıldığında ayak kayabilirdi. Belki bu sebeple birkaç kez merdivenden yuvarlandım çocukken. Ben yuvarlanınca çıkardığım gürültüden veya bağrışımdan yanıma gelirler, annem başımın yanlarını ellerinin içine alır "baş değil taş, baş değil daş" diyerek, başımı ön, arka ve  yanlardan sıkar, sıkarken hep aynı sözleri tekrar eder en sonunda  tülbentle  başımı sıkıca sarardı (bağlardı)

Benden sonra doğan kardeşimle birlikte  toplam beş çocuklu bir aile olarak 1971 yılına kadar bu evde yaşadık.

1 yorum:

MANŞET!

RÖPORTAJ

 https://youtu.be/Wo_cX-JKGWU?si=O2IpQY7RbOpsRdhV