PEYGAMBER EFENDİMİZİ RÜYANIZDA GÖRSENİZ

Size dese ki (sizi kastederek): "Allah Teala, falan kuluma söyle namazını dosdoğru kılsın diyor."
Bu durumda ne yapardınız?
Herhalde bu konuda daha dikkatli olurdunuz değil mi?
Rüyadan çok daha önemli olan Kitabımızda İbrahim suresi 31. ayette Rabbimiz Peygamberimize hitaben diyor ki: "İman eden kullarıma söyle; Namazlarını dosdoğru kılsınlar..."
Ben bir mümin olarak bu ayeti "Ali Uslu kuluma söyle" biçiminde anlıyorum.
Siz de kendi isminizi koyarak ".... kuluma söyle" şeklinde anlayabilirsiniz.
Diğer yazılarımız için: www.aliuslu.net
 

RÜYA

Adam uyandığında hala gördüğü rüyanın etkisinde, vücudu ter içerisindeymiş. Kendi kendine "hayırdır inşallah” deyip rüyanın ne anlama geldiğini uzun süre düşünmüş.

 Sabah olduğunda, çok önceleri sohbetlerine katıldığı, nasihatlerini dinlediği ve duasını aldığı zata gitmeye karar vermiş.
Varmış o alim zatın yanına selam-kelam, hoş beşden sonra, sebeb-i ziyaretini anlatmış. “Efendim, bu gece ilginç bir rüya gördüm.” deyince, alim şahıs, “hayırdır inşallah, anlat bakalım.” demiş.
-Rüyamda kendimi büyük bir arazide gördüm. Önümde değişik boyutlarda siyah ve gri renkte taşlar vardı. Taşlar kirli ve pislik bulaşmış taşlardı. Tahminen üç kilogram ağırlığında olan bir taşı tuttum ve kaldırdım. Kaldırdım ama ne kadar da ağır öyle. Zorlanarak kaldırdım ve ancak birkaç adım taşıyabildim, hemen bıraktım. Sonra, aynı büyüklükteki başka bir taşı aldım. Bu sefer biraz hafiflemiş gibiydi ve beş-on adım taşıyabildim ve bıraktım. Aynı büyüklükteki  taşları defalarca denedim. Her defasında daha hafif geliyor ve taşıdığım mesafe uzuyordu. Çok rahat kaldırıp taşıyıncaya kadar devam ettim.
Sonra taşı ilk aldığım yere geldim daha büyük taşı yüklendim ve epey uzağa kadar götürdüm. Sonra tekrar geldim daha büyük taşı kaldırdım ve daha uzun mesafeye götürdüm. Böyle her seferinde daha büyük taşı daha uzun mesafeye götürüyordum. En son, oldukça büyük bir kayayı pamuk çuvalı kaldırır gibi kaldırdım, başımın üstüne koydum neredeyse hiç yorulmadan istediğim yere kadar götürdüm ve uyandım.”
Alim şahıs biraz düşünmüş ve “Her şeyin en doğrusunu Allah bilir “demiş. Sonra kendi yorumunu aktarmış.
-Evladım! İlginç bir rüya görmüşsün. Fakat bu rüya, iç aleminin yansıması mıdır? Yoksa ilahi bir uyarı mıdır, bilmem. Belki de, ikisi birdendir. Ben senin önceki ve sonraki durumunu az çok bildiğimden şöyle yorumluyorum.
Sen önceleri takva sahibi olmaya çalışan Allah’tan korkan günahlardan, haramlardan kaçınan bir kişiymişsin. Sonra nefsine uyup günahlara meyletmişsin. Ama içindeki Allah korkusu sebebiyle önceleri küçük günahları bile zorlanarak yapmışsın.
İşin daha vahim yönü ise, pişman olup vazgeçmek yerine aynı hatalara, günahlara ısrarla devam etmişsin. Artık önceleri zorlanarak utanarak yaptığın günahları daha kolay yapmaya başlamışsın. Sonra daha büyüklerini, daha büyüklerini… Derken o hale gelmişsin ki, İlk başladığın günahlara oranla çok büyüklerini, hiç için sızlamadan yapar hale gelmişsin.
Evladım! Şayet dediklerim sende varsa yol yakınken gel tövbe eyle… Sonra geç olabilir.
Adam düşünmüş. Hayatı bir film şeridi gibi geçmiş gözlerinin önünden. Alim zatın yorumunun doğru olduğunu fark etmiş. Tevbe etmeye karar vermiş.
Tövbe etmiş midir? Ettiyse bile tövbesini devam ettirebilmiş midir, bilemem. Ama sevgili Peygamberimiz bizleri uyarmış ve buyurmuşlar ki:
“La sağirete maal israr vela kebirate maal istiğfar”
“Küçük günahlara ısrar (devam) etmekle küçük günah kalmaz.(yani büyür)
büyük günahlar  da istiğfarla büyük kalmaz.(küçülür veya yok olur)

KADER

Yıllar önce bir ilköğretim okulunda çalışırken sekizinci sınıfların birinde sınıfın çalışkan öğrencilerinden bir öğrencim soruyor:
-Hocam Allah Teala, bizim Cennete mi Cehenneme mi gideceğimizi biliyor mu?
-Elbette biliyor evladım.
-Madem bizim gideceğimiz yer belli biz niçin namaz kılıyoruz?
Kader mevzuunun insan aklını aşan tarafları da vardır. Mesele, bir yönüyle Allah Teala'nın ilminin sınırsız oluşuyla alakalıdır. Onların anlayacağı en kestirme cevabı nasıl verebilirim diye düşündüm.
-Kızım Allah Teala, senin hangi liseye sonra da hangi üniversiteye gideceğini veya gidemeyeceğini biliyor mu?
-Elbette biliyordur öğretmenim.
-O zaman ne diye çalışıyorsun? Okuldan çıkıyorsun dershaneye gidiyorsun. Boş zamanlarında bile seni test çözerken görüyorum.Çalışma öyleyse…
-Hocam iyi de, çok çalışmadığım hafta benim sınavlardaki netlerim düşüyor.
-Tamam o zaman, cevabını buldun. Rabbimiz, K. Kerim'de “İnsan için ancak çalışmasının karşılığı vardır.”  (Necm/39) buyuruyor.
Başka bir ayette “Allah Teala hiçbir kuluna haksızlık yapmaz" (Al-i İmran 182) buyuruyor.
Başka bir ayette “Kim zerre kadar iyilik işlerse onu(ahirette) görür. Kim de zerre kadar kötülük işlerse onu (ahirette) görür" (Zilzal /7-8) buyuruyor.
Başka bir ayette de “Hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz”(Hacc/77) buyuruyor.

Başka bir ayette "Başınıza gelenler yaptıklarınız sebebiyledir."(Şura/30) buyruluyor.
  Demek ki insanın yaptıklarıyla kaderi arasında çok yakın alaka var.
Allah Teala benim ne kazanacağımı biliyor deyip dükkanını açmayan veya yarım yamalak açan bir esnafın sonu ne olur?
Allah, benim kaza yapıp yapmayacağımı biliyor deyip kurallara uymadan giden bir sürücünün durumu ne olur?
    Allah Teala benim hasta olup olmayacağımı biliyor deyip sağlık ve temizlik kurallarına uymayan, hastalandığında tedavi olmayan birisi ne hallere düşer?
Bu örnekleri çoğaltabiliriz...
En iyisi sizler Allah Teala'nın bilgisini O’na bırakın. Ve yapmanız gereken ne ise hem dünya için hem de ahiret için onu yapın.

Aslında günlük hayatımızla ilgili düşündüğümüzde de, bu kader inancının yanlış yorumlanmasından kurtulabiliriz.
Bir işçiye desek ki, Allah Teala senin bu ay ne kadar maaş alacağını biliyor mu?
-Evet
Öyleyse işe gitme…
Adam bize ne cevap verir. "İşe gitmezsem maaşımdan kesilir. Belli günden fazla gitmezsem işten atılırım.”
Bu ve buna benzer konuşmaları memurlarla yapın, esnafla yapın sonuç değişmeyecektir. Bizler Allah'ımızın bizim o ay ne kadar kazanacağımızı bildiğine iman ederiz ama çalışmayı elden bırakmayız.
Kur'an-ı Kerimde “Biz insana iki yol gösterdik. İsteyen şükreden kul olur; isteyen nankör olur." (İnsan/3) buyrularak irademizin ne kadar önemli olduğunu haber veriyor.

ZEHİRLİ OK

 Her alimin etrafında, onu seven, ondan istifade etmeye çalışan, sohbetlerine/ derslerine katılan kişiler bulunur. 
Âlim demek bilgili insan demektir; fakat hata yapmayan günah işlemeyen kimse değildirler. Zaman zaman hırslarına yenik düşen alimler de olmuştur. Hatta bazı alimler bilgilerinden dolayı gurura kibre kapılmış, belki de bu konuda şeytanın tuzağına düşmüşlerdir.
 Alimlerden birisi bir gün etrafındaki kişilere sohbet ediyormuş. Bir konu üzerinde sohbet ederlerken dinleyenlerden birisi bu konuda falanca alim şöyle diyor deyince, o alim kişi, görüş farklılarının sebepleri  üzerine konuşmuş fakat, kıskançlığından mıdır yoksa kibrinden midir bununla yetinmeyip o kişinin şahsiyetiyle alakalı olumsuz konuşmalar da yapmış.
Oradaki dinleyicilerden birisi bahse konu olan alimin yakınlarından birisiymiş. Hemen gidip söylenenleri o alime yetiştirmiş. Belki de bir aferin bekliyormuş, lakin  beklenildiği gibi olmamış. O zat demiş ki:
“Ah evladım bunu yapmayacaktın. O şahıs bana zehirli bir ok atmış, ama ok bana isabet etmemişti. Sen o oku getirdin tam kalbime sapladın.”
Bazen bizimle ilgili konuşanlar da olur. Bu konuşma bize ulaşmadığı sürece rahatsız olmayız. Fakat bir şekilde bize ulaşınca hem rahatsız oluruz hem de aleyhimizde konuşan kişiye karşı (soğukluk hissetmekten -nefrete kadar) çeşitli derecede olumsuz duygular yaşarız.
 Peygamber efendimizin bu konudaki sözünü aklımızdan çıkarmamalıyız:
Nemmam (insanlar arasında arabozucu laf taşıyan) Cennete giremez” (Buhari/edep, Müslim / iman)

ZEKİ BİR ÖĞRENCİMİN HEDER OLUŞU

Her meslek erbabı bir araya geldiklerinde konuşmalarının bir bölümü meslekleriyle ilgili konulardan oluşur genellikle.

İlköğretimde çalıştığım yıllarda, öğretmenler odasında, ilköğretim  birinci kademe (ilk beş yıl) öğretmeni ile sohbet ediyoruz. Malum  sekiz yıllık eğitim mecbur olunca öğrenciler birden sekize kadar aynı okulda okuyorlardı. Öğretmen arkadaş iki tane sekizinci sınıf öğrencisinden bahsetti. Bahsettiği  öğrencilerden birisi çok çalışkan ve okulun örnek öğrencilerinden, diğeri derslerle pek alakası olmayan, biraz kavgacı ve arkadaşları arasında çekinilen bir öğrenciydi.

   Dedi ki: ”Birden beşe kadar ben okuttum onları. İlkokul dörde kadar ikisi de çok çalışkandı, hatta  şu öğrenci (şimdi derslerle alakası olmayan çocuk) daha başarılıydı. Beşinci sınıfta dersleri boşlamaya başladı. Daha sonraki yıllarda derslerle alakayı kesmiş.”

 Bu durum dikkatimi çekti. Biraz araştırdım. Ailenin maddi durumu çevreye göre epeyce iyiydi. Herhalde çocuk buna güveniyor diye düşündüm. Diğer bir önemli husus ise annesi çok korumacı bir bayandı. Çocuğu ne yaparsa yapsın (haklı da olsa haksız da olsa) arkasında duruyor, bazen öğretmenlerle kavgaya geliyordu. Çocuk annesinden aldığı cesaretle daha bir hoyrat oluyordu.

   Bir gün öğrenciyi çağırdım  ve özel konuştum. "İlkokulda Mustafa mı? daha çalışkandı sen mi?" dedim.

 "Ben daha çalışkandım." dedi.

"Şimdi kim çalışkan?" dedim. Başını eğdi.

Damardan girmeye çalıştım.
"Hayat hep böyle devam etmez evladım, şimdi ailenin maddi durumu iyi ama yarın belki böyle olmayabilir. Allah Teala sana üstün zeka vermiş bunu iyi yönde kullanmalısın. O arkadaşın okuyup büyük ihtimalle doktor olur.(Arkadaşının hedefinin tıp olduğunu biliyordum.) Bir onun durumuna bakar bir de kendi durumuna bakar, çok pişman olursun." gibi şeyler söyledim. Dinledi, itiraz etmedi.
 Fakat durumunda bir değişiklik olmadı.

Daha sonraki dönemlerde liseyi yarım bıraktığını, kavga olaylarına karıştığını  duymuştum.
Aradan epey zaman geçti. Bir akşam acil servise gittim. Baktım bizim Mustafa, doktor olmuş nöbetçiymiş. Elimi öptü. Biraz muhabbet ettik. Tabii çok memnun oldum.

Bu olay beni yıllar öncesine, az önce anlattığım olaya götürdü. Tahminim doğru çıkmış Mustafa doktor olmuştu.
Diğer öğrencimizin ne olduğunu araştırdım. Kanundışı işlere bulaşmış. Cezaevine girmiş. Ailesi maddi yönden çökmüş, aile dağılmış.

Tabii çok üzüldüm. Hem kendisine hem topluma faydalı olabilecek nitelikte bir çocuğun ailesinin yanlış tutumu yüzünden heder oluşunu düşündüm.

Zeki kimseler nerede olursa olsunlar liderliğe oynarlar. O öğrencimizin de yanlış işlerde liderlik yaptığını öğrendim arkadaşlarından.

Anne-babalara tavsiyem, çocuğunuzu çok sevmeniz sizin hakkınız. Fakat haksızlıklarına destek çıkarsanız, kendini hep haklı görmeye alışır. İleriki zamanlarda bir gün onunla problem yaşarsanız bu sefer sizin haksız olduğunuzu düşünecektir.
Sevgili peygamberimiz:
“Hiç bir baba çocuğuna güzel ahlak ve terbiyeden daha iyi miras bırakmamıştır.” buyurarak, çocuğu güzel yetiştirmenin ona yapacağınız en iyi iyilik olduğunu  vurgulamışlardır.     




TEFEKKÜR HİKAYELERİ



DERVİŞ 

(Tefekkür Yazıları)

KİM BU DERVİŞ?

Makam ve mansıpta gözü olmayan.

Dünyayı çok önemsediği halde dünyalığı pek önemsemeyen.

Mütevazi olmayı seven.

Yük olmaktan hoşlanmayan, yük alan.

İbadetlerine dikkat etmeye çalışan.

Bir yandan iç aleminde yolculuk yaparken diğer yandan çevresiyle ilgilenen.

Tefekkür eden, çevresine ibret nazarıyla bakmaya çalışan.

İlme önem veren, bunun yanında manevi eğitimi de önemseyen.

Gördüğü her iyiliği takdir eden, yanlış kimden gelirse gelsin onaylamayan.

Orta yolu tercih eden, büyük iddialardan hoşlanmayan kimseler...

1-DERVİŞİN NAMAZDAKİ SELAMI
https://aliusluyazi.blogspot.com/2017/07/dervis-ve-selam.html


2-DERVİŞ VE SELAM 2
https://aliusluyazi.blogspot.com/2017/07/dervis-ve-tabiat.html


3-DERVİŞ VE BESMELE
https://aliusluyazi.blogspot.com/2017/10/dervis-ve-besmele-1-tefekkur-yazlar.html


4-DERVİŞ VE HOCASI (Derviş ve Besmele-2)
https://aliusluyazi.blogspot.com/2017/10/dervis-ve-hocasi-dervis-ve-besmele-2.html


5-DERVİŞ VE RÜZGAR
https://aliusluyazi.blogspot.com/2017/10/dervis-ve-ruzgar-tefekkur-yazlar.html

 

6-DERVİŞ VE SU

https://aliusluyazi.blogspot.com/2017/07/dervis-ve-su-tefekkur-hikayeleri.html


7-DERVİŞ VE KOCASU
https://aliusluyazi.blogspot.com/2017/08/dervis-kocasuda-tefekkur-hikayeleri.html


8-DERVİŞ VE YAĞMUR TANESİ
https://aliusluyazi.blogspot.com/2017/08/dervis-ve-yagmur-tanesi.html


9-DERVİŞ VE TOPRAK
https://aliusluyazi.blogspot.com/2017/10/dervis-ve-toprak.html


10-DERVİŞ VE MANDALİNA
https://aliusluyazi.blogspot.com/2017/11/dervis-ve-mandalina.html


11-DERVİŞ VE GÖKYÜZÜ
https://aliusluyazi.blogspot.com/2017/11/dervis-ve-gokyuzu.html


12-DERVİŞ VE DENİZ
https://aliusluyazi.blogspot.com/2018/01/dervis-ve-deniz.html


13-DERVİŞ VE ATEİST
https://aliusluyazi.blogspot.com/2018/01/dervis-ve-ateist.html


14-DERVİŞ VE ÇİÇEK AÇAN KİRAZ AĞACI
https://aliusluyazi.blogspot.com/2018/04/dervis-ve-cicek-acan-kiraz-agaci.html


15-DERVİŞİN SİNEKLE İMTİHANI
https://aliusluyazi.blogspot.com/2018/04/dervisin-sinekle-imtihani-tefekkurr.html


16-DERVİŞ VE EBABİL KUŞLARI
https://aliusluyazi.blogspot.com/2018/04/dervis-ve-ebabil-kuslari.html
17-DERVİŞ VE ÇOBAN
https://aliusluyazi.blogspot.com/2018/06/dervis-ve-coban-tefekkur-hikayeleri.html

18-DERVİŞ KIR LOKANTASINDA
 https://aliusluyazi.blogspot.com/2018/06/dervis-kir-lokantasinda-tefekkur.html


19-DERVİŞ VE GÜNAHKAR
https://aliusluyazi.blogspot.com/2018/07/dervis-ve-gunahkar-tefekkur-yazlar.html


20-İPLİKTEKİ SIRLAR
https://aliusluyazi.blogspot.com/2018/08/iplikteki-sirlar.html

 

21-DERVİŞİN AYNASI

https://aliusluyazi.blogspot.com/2018/09/dervisin-aynasi-tefekkur-yazlar.html

22-DERVİŞ DERT DİNLİYOR
https://aliusluyazi.blogspot.com/2019/06/dervis-dert-dinliyor.html


23-OK YAYDAN ÇIKMADAN
https://aliusluyazi.blogspot.com/2019/01/ok-yaydan-cikmadan-mini-oyku.html


24-DERVİŞ VE İMTİHAN

https://aliusluyazi.blogspot.com/2019/04/dervis-ve-imtihan.html

25-DERVİŞE GÖRE KALİTELİ İNSAN

https://aliusluyazi.blogspot.com/2019/04/dervise-gore-kaliteli-insan.html

26-DERVİŞ VE YUSUF

https://aliusluyazi.blogspot.com/2019/04/dervis-ve-yusuf.html

27-DERVİŞİN GENCE NASİHATİ

https://aliusluyazi.blogspot.com/2019/05/dervisin-gence-nasihati.html

28-DERVİŞ VE PROBLEM

https://aliusluyazi.blogspot.com/2019/05/dervis-ve-problem.html

29-DERVİŞİN BÜROKRAT OLAN ARKADAŞI

https://aliusluyazi.blogspot.com/2019/06/dervisin-burokrat-olan-arkadasi.html

30-DERVİŞE GÖRE HUZURSUZ İNSAN

https://aliusluyazi.blogspot.com/2019/06/dervise-gore-huzursuz-insan.html

 

31-DERVİŞ VE KARAKTER

https://aliusluyazi.blogspot.com/2019/07/dervis-ve-karakter.html

32-HADDİNİ BİLMEK

https://aliusluyazi.blogspot.com/2019/07/mini-oyku-haddini-bilmek.html

 

33- DERVİŞ VE CAMİ

https://aliusluyazi.blogspot.com/2018/03/dervis-ve-cami.html

34-DERVİŞ VE KALABALIK

https://aliusluyazi.blogspot.com/2018/07/kalabalik-icerisindeki-dervis-tefekkur.html

 

 

35-SÖZ ÜZERİNE

https://aliusluyazi.blogspot.com/2017/10/guzel-sozun-onemi.html

36- - AH BİR ANLAYABİLSEM

https://aliusluyazi.blogspot.com/2020/08/ah-bir-anlayabilsem.html

37-BİR GÜN BU MAKAMDAN AYRILACAĞINIZI UNUTMAYIN

 https://aliusluyazi.blogspot.com/2020/08/makam-mevki-sahiplerine.html

 

38-BENİM KİM OLDUĞUMU BİLİYORMUSUN?

https://aliusluyazi.blogspot.com/2020/07/sen-benim-kim-oldugumu-biliyor-musun.html

39- HESAP VAR

https://aliusluyazi.blogspot.com/2020/07/hesap-gunu-var-hesap-var.html

40-DERVİŞİN İSTEDİĞİ MAKAM

https://aliusluyazi.blogspot.com/2020/07/dervisin-istedigi-makam.html

41-GENÇLİKTEN ŞİKAYET EDEN KİŞİ

https://aliusluyazi.blogspot.com/2020/07/genclikten-sikayet-eden-ile-dervis.html

 42-HADDİNİ BİLDİRMEK

https://aliusluyazi.blogspot.com/2020/07/haddini-bidirmek.html

43-DERVİŞİN KISKANÇLIĞI

https://aliusluyazi.blogspot.com/2020/07/dervisin-kiskancligi_7.html

44-DÜNYANIN EN ZOR UĞRAŞISI

https://aliusluyazi.blogspot.com/2020/06/dunyanin-en-zor-ugrasisi.html

45-DERVİŞ VE TORPİL

https://aliusluyazi.blogspot.com/2020/06/dervis-ve-torpil.html

46-MİSAFİRİN CANINI SIKAN ŞEY

https://aliusluyazi.blogspot.com/2020/06/dervis-ve-misafirin-canini-sikan-sey.html

47-TÜCCARA NASİHATİ

https://aliusluyazi.blogspot.com/2020/06/dervisin-tuccara-nasihati.html

48-ASR SURESİ

https://aliusluyazi.blogspot.com/2020/06/dervisin-asr-suresinden-anladiklari.html

49-YAPILMASI GEREKEN İLK ŞEYLER

https://aliusluyazi.blogspot.com/2020/05/dervise-gore-yapilmasi-gereken-ilk.html

50-ORUÇ

https://aliusluyazi.blogspot.com/2020/05/dervis-ve-oruc.html

51- DERVİŞİN MAHŞER HAYALİ

https://aliusluyazi.blogspot.com/2022/08/dervisin-mahser-hayali.html

52-UZUN YOL ŞOFÖRÜ

https://aliusluyazi.blogspot.com/2020/06/dervis-ve-yol.html

53-İNSAN ALDANDI

https://aliusluyazi.blogspot.com/2021/11/aldatanlar-aldandilar-mini-oyku.html

54-DERVİŞİN KIRILAN VAZOSU

https://aliusluyazi.blogspot.com/2018/01/dervisin-kirilan-vazosu-tefekkur-yazlar.html

 

55- DERVİŞİN BABASINA SORDUĞU SORU

https://aliusluyazi.blogspot.com/2022/03/cennet-nimetleri.html

56-DERVİŞ VE TABİAT

https://aliusluyazi.blogspot.com/2021/11/dervis-ve-tabiat.html

57-DERVİŞİN MEYVELERİ

https://aliusluyazi.blogspot.com/2020/05/dervisin-meyveleri.html

58-İZLER KARUŞUNCA

https://aliusluyazi.blogspot.com/2021/06/at-izi-it-izine-karistiginda.html

59- KENDİ MÜNAFIĞINI ÜRETMEK

https://aliusluyazi.blogspot.com/2023/03/kendi-munafigini-uretmek.html


DERVİŞ VE MANDALİNA


Derviş, kendisiyle görüşmek için izin isteyen birkaç gence ertesi gün için randevu verdi. Gençlere ikram etmek için pazardan iki kilo mandalina aldı. Pazar günü  öğle namazını Ulu Cami'de kılan derviş, anlaştıkları gibi cami çıkışında gençlerle buluştu. Onları evine davet etti.
Gençlerden biri, zaman zaman dervişe uğrayan bir gençti. Liseden birkaç arkadaşını da bu mütevazi mü'minle tanıştırmak istemişti. Tanışma, hal hatır sorma faslından sonra, derviş tabaklara koyduğu mandalinaları gençlere ikram etti.
Eline aldığı mandalinayı göstererek söze başladı.
Gençler! Bu elinizdeki meyve iki kısımdan oluşuyor değil mi?
1-Ambalajı, yani kabuk  kısmı.
2- İçindeki asıl yenecek kısmı.
Eliyle mandalinayı soydu ve  kabuğunu gösterdi. Bu ambalaj kısmı ne işe yarıyor sizce?
Gençlerden biri cevap verdi:
"Dala sapıyla bağlı kısmı orası. Yani meyve, besinini ağaçtan, kabuk vasıtasıyla alıyor."
"Güzel" dedi derviş. Başka ne işe yarıyor?
 Öbür genç:
"Bence meyveyi dış etkenlerden koruyor." dedi.
"Evet aynen öyle" dedi derviş. "Biliyorsunuz mandalina sonbahar meyvesidir. Ekim-kasım aylarında bazen gündüzleri çok sıcak geceleri soğuk olabilir. Öyle bir kabuk olmalı ki, meyveyi hem sıcaktan hem soğuktan korumalı. 

Yine bildiğiniz gibi, güneş  ışığı aynı yere uzun süre dokununca o şey bozulabilir. Hem aldığımız gıda maddelerinde güneş ışığından koruyunuz yazar. Halbuki mandalinaların bazıları hem sonbaharda hem de olgunlaşma dönemi olan yaz mevsiminde her gün güneş ışığına uzun süre maruz kalır ve bozulmazlar. Hatta yararlanırlar. Bozulmadan güneşten istifade ettiren işte bu kabuklarıdır. Kabuğun kalınlığı ve yapısı, meyveyi hem sıcaktan hem soğuktan koruyacak niteliktedir. Kışın soğuk daha fazla olduğundan portakalın kabuğu daha kalındır.

Ayrıca kabuklar, yağmur suyu, toz -toprak gibi şeylerin  meyveye girişini engeller. Fakat hava girişi için gözenekleri vardır.
 Bir şey daha var. Meyve küçükken ambalaj da küçüktür, meyve büyüdükçe ambalaj da büyür.
Son olarak, biliyorsunuz aldığımız ürünlerdeki ambalaj hem ürünü korumak hem de müşteriyi cezbetmek için tasarlanmıştır. İşte bu kabuğun rengi ve şekli insanları cezbedecek niteliktedir.
 Gençler hayranlıkla dervişi dinliyorlardı.

"Şimdi meyve kısmına geçebiliriz." dedi. İsmi Ahmet olan gence sordu. Bu meyvede hangi vitamin var?
"C vitamini olarak biliyorum"diye cevapladı Ahmet. Bu sefer Muhsin'e sordu: "Sonbahar mevsiminde vücudumuzun hangi vitamine ihtiyacı vardır?"
"Hastalıklardan korunmak ve üşümeyi önlemek için C vitaminine ihtiyacımız var" dedi Muhsin.
Derviş bu cevabı bekliyormuşçasına cevapladı.
Demek bu meyveyi sonbaharda olgunlaştırıp onu C vitamini deposu yapan ile insanların sonbaharda C vitaminine ihtiyacı olduğunu bilen birisi var. Gençler başlarını sallayarak tasdik ettiler.
Buradan ne gibi sonuç çıkarabiliriz diye sordu. Biraz düşündükten sonra Muhammed ismindeki genç söz istedi:
 -Allah Teala insanı yaratmış. Ayrıca onun ihtiyaçlarına göre meyve yaratmış, zamanlamasını insanın ihtiyaçlarına göre ayarlamış diye düşünüyorum.
"Aferin, kardeşim. Aklın yolu bir. Birazcık düşünenler bu sonuca varır." dedi

Derviş soyulmuş mandalinayı göstererek "ne kadar güzel bir geometrik şekil değil mi?"dedi. Sonra dilimlere ayırdı ve her bir dilimin de birbirine uyumlu geometrik şekilde olduğunu gösterdi. Dilimleri yemenin daha pratik olduğunu söyledi." Bunu yapan zatın çok iyi geometri bilgisinin olması gerekir." dedi
Sonra besmele çekerek yedi. Güzel bir tat ve hoş bir kokusunun olduğunu belirtti. "Bunu yapan zatın iyi  bir tat, koku ve renk bilgisinin olması gerekir. Bilmesinin yanında  bütün bunları meydana getirecek güç ve kuvvetinin de olması gerekir." dedi.
Gençlere buyurun dedi. Gençler ellerine mandalinaları aldıklarında: "Bir dakika bakar mısınız gençler!" 
 Hediye paketi açmayı sever misiniz? Bu meyveler sanki size gelen birer hediye. İlk defa ambalajını siz açıyorsunuz." dedi. Bu, gençlerin çok hoşuna gitti.
Gençler tefekkür ederek meyveyi yedikten sonra derviş devam etti. Mandalinanın fiyatı ne kadar bilen var mı?
Gençler kendi aralarında biraz konuşunca biri söz alıp pazardaki fiyatların 10 ile 15 TL arasında olduğunu söyledi. 
Derviş, "bu fiyat mandalinanın gerçek fiyatımı sizce" diye sordu. Gençler pek bir şey anlamamış gibi birbirlerine baktılar. Derviş devam etti:
-Bir dostunuz size hediye olarak beşbin liralık telefon alsa; hediyeyi kargo ile gönderse. Siz hediyeyi almak için 30 lira kargo ücreti ödeseniz, ödediğiniz ücret telefon ücreti mi  kargo ücreti mi?
-Tabi ki kargo ücreti, dediler gençler.
Derviş:
"Hah işte mandalina da böyle. Allah Teala bu meyvenin ağacını yetiştiriyor. Onun güneşini havasını yağmurunu gönderiyor. Topraktan besinini veriyor. Meyve çiçek oluyor, meyveye duruyor altı ayda onu büyütüyor, size gönderiyor. Fakat bunlardan ücret almıyor. Sizin ödediğiniz ücretin içerisinde bahçıvanın, meyve toplayan işçilerin, nakliyat yapan firmanın ve pazarcı esnafının emeğinin ücreti var. Yani kargo ücreti gibi." dedi.
Gençler tam bir hayranlıkla dervişi dinlediler. Yıllardır yedikleri bu meyveyi ilk kez farklı bir biçimde yediler.
"Bütün bunların karşılığında mandalinayı bize hediye eden Rabbimiz bizden ne istiyordur sizce?" diye sordu derviş.
Ahmet söz aldı ve "şükür etmemizi istiyor Rabbimiz bence" dedi.
Aynen öyle dedi derviş. Yerken O'nun adını anmalı, yedikten sonra da şükretmeliyiz.

Tabaktan bir tane çekirdek aldı. Gençlere göstererek. "Gençler! Şu küçücük çekirdeğin içerisinde mandalina meyvesinin renk, koku, tat şekil dahil her şeyinin planı var. Ayrıca ağacın dallarının, yaprağının, gövdesinin köklerinin  yani her şeyinin planı var değil mi?" dedi.
Gençler tefekküre daldılar.
"Allah Teala bir meyve ile bize gücünü, kuvvetini- kudretini, bilgisini gösteriyor. Rızık verici olduğunu ve merhametini gösteriyor." dedi.
"Eğer siz Allah'ın nimetlerini saymaya kalksanız sayamazsınız" Ayetini okudu. Gençler farklı bir sohbet dinlemenin zevkiyle, Allah Teala'ya hamd ettiler ve verdikleri için şükürler ettiler.
Dervişe de her şey için teşekkür edip kalkmak için izin istediklerinde gönülleri ferahlamış, zihinleri dervişin anlattıklarıyla meşgul idi.
KİM BU DERVİŞ
https://aliusluyazi.blogspot.com/2017/11/tefekkur-hikayeleri.html


MANŞET!

İNSANI ÖZGÜRLEŞTİREN İKİ CÜMLE.

  Allahu Ekber" - Allah en büyüktür, Allah tek büyüktür" Sözüne iman etmiş kimseler için artık diğer tüm büyükler(!) (büyüklük tas...